VAR MISIN YOK MUSUN?

“Karaya ve denize hâkim olmaksızın da soylu eylemlerde bulunabiliriz. (…) Mutlu insanın fazla şeye ihtiyacı yoktur.” Aritotoles

Her sabah internetten magazin haberlerine şöyle bir bakarım. Kafamı dağıtır, eğlendirir, severim. Geçen ay bir magazin haberi beni düşündürdü. Kerimcan ve Şeyma Subaşı’yla ilgiliydi. Yazar bu ikisinin hiçbir özelliği olmadığı halde nasıl bu kadar özgüvenli olduklarını sorguluyordu ve gençlerin bu ikisini değil de Aziz Sancar’ı örnek alması gerektiğini vurguluyordu. Bu yazı beni düşündürdü: insanların özgüvenli olabilme ölçütü Nobel kazanmakla mı eş değerdi?

Bence herkes özgüvenli olmayı hak ediyor, hatta bu doğuştan gelen bir hak. Çünkü insanız ve bir takım bizim bile bilemeyebildiğimiz pek çok yetenek ve beceriyle yaratılmışız. Bunları hissetmek, fark etmek ve geliştirmek özgüvenle direk ilişkili. Bir insan kendisine güvenmiyorsa hiçbir girişimde bulunmaz, hiçbir yerde varlık göstermez; çünkü o zaten baştan kaybetmiştir. Ve ne yazık ki özellikle Türkiye’de özgüveni sıfırın altında olan o kadar çok insan var ki… Ve bu insanların çoğu başka bir şekilde varlık göstermenin yolunu bulmuşlar: özgüveni olan, kendi yolunda ilerleyen insanların işlerini zorlaştırmak, onları yok etmeye çalışmak,  onların kendilerini değersiz hissetmeleri için ellerinden geleni ardına koymamak. Amaç herkesi değersizleştirmek, silikleştirmek… Sayıları o kadar fazla ve yöntemleri o kadar acımasız ki onlarla mücadele etmek imkansız. Bu yüzden de pek çok özgüvenli, nitelikli insan köşelerine çekiliyorlar. Huzurlarını ve hayatlarını sürdürebilmek için… Fakat bu onların hepsinin kendilerinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyor. Bazıları sessiz sakin çalışıyor, üretiyor ve anlayanla paylaşıyor. Onların derdi ünlü olmak, şan, itibar, şöhret, para kazanmak falan değil. Onların derdi üretmek, paylaşmak, olgunlaşmak, insan olmanın hakkını verebilmek.

İnsan olma yolunda böyle sessiz sedasız ilerlerken hayatın bize ne sunacağını ne getireceğini asla bilemiyoruz. Kimileri çalışmalarının karşılığında toplum tarafından yüceltiliyor ve ödüllendiriliyor. Kimileri de yaşamlarını aynı sessizlik sakinlikle tamamlıyor. Ben bu şekilde yaşamayı “Var mısın? Yok musun?” adlı yarışma programına benzetiyorum. Hatırlarsanız o yarışma programında numaralandırılmış kutular vardı. Yarışmacı bir kutuyu seçiyordu. Sunucu kutuyu açmadan önce yarışmacıya tekliflerde bulunuyordu. Güzel bir tatil, belli bir miktar para, elektronik ev aletleri bu tekliflerin içeriğini oluşturabiliyordu. Yarışmacı kutuyu açtırmaktan vazgeçebiliyordu. Ya da kutumu açın diye ısrar edebiliyordu. Kutunun içinden bir araba, bir ev çıkabildiği gibi kutu tamamen boş olabiliyordu. Tamamen şans… İşte ben var olmayı, kendi yolunda ilerlemeyi bu yarışma gibi görüyorum. Varsan ilerlersin, ne olursa olsun devam edersin. Yoksan yolun bir yerinde durup elindekilerle mutlu olursun. İkisinde de doğru ya da yanlış yok. Bu sadece seçim meselesi.

Varım…

Tabi bu varlık ve yokluk arasında farklı durumlarda var. Örneğin,  yokken var edilme durumu. Kurduğun ilişkiler, maddi durumun, toplumda değerli görülen bir takım avantajların ya da şansın sayesinde insanların seni yüceltmesi durumu. Bu da gayet normal. Fakat bu durum da taşıma suyla değirmen döndürmeye benzer. Eğer senin yolunda ilerlemeni sağlayan kaynak içeriden varlığından gelmiyorsa, ne kadar süre başkalarına ya da başka şeylere bağlı ilerlersin? Ve en önemlisi bu insan olarak seni ne kadar tatmin eder?

Bir de “isyan” durumu var. Sen kendi yolunda ilerlerken yokluk durumundaki insanlar acımasızca üstüne üstüne gelir ve en sonunda her şeyi bir kenara bırakıp yokluk durumuna razı olma aşamasına gelebilirsin. Ve bu şekilde yaşamaya başladığını da düşünebilirsin. Ama içinde bir şeyler seni rahat bırakmaz, sürekli dürtükler, “Hadi” der. Böylece hiçbir yerde duramaz hale gelirsin. Ne varsındır ne de yok. İşte seni rahat bırakmayan, seni dürtükleyen içten gelen o his senin kendine olan özgüvenindir. O özgüven senden asla vazgeçmez, her şartta ve koşulda senin yanındadır. Çünkü senin mutluluğu hak ettiğine inanır. Onu bırakma, onu takip et. Sırf bu his bile yaşamını heyecanlı ve dolu dizgin kılıp hayallerini canlı tutar. Ve bu his herkese nasip olmaz, sadece var olanlar bu ayrıcalığa sahiptir.

Ve unutma ki başardıkların, geldiğin pozisyon ne olursa olsun sen bir insansın, tıpkı herkes gibi. Kazandıkların senin manevi yaşamını, sosyal ilişkilerini değiştirebilme gücüne sahip değil.  Aziz Sancar şu sözleriyle bunu ne kadar güzel dile getirmiş.

“Nobel ödülünü aldıktan sonra eve gittim. Hanım ‘Aziz, çöp dışarı çıkarılacak.’ diyor. Ben Nobel aldım diyorum. ‘Sen yine de çöpü dışarı çıkar.’ diyor. Bazı şeyler hiç değişmez.” Aziz Sancar

Yine babamın 45’liklerinden gelsin…

You only live twice, or so it seems

Sadece iki kere yaşarsın, ya da öyle görünüyor


One life for yourself, and one for your dreams

Bir yaşam kendin için, ve biri hayaller için.

This dream is for you, so pay the price

Bu hayal senin, o zaman bedelini öde


Make one dream come true, you only live twice

Bir hayalini gerçekleştir, sadece iki kere yaşarsın…

1 thought on “VAR MISIN YOK MUSUN?

  1. Yine çok güzeldi 😊Özgüven gerçekten herkes de bulunmuyor. Kimse kendi değerinin farkında değil farkındaysa da bir şekilde etrafındaki kişiler tarafından bastırılıyor. Herkes kendi işine değil de içine baksa ne güzel olur. 🙂

    Sevgiler 🤗🤗

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.