YALAN DÜNYADA

Geçenlerde dört tip olumsuz duygunun hayatımızı kararttığını okudum : 1) Korku 2) Öfke 3) Acıma/Acındırma 4) Suçluluk. Bu duygulara kapıldığımız anda duyguları bize hissettiren kişiye bütün pozitif enerjimizi verdiğimiz gibi onun da bütün negatif enerjisini yüklendiğimizi duyunca dehşet içinde kaldım. Kesinlikle doğruydu. “İyiler çok yaşamaz”, “Kötüler hep kazanır.” gibi sözler boşuna söylenmiyordu. Kötü insanlar kendi çıkarları doğrultusunda ilerleyebilmek için her yolu deniyorlardı. Sınırları yok onların, karşı tarafın duygularını düşünüp ona göre hareket etmek gibi dertleri de yok. Tek hedefleri olası tehlikelere karşı çıkarlarını korumak için önlemler almak ve hedeflerine ulaşmak için gerekli kadroyu kendi yörüngelerine sokmak. Mobbing (iş yerinde örgütlü bir şekilde bir kişinin kasıtlı olarak üzerine gelinmesi) gibi durumlar hep bu tür insanlar yüzünden oluyor. Mobbing etkisi altına giren kişi bu dört temel duygunun girdabına sürükleniyor adeta. Peki bunun için ne yapmak gerekir? Bence bir iş yerinde insanlar sonsuza kadar aynı görevde kalmamalı, rotasyon olmalı. Ya da o görevde kalıp kalmaması seçimle belirlenmeli.

Diğer yandan iş yerlerinde bu tip uygulamalar, düzenlemeler yapılsa da toplum denilen hepimizin içinde var olduğumuz bir olgu var. Toplumda da iyiler var , kötüler var ve tıpkı işyerinde olabileceği gibi günlük hayattaki insanlar ve deneyimlenen durumlar da size bu dört temel duyguyu yaşattırabiliyorlar. Bu duyguların girdabına kapıldığımız anda felakete doğru sürüklenmeye başlıyoruz. Peki nasıl baş edebiliriz böylesi bir dünyada bu duygulardan uzak kalmayı? Aklıma teslimiyet kavramı geliyor. Olan her ne ise onu olduğu gibi kabul edip yoluna devam etmek. Kötü bir insanla savaşamazsın, sana yaptığı haksızlıkları ondan savaşarak geri alamazsın. Çünkü o kötüdür ve ona göre kazanmak için her yol mubahtır. Onu yenmek için onun gibi savaşman gerekir. Onun gibi savaşırsan artık sen sen olmaktan çıkarsın, o kötü insana dönüşürsün. O zaman kazansan da acaba gerçekten kazanmış olur musun? Bence sadece o sevmediğin kişiye dönüşmüş olursun. Bu hoşuna gider mi? Tek çözüm teslimiyet; olanı olduğu gibi sabırla kabul edip kendi yolunda Allah’a, evrene, hayata, büyük resme güvenerek ilerlemek. Sana çok iyimser gelebilir sözlerim. Ama hayat bana bunu öğretti.

Ömrümüz kelebek ömrü kadar…

Geçenler de izlediğim “Kelebek Etkisi” adındaki bir film de bana düşüncelerimin doğruluğunu başka bir açıdan gösterdi. Filmde ana karakterin geçmişe dönüp olayların seyrini değiştirme gücü vardı. Baş karakterin sevdiği bir kız vardı, tek isteği bu kızla mutlu bir beraberlik yaşamaktı. Bu mutlu sona kavuşabilmek için defalarca geçmişe gitti ve olayların seyrini değiştirdi. Olaylar farklı bir şekilde gelişse de sonuç hep aynı oldu: kızla oğlan mutlu sona kavuşamadı. Ne kadar kabul etmek istemesem de kader diye bir şey var. Bazı şeyleri ne yaparsak yapalım değiştiremiyoruz. Bu noktada sadece iki seçeneğimiz var: 1) İstediğimiz olmadı, olmuyor diye sürekli şikayet edip hem kendimizi hem çevremizi mutsuz etmek. 2) Olmayanı kabul edip yüzümüzü başka olasılıklara , önü açık olan yollara çevirmek. Çalışmaya, yaşamaya, paylaşmaya devam etmek.

Hayatın kendi içinde bir düzeni var, asla büyük resmi görebilecek kadar bilge olabileceğimi düşünmüyorum. Sadece hayatla inatlaşmaktan vazgeçip, olanın olmasına ve gitmesine izin verip bana sunulan hayatı keşfedebilirim. Ve o zamanda herkesle ve her şeyle barışık ve huzurlu yaşamayı öğrenebilirim gibi geliyor.

Neşet Ertaş’a, büyük ustaya, kalpten yaşayıp dehasıyla sanata aktarana saygıyla…

Sen ağladın canım ben ise yandım
Dünyayı gönlümce olacak sandım
Boş yere aldandım boş yere kandım
İrengi gözümde solan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada

Yalandan yüzüme gülen dünyada

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.