URFA 1: URFA SARISI


“Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol.” (Kur’an, Enbiyâ Suresi 69)

13-15 Eylül tarihleri arasında arkeolog eşliğinde Urfa – Diyarbakır turuna katıldım. Tur her ne kadar 3 gün gibi kısa bir sürede gerçekleşse de gezdiğimiz gördüğümüz yerler, yediklerim içtiklerim, tanıştığım yeni yüzler oldukça yoğun ve fazlaydı. Her ne kadar isyan ettiğim benden bu kadar artık otelde uyumak falan istiyorum dediğim anlar olsa ayrıcalıklı bir deneyimdi. Şimdi sana gezimi anlatmak istiyorum ama nereden başlayacağımı nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Eksik ya da hatalı bilgi verirsem lütfen beni bu konuda bilgilendir ki düzeltebileyim. Arkeolojik ve tarihsel bilgilerin çoğunu  Arkeolog Nezih Aytaçlar’ın hazırlayıp bize dağıttığı Urfa-Diyarbakır kitapçığından aktaracağım.

Sabahın 4’ünde hava alanında olmam gerektiği için o gece hiç uyumadım. O gün sadece uçakta iki saat uyudum. Sabah 8 gibi Diyarbakır’a indik ve güzel bir kahvaltı ettik. Diyarbakır’da biraz gezindikten sonra 2,5 saat süren bir otobüs yolculuğuyla Urfa’ya vardık. Otobüste her zaman ki gibi cam kenarına oturdum ve manzarayı seyrettim. Açık konuşmak gerekirse hayal kırıklığına uğradım. Her yer ya kara kara bazalt taşlarla doluydu ya da kuraklık simgesi o açık sarı renkli kuru otlarla kaplıydı. Arada yolun çok çok ötesinde antep fıstığı dedikleri ağaçlar hayal meyal görünüyordu. Yanımda oturan tur rehberi Arzu’yla hislerimi paylaştım.

“İzlemeye devam et. Aralarda sürpriz görüntüler yakalayacaksın.” dedi.

Sözünü dinledim. Önce büyük büyük araçlar gördüm. Bu araçlar toprağı bazalt taşından temizleyip tarım için yer açıyormuş. Sonra tamamen temizlenmiş taze koyu kahve araziler gördüm, bazılarına buğday ya da mısır ekilmişti. Ve sonra bir yerde bir su birikintisinin çevresine toplanmış, serinlemeye çalışan keçileri, inekleri ve koca kuyruklu koyunları gördüm. Bu bölge tarımdan ziyade  mera olarak kullanılıyormuş. Derken Siverek ilçesinde mola verdik. Siverek, Urfa’nın en büyük ilçesi ve aynı zamanda ünlü oyuncu yönetmen Yılmaz Güney’in memleketidir. İzmir’in Karşıyaka ilçesinde olduğu gibi buradaki insanlar “Urfa’lıyım” demek yerine “Siverek’liyim” demeyi tercih ederlermiş.

Urfa’ya varır varmaz Urfa kalesinin hemen  önünde ve muazzam bir parkın kıyısında yer alan Balıklıgöl’e (Halil-ür Rahman Gölü) gittik . “Peygamberler Şehri” olarak tanınan Urfa’da Eyüp, İdris ve Şuayip peygamberler yaşamış. Ayrıca  Ortadoğu’daki tüm semavi dinlerinin başlangıcını oluşturan İbrahim peygamber de Urfa ve çevresinde yaşamıştır. Balıkgöl’ün de İbrahim Peygamberin sebep olduğu mucizenin sonucunda oluşmuş olduğuna inanılır.

Tevrat’a göre Hz. İbrahim güney Mezopotamya’daki Ur şehrinden babasıyla birlikte göçerek Harran’a gelir. Burada uzun süre yaşadıktan sonra Allah’ın kendisine vadettiği ülkeyi bulmak için Kenan iline gider. Karısı kısır olduğundan, cariyesi Hacer’den doğan erkek çocuğu İsmail Arap ulusunun atası olacaktır. Sonra Allah’ın mucizesiyle Sarah’ın doğuracağı çocuk İshak ise Yahudi ulusunu yönetecektir. Allah İbrahim’in inancını sınamak için oğlu İshak’ı kurban etmesini ister, ama sonradan çocuğun yerine bir koç indirir (Tekvin 11-25).

Kur’an-ı Kerim’de de öykü çok benzerdir. Ancak bu sefer hikayeye Nemrud’un zulmü eklenir. Yörenin hükümdarı Nemrud, yeni doğacak bir çocuğun bütün putları kıracağını öğrenir ve yeni doğan çocukları öldürülmesini emreder. Annesi İbrahim’i bir mağarada gizlice doğurur. İbrahim büyüdüğünde tapınağa giderek putları kırar . Nemrud İbrahim’i bir mancınık yardımıyla ateşe atmaya yeltenir, ancak Allah’ın araya girmesiyle ateş suya, odunlar balıklara dönüşür. Böylece Balıklıgöl; Nemrud’un ateş yaktığı Balıklıgöl ve  İbrahim’in doğduğuna inanılan Dergâh-ı İbrahim mağarası ile bilinir.

Her ne kadar bu fotoğrafta belli olmasa da bu sokak Urfa sarısı… Makine ve ışıkların azizliği…

Balıklıgöl’den sonra Urfa’nın içindeki çeşitli camileri, hanları ve pazar yerlerini gezdik. Hepsinin kendine has bir tarihsel değeri ve hikayesi vardı. Uykusuzluk ve yorgunluktan çok fazla bir şey hatırlamıyorum. Unutamadığım tek şey Urfa sarısı. Buğday başaklarının soluk  sarı rengi şehrin dar sokaklarında, caddelerinde hakimdi. Daha önce hiç bu kadar yoğun maruz kalmadığım bu kuraklık hissi veren sarı renk bana garip bir geçmiş hissi verdi. Sanki ben de tüm o tarihe olma aşamasında eşlik etmişim gibi…

2 thoughts on “URFA 1: URFA SARISI

  1. İphigenia’ya kadar dayanır kurban ritüelleri , coğrafı açıdan evet sarımsı bir görüntü beni de pek açmaz ama tarihi açısından güzel bir gezi . balık olan her yazıyı iki defa okurum : ))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.