SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM


“Yaşayıp bitirdiği her günün, tutulmaz bir kuş olup uçtuğuna, yavaş yavaş gözden silinip bir küçük kara noktaya dönüştüğüne karar verdi.” Latife Tekin

Hayat garip bir şekilde akıp giderken sürekli ondan bir parça koparıp seninle paylaşmaya çalışıyorum. Bazen parçalar o kadar minik oluyor ki tek bir yazı için yeterli olmuyor. Sonra birbirinden habersiz gibi duran parçalar birbirine uyumlanıyor ve sana ulaşıyor.

Bir iki aydır zor bir süreçten geçiyorum. Hayatımda temelden inandığım değerlerimin altı üstüne geldi. İlk defa kendime acı çekmeye izin verdim. Tekrar yoga ve meditasyon uygulamalarıma başladım. İçimdeki çocuğun cıvıltısının tasını tarağını toplayıp gittiğini düşündüm. Belki de bundan sonra böyledir dedim. Sonra değişim başladı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Hayatı kontrol edemeyeceğimi kabul edip ne olursa olsun dedim. Yaşayalım ve görelim…

Hayatımı kontrol edip yönlendirmeye çalışmaktan bir şekilde vazgeçince bu durum yaşamımın her alanına yansımaya başladı.. Her şeyin benim doğru olduğuna inandığım şekilde olması için kanımın son damlasına kadar diretmek gibi bir özelliğim vardı. Bu bazen çatışma ve gerginlik yaratabiliyordu… Oysa ki doğrular bazen şartlara bağlı olarak değişebilirdi.  

Bu hafta sınıfımdaki  bir grup kız hocam sizinle kahve içip takılalım mı diye teklifte bulundu. Kabul ettim, ders arasında kafede oturduk. Hepsi gökkuşağının renkleri gibi pırıl pırıl, kendine özgü ve canlıydı. İlk önce bana geçmişte İngilizce öğretmenleriyle yaşadıkları tatsız deneyimlerini anlattılar. Sonra aşk hayatlarından bahsettiler. Birisi hemen aşık olduğunu söyledi, diğeri hep ona kötü davranan erkekleri sevdiğini söyledi, diğeri sessiz kaldı, bir tanesi kimseye bağlanamadığını söyledi. “Bana erkek arkadaşımın yaptığı en küçük bir hatada hemen ayrılıyorum.” dedi.  Sonra da “Anneme babam bir kere el kaldırmış. Annem de hemen ayrılmak istemiş. Sonra da babam intihar etmiş.” dedi ben susadım der gibi rahat ve pervasızca.

“Sonra da kurtuldu sanırım ve hala birlikteler değil mi?”  diye sordum.

“Yoo öldü, ben çok küçükmüşüm babamı hatırlamıyorum bile.” dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım. Kızın gözlerine baktım. “Annem de geçen sene öldü.” diye devam etti. Gözleri güçlü olmak adına içine içine akıtılan yaşlardan parlıyordu. Ona sarılmak istedim, bütün hüznünü alıp götürecek güzel sözler söylemek istedim. Ama ne diyeceğimi bulamadım.

“Ben ölüme alıştım hocam, insanlar ölürler ve giderler. Benim hayatıma devam etmem gerek. Çok bencilce biliyorum ama ben böyleyim.” dedi.

“Hayır, bencilce düşünmüyorsun. Seni anlıyorum.” dedim. İçimden onun için dua ettim, bütün kötülüklerden uzak olsun ve sonsuz korunsun diye…

Bu güzel çocukları dönem sonunda toplayıp tiyatroya götürmeyi düşünüyorum. Bornova Büyükşehir Belediyesi çok güzel oyunlar sergiliyor. Geçen ay Uyuyan Güzel’le “Metot” adlı bir oyuna gittik. Onur Erdoğan’ın yönettiği oyun kesintisiz bir buçuk saate yakın sürdü, bir saniyesinde bile sıkılmadım.

 Günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi işsizlik. İnsanlar hiç mutlu olmadıkları halde istemedikleri işlerde ömürlerini tüketip mutsuz oluyorlar. Eğitimli, eğitimsiz iş arayan insan çok ama bulabilen çok fazla değil. Dolayısıyla bir iş ilanına yüzlerce kişi talip olabiliyor. Bunlar içinden seçim yapabilmek için şirketler farklı yöntemler de seçebiliyor. İşte metot bir iş görüşmesinde uygulanan o garip yöntemlerden birini konu ediyor. Bütün oyun camdan duvarları olan bir toplantı odasında geçiyor. Adaylara olağandışı psikolojik testler uygulanıp tepkileri tek tek ölçülüyor. Adaylar arasından hangileri gerçek aday hangisi şirket çalışanı, hangisi doğru söylüyor hangisi rol yapıyor oyunun sonuna kadar anlaşılmıyor.

Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm” adlı romanından uyarlanan tiyatro oyununa gittim. Kitabı okuyalı çok uzun zaman olmuştu, oyunu izlerken bir daha okumanın vaktinin geldiğini düşündüm. Oyun 85 dakika kesintisiz sürüyor. Sahne dekoru olarak zeminde duran bir saksı çiçek ve tek kişilik dev bir oyuncu (Nezaket Eden) kadrosu var. Bu şartlar altında yoğun kalabalık bir dünya tüm halleriyle seyirciyle mükemmel bir şekilde paylaşıldı.

Oyun Dirmit’in sahnede yere uzanmış uyuyabilmek için Allah’a dua etmesiyle başlıyor. Allah uyku vermeyince yanındaki “Kepçe” diye çağırdığı bir saksı çiçeğiyle konuşmaya başlar ve onunla köyüne hayali bir geziye çıkar. Köyünde eski arkadaşı “Tulumba”yla karşılaşır ve ona köyden şehre geldikten sonra başından neler gelip neler geçtiğini anlatır. Babası iş güç bulmayıp yeşil kitaba düşmüştür. Büyük abisi Halit karısı Zekiye‘yi beğenmez olmuştur. Kolunun altına bir T cetveli alıp etrafta mühendis gibi dolaşmaya başlamıştır. Seyit ağabeysinin gözleri kaynak yapmaktan çipil çipil olmuş sonra da mafyacı olmuştur. En sonunda da Üçer şirketini kurmuş ama başarılı olamamıştır. Ablası Nuğber sevdaya düşmüş ama karşılık bulamamıştır. Küçük kardeşini sırasıyla okula,  terziye, perdeciye vermişler ama kardeşi hepsinden kaçmış ve sonunda Billy Kid olmuştur. Annesi sürekli onların iyiliği için dua etmiştir.

Dirmit evde tek okuyan kişi olarak kendine uğraş arayıp durmuştur. Radyo dinlemeyi çok sever olmuştur ama ailesi radyoyu kırdı. Voleybol oynamaya sardırmıştır ama ailesi topunu kesti. Arkadaşı Aysun’la sık sık görüşmeye başlamıştır ama ailesi onunla görüşmesini yasakladı. Dans etmeye, şiir yazmaya başlamıştır. Ailesi onları da