ÜÇ ADAM: FREDDIE , MÜSLÜM, LEONARD

Dönem başından beri farenjitten mustaribim. Kronikleşti sanırım, çünkü hiç geçmiyor, ince ince ben buradayım diyor. Sınıfta çocuklar kendi aralarında konuşmaya başladıklarında bir uğultu oluyor, sesimin duyulması için yüksek sesle konuşuyorum ve boğazım acıyor. Bu da sinirlerimi bozuyor. Ne kadar az konuşursam o kadar iyi, bu yüzden de yoga derslerime tamamen iyileşene kadar ara verdim. Spora da çok gitmemeye çalışıyorum. Bu hafta sonu içinde niyetim evde dinlenmek ve ilaç yüklemesi yapmaktı. Fakat Pazar günü Zeyno aradı ve “Sinemaya gidelim mi?” dedi. Film seyrederken insanın çok konuşması gerekmez değil mi?

İlk önce Bohemian Rapsody’i izledik, hemen arkasından Müslim, sonra da ben eve gidip Leonard Cohen Belgeseli “I am Your Man”i izledim. Bu ne hız değil mi? Dedim ki bu üç adamın hayatlarını aynı gün izlemem sıradan bir rastlantı olamaz. Nedir bunların ortak noktası ya da noktaları? 1) Üçü de sanat için doğduklarının farkındaydı. 2) Üçü de acıyı çok derinden yaşadı. 3) Üçününde maneviyatı bir şekilde kuvvetliydi. 4) Son nefeslerini verirken üçü de huzurlu ve mutluydu.

Freddie Mercury

Freddie Mercury, sanatçı olmak, sahneye çıkmak için doğduğunu ifade ediyordu. Vizyonu hep yükseklerdeydi. Asla küçük düşünmedi. Asla yeteneğinden ve kendinden şüphe etmedi. Kendisi gibi olmaktan asla vazgeçmedi. Acısı da bu noktada başladı. Sevdiğini düşündüğü “Hayatımın Aşkı”(Love of My Life) dediği bir kadınla tutku duyduğu erkeklerin arasında bocaladı durdu. Cinsel kimliğini yaşamaktan asla çekinmedi ama bunu açıkça ifade etmekte onun için zor oldu. Filmde Freddie’nin maneviyatıyla ilgili hiçbir bilgi yok ama bence onun Hindistan’da doğmuş olması ve orada iyi bir eğitim almış olması bile maneviyatının kanıtıdır. Nitekim Freddie, hatalarını fark ettiği anda geri adım atıp telafi etmesini bildi. Ve kendine uygun bir yaşantıyı en sonunda kurmayı başardı. Belki çok genç öldü ama hayatın her nimetinden doya doya yararlandı ve her türlü duyguyu da sonuna kadar yaşadı. Kısacası Freddie kim ne derse desin dolu dolu yaşadı ve kendinden başka kimseye de zararı dokunmadı.

Müslüm Gürses

Müslüm Gürses’in babası eziyet etmeyi seven şiddet yanlısı bir adamdı. Müslüm’ün şarkı türkü söylemesini değil doğru düzgün bir işte çalışıp eve para getirmesini istiyordu. Adana’da halkevinde bir saz ustasından çok iyi bir eğitim aldı. Aldığı eğitim sadece müzik değildi, ustası ona türkülerin ardında yatan felsefeyi de öğretti. Müslüm hocasından dervişlik nedir, gönül adamı olmak nasıldır bunları da öğrendi. Evi şarkı söyleyerek geçindirmeye başladı. Babası, kız kardeşini ve annesini çocuklarının gözleri önünde öldürdü ve hapse girdi. Müslüm şarkı söyleyerek hem kardeşine baktı hem de geçimini sağladı. Babası hapisten çıkınca onu affetti ve ona da bir ev açtı. Kardeşi askerden kaçınca babası jandarmaya haber verdi ve kardeşi bir jandarma kurşunuyla öldürüldü. Yetmedi Müslüm trafik kazası geçirdi ve öldü diye morga kaldırıldı. Hareket ettiğini gören çalışanlar onu apar topar hastaneye geri getirdiler. Alnına bir plaka yerleştirdiler, koku alma duyusunu yitirdi, bir kulağı duymaz oldu, korkunç baş ağrıları çekmeye ve kabuslar görmeye başladı. Doktorlar artık şarkı söyleyemezsin dediler. O içindeki inanca sarıldı, neden var olduğunu çok iyi biliyordu ve tekrar şarkı söylemeye başladı. Müslüm bu hayatta pek çok kez öldü ve şarkıyla , türküyle dirildi. Hiç kimseye kin tutmadı, intikam düşünmedi. Yaşadığı talihsizliklere, kötü kadere sadece şarkı söyleyerek, kalbindeki acıyı avaz avaz notalara dökerek isyan etti ve onun gibi sıkışmış, eli ayağı bağlanmış acı çeken kalabalık bir kitleyi kendine aşkla bağladı. Sonra şarkılarındaki o isyan bir nebze olsun yaşadığı ilişkiyle yumuşadı. Müslüm Gürses, mutlu ve huzurlu öldü.

