URFA 4 : HARRAN ve TEK TEK DAĞLARI MİLLİ PARKI

Gezinin en enteresan bölümü Harran ve Tek Tek Dağlarında tek tek gezdiğimiz antik şehirler ve kalıntılardı. Akıl almaz bir tarih buralarda öylece duruyordu. Çok azı koruma altına alınmıştı. Genellikle yerel halk bu antik yerlerde yaşıyordu. Buralara pek yerli turist gelmiyormuş. Arada bir iki otobüs dolusu yabancı turist gelip detaylı bir biçimde gezip dolaşıyormuş. Şimdi gözlemlerimi tur danışmanımız Nezih Aytaçlar’ın bilgileri eşliğinde anlatacağım.

Harran

Harran deyince gözümde canlanan surlarla çevrili eski kent alanındaki kerpiç evlerden (Harran Kümbet Evleri) ve  kurak sarının hakim olduğu sınırsız bir alandan ibaret. Kerpiç evlerde Arapça konuşan bir halk yaşıyormuş.  Harran Höyüğünde yapılan kazılar MÖ 7000’de başlayıp kesintisiz süregelen yerleşimin izlerini ortaya çıkarmış. Hitit, Roma, Abbasiler gibi önemli uygarlıkların izlerini taşıyan Harran , ticaret yolları ve verimli ovasıyla hemen hemen her çağda siyasi, dini ve ekonomik bir merkez haline gelmiş.

Harran’daki Ay tanrısı Sin tapınağı Ortadoğu’nun en kutsal ibadet yerlerinden birisi olmuş. Ayın yanı sıra Sabah Yıldızı (Venüs, İştar, Zühre), güneş (Şammaş) ve diğer gezegenlere de tapınılmış. Harran’ın güneydoğusundaki Soğmatar’da bu tapanımın izleri korunmuş. Sin inancının dini ritüelleri hakkında güvenilir bir bilgi yoktur. İnsan kurbanını da içeren ezoterik bir din olduğu düşünülmektedir. Gökyüzü rasatı (Nücum, Astronomi)çok gelişmiş. Sin kültürünün amblemi olan hilal ve sekiz köşeli yıldız zaman içinde İslam dünyasının simgesi haline gelmiş.

Hem Tevrat hem de Kur’an Hz. İbrahim’in Kenan iline buradan yola çıkarak göçtüğü belirtilir.

Sin inancı Hıristiyanlık ve Müslümanlık sonrasında da varlığını korumuştur. 833 yılında Halife Memnun, Harran’da “puta tapanlar” olduğunu öğrenmiş ve kendilerini korumak isteyen Harranlılar Kur’an’da adı geçen Sâbi’liği seçerek ölümden kurtulmuşlar.

Türkiye’de İslam egemenliğine ilk giren (638) ve yaklaşık 14 yüzyıl boyunca kesintisiz olarak varlığını sürdüren Harran Moğol istilasıyla yerle bir olmuş. 

Moğollar tarafından yıkılan Harran Ulu Camii, Türkiye’de İslam mimarisinde yapılmış en eski ve en büyük camiidir.

Harran Medresesi Üniversitesi, klasik medrese disiplininden farklı olarak tıp, astronomi, fen bilimleri ve felsefe alanlarında ki yoğun çalışmaları nedeniyle dünyanın ilk “üniversitesi” olarak yorumlanmış. Dünyanın aya olan uzaklığını ilk olarak doğru hesaplayan astronomi bilgini el-Battani gibi bir çok bilim adamı yetiştirmiştir. Burada “Harran Ekolü” olarak bilinen felsefe sistemi ortaya çıkmış.

Tek Tek Dağları Milli Parkı

Harran’ın yakın çevresi; özellikle kuzeyi; günümüzde GAP projesi sayesinde verimli bir ovadır. Harran’ın doğusu ise kireç taşından oluşmuş kemik rengi taşlardan ibarettir. Bu ilginç coğrafya bitki örtüsünün yanı sıra kültürel değerleri de dikkat çekicidir. Bunlar arasında Bazda mağaraları, Han el-Ba’rur Kervansarayı, Şuayb şehri, Soğmatar ve Senemağar ilgi çeker.

