UÇAN BALON

“Nereye gitmemiz gerektiğini ancak giderek öğreniriz.” Theodore Roethke

Önce Bana Sor sitesini kurduğumda ömürlük olmasını planlamıştım. Son nefesime kadar yazacaktım. Üç seneden fazla yazdım. Anonim yazmanın getirdiği rahatlıkla bazen gerçek yazdım bazen uydurdum yazdım ve hep çok eğlendim. Eğlenirken büyüdüm, geçmişimde takılı kaldığım pek çok anıdan arındım, temizlendim. Ve sonra iki hafta önce öyle bir noktaya geldim ki dedim kendime : “İnsan bu hayatta asla büyük konuşmamalı.” Çünkü artık Önce Bana Sor’da gizli saklı yazmak istemiyordum. Artık gerçek kimliğimle ortaya çıkıp bambaşka bir site kurmak istiyordum. Yazılarımla daha çok insana ulaşmak istiyordum. Önce Bana Sor görevini tamamlamıştı. Melike Yıldız’ı daha fazla yaşatmama gerek yoktu.

Peki bunu nasıl yapacaktım? Nasıl bir site kuracaktım ve ne tür yazılar yayınlayacaktım? Ne istemediğimi biliyordum: artık geçmişin yasını tutup hayattan sürekli şikayet ettiğim yazılar yazmayacaktım. Zaten istesem de yazamazdım çünkü artık gerçek gelmiyordu öyle bir ruh hali. Peki ne yazacaktım? Sonra aklıma altı yedi sene önce üç tane İngilizce yazımı sitelerinde yayınlayıp beni apprentice (çırak) olarak kabul eden site aklıma geldi. Amerika’da ve dünyada bence mindfulness (bilinçli farkındalık) odaklı en iyi ve samimi sitelerden bir tanesiydi. Artık apprentice (çıraklık) hizmetini herkese veriyorlardı çünkü paralıydı; hem de 1050 dolar. Zamanında beni ücretsiz kabul etmişlerdi. Neden mi değerlendirmedim? İpi bir türlü yere değemeyen, sürekli rüzgarla savrulan uçan bir balon gibiydim. Kim bilir o zamanlar nereye savruldum; ben bile bilmiyorum. Bildiğim tek şey bir fırsatı kaçırmış olma ihtimalim. Burs programlarına tekrar başvurdum ve ikinci bir şans istedim. Yaklaşık on gündür hala bir cevap gelmedi. Cevap olumlu olursa belki sizinle sitenin adını paylaşırım. Bilemiyorum.

Bu resme bakınca düşündüm de uçmak iyidir… Bu arada UP animasyon filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Karısı ölünce hayata küsen yaşlı bir adamın uçarak yaşamı yeniden keşfetmesi…

Artık kesin karar verdiğimi zannediyordum: artık Önce bana Sor’da yazmayacaktım. Yeni bir site kurana kadar tatil yapacaktım. Sonra önceki gün bir mesaj geldi www.urfa.com sitesinden. Yazılarımı sitelerinde ilk olarak yayınlamak istiyorlardı. Dediklerine göre günde 50.000 kere tıklanıyordu site. Birileri beni gerçekten okuyormuş diye sevindim önce. Sonra ne yayınlanıyormuş bu sitede bir inceleyim dedim. Anladığım kadarıyla kendi halinde her hangi bir politik yanlılığı olmayan bir haber sitesi. Köşe yazarlarına baktım güncel konulardan bahsediyordu. Hiçbiri kendi hayatından, hislerinden, düşüncelerinden bahsetmiyordu. Site kültür, güncel, spor, sağlık gibi bölümlerden oluşuyordu. Benden ne yazmamı bekliyorlardı? Benim yazdıklarım sitenin konseptiyle sanki pek uyuşmuyordu. Yazılarıma telif ücreti falan verecekler miydi? Berlin gezimle ilgili bir yazının altına yorum yapmışlardı, acaba diğer yazılarımı okumuşlar mıydı? Melike Yıldız olarak mı yazacaktım? O zaman Önce Bana Sor’da yazmaya devam edecek miydim? Bir anda kendi adımı kullanarak yazma düşüncesi bana korkunç geldi. Bütün yazma isteğim gitti. Galiba kişilik bölünmesi yaşıyorum; Melike yazan taraf (!) (!)(!). Sonuçta tüm bu soruların cevaplarını ve daha fazlasını öğrenmek için onlara kısa bir ileti yollayıp şartlarının ve koşullarının neler olduğunu sordum. Onlardan kısa ve net bir cevap geldi: “Sadece bundan sonra ilk yazdığınız yazıyı önce bize yollamanızı rica ediyoruz.”. Böylece bütün sorularım sadece bir soruya indirgendi : Melike yazacak mı yazmayacak mı?”. Gördüğünüz üzere Melike yazdı ve birazdan yazıyı yollayacak. Sonucu hep birlikte görüp değerlendiririz artık.

Bu şarkıyı da geçmişte kaçırdığım bütün fırsatların benim hayrıma işlemesi için paylaşıyorum. Geçmişe geri dönüp olanları değiştirme şansımız yok. Geçmişle vedalaşıp şimdiye odaklanmak gibi bir seçeneğimiz her zaman var.

Oh the river is wide
ırmak geniş
The river it touches my life like the waves on the sand
ırmak hayatıma kumların üzerindeki dalgalar gibi dokunuyor
And all roads lead to tranquillity base
ve bütün yollar huzurun temeline çıkıyor
Where the frown on my face disappears
çatık kaşlarımın yok olduğu yere
Take me down to my boat on the river
beni ırmaktaki sandalıma götür
And i won’t cry out anymore
ve artık ağlayamacağım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.