Leonard Cohen

Leonard Cohen 40 yıl boyunca kronik depresyon tedavisi gördü. Depresyon tedavisinin ardından da 10 sene boyunca da genel bir mutsuzluktan acı çekiyordu. Sebebini o da bilmiyordu. Sadece acı çekiyordu ve bu acıdan kaçmak için alkol, uyuşturucu ne bulursa denedi. O huzurlu, sakin görüntüsünün altında acıdan kıvranan, yaşadığı acının nedenlerini niçinlerini sorgulayan bir adam vardı. Yazar kimliğiyle kitaplarında ve şiirlerinde bu sorgulama anlarındaki düşüncelerini deşifre etti. 60 yaşında, 1994 yılında bir Zen manastırına gidip Zazen meditasyon eğitimi aldı. Ardından Zen Budist rahibi oldu. Aslında Leonard Cohen hayatı boyunca bir mucize bekledi. Bu hiç bir travmayla bağlantılı olmayan acısının, mutsuzluğundan kurtulmayı diledi. Ve en sonunda özgürleşti, acısından, karanlıktan özgürleşti. Röportajlarından birinde bunun hiç ummadığı bir anda gerçekleştiğini söylüyor. Leonard Cohen ölümünün yakın olduğunu biliyordu ve ölüme hazır olduğunu “You want it Darker” (Sen Onu Daha Karanlık İstersin) şarkısıyla çok net bir şekilde ifade etmiştir.

Şimdi hayal et bu üç adam aynı sahnede Queen’in “We are the Champions of the World” şarkısını söylüyorlar. Freddie’nin taşkın enerjisi, Müslüm’ün derin acısını ve Leonard’ın sürekli sorgulayan ağırlığıyla şarkı yorumlanıyor. Bence gayet güzel olurdu. Çünkü onlar şampiyon.

I’ve paid my dues
Borçlarımı ödedim

Time after time
Zaman geçtikçe

I’ve done my sentence
Hükmümü yedim

But committed no crime
Ama hiç suç işlemedim

And bad mistakes
Ve kötü hatalar

I’ve made a few
Bir kaç tane yaptım

I’ve had my share of sand
Payıma düşeni aldım

Kicked in my face
Yüzüme tekme yedim

But I’ve come through
Ama ayakta kaldım

And we mean to go on and on and on and on
Ve daha ileri gitmek istiyoruz daha ileri daha ileri

We are the champions – my friends
Biz şampiyonlarız – dostlarım

And we’ll keep on fighting till the end
Ve sonuna kadar savaşmaya devam edeceğiz

8 thoughts on “ÜÇ ADAM: FREDDIE , MÜSLÜM, LEONARD

  1. Bu hayatta herkes, bir diğeri için ilham kaynağı olabilir. Hatta birbirlerini hiç görmeden bile. Kim bilir belki kolektif bilinç, bu üç önemli şahsiyeti sana ilham kaynağı olması için karşına çıkarmış olabilir😀

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.