Bazda Mağaraları

Harran – Han el-Ba’rur yolunun her iki tarafında taş ocakları bulunmaktadır. İnsan eliyle oluşturulmuş bu taş ocakları çok görkemliydi. O günkü şartlarla koca koca taşları nasıl oydukları benim için tam bir bilmeceydi. Ayrıca taş ocaklarının içi çok serin ve geniş. Ne yazık ki taş ocaklarının etrafı ve içi çöple dolu. Etrafta bir çok küçük çocuk vardı. Belli ki buraları onların oyun alanıydı. Fakat çöpler onlara ait değildi. Oraya yemeğe içmeye gelen insanlara aitti. 8.yüzyıldan itibaren başlayan taş çıkarma faaliyeti sonucunda kaya içinde pek çok sayıda meydan ve tünel oluşmuş. Bazılarının içine arabayla bile girilebiliyor.

Foto: Mürüvvet Güler

Han el-Ba’rur Kervansarayı

1219 yılında yapılan hanın ismi olan “Ba’rur” kelimesi Arapça’da “Keçi gübresi anlamındadır. Rivayete göre, hanı yaptıran kişi burayı kuru üzümle (başka bir anlatımda altınla) doldurmuş. Geleceğe dönük olarak “Benden sonra gelenler burayı keçi gübresi ile dolduracaklardır.” Demiş. Yapı, Moğol istilasından sonra harap hale gelmiştir.

Yapının içinde duvar taşlarının küçük küçük kutular halinde bölündüğü tavanı olmayan uzun duvarlardan oluşan bir bölüm vardı. Burası güvercinlikmiş. Güvercinler dışkılarını o küçük kutulara yapıyorlarmış. Ve o dışkılar gübre olarak kullanılıyormuş ve bu dışkıların maddi ederi de oldukça pahalıymış. Kervansarayın hemen aşağısında bir kuyu vardı. Bu kuyunun da duvarları küçük küçük kutulara bölünmüştü. Kuyuya doğru eğildiğinizde hem kanat çırpan güvercinleri hem de güvercin seslerini duyabiliyordunuz.

Bu bölgede halk kervansarayın içinde yaşıyor. Etrafımızı çevreleyen çocuklar bize adeta kılavuzluk edip yol gösterdiler.

Şuayb Şehri

Yapılan araştırmaların sonucunda Şuayb Şehri isminin Arapçada “Eski İnsan Şehri” anlamına geldiği ve bu yerleşim içinde yer alan evlerin ise Harran Ova’sında yaşan insanların yazlıkları olduğu düşünülmüş. Şehrin etrafı yer yer surlarla çevrilidir.

Kur’an’a göre Medyen halkının peygamberi olan Şuayb İbrahim soyundandır. Musa Mısır’dan kaçtıktan sonra geldiği Medyen ülkesinde Şuayb’ın kızıyla evlendi. Medyen halkı Tevrat’ta Midianlılar adıyla anılan kavimdir.

Tevrat’a göre Medyen halkı Midianlılar adıyla anılan kavimdir. Tevrat’a göre Musa Mısır’dan kaçarak Midianlılara 40 yıl sığındı. Başrahipleri Yetro’nun kızıyla evlendi.

Bu durumda Kur’an’da anılan Şuayb ile Tevrat’ta anılan Yetro aynı kişi kabul edilmelidir.

Soğmatar (Yağmurlu Köyü)

Soğmatar gezinin en son durağıydı ve inanılmaz yorgundum. Gezdiğimiz, gördüğümüz onca yer, duyduğumuz onca hikayeden sonra orada dolunaya şahit olmak sanki bir film karesinden ödünç alınmış bir andı. Sonrasında köyün muhtarının evinde yediğimiz akşam yemeği de bambaşka bir deneyimdi. Soğmatar’a yolunuz düşerse şu bölgeleri (ben de hepsini gezemedim) ziyaret etmeyi unutmayın:

Höyük

Musa Kuyusu

Pognon Mağarası (Sin Tapınağı)

Anıt mezarlar

Kutsal Tepe (Tepenin kuzeyinde ki bir kaya bloğunda kemerli bir niş içinde ay tanrısı Sin büstü var.)

Aslan Heykeli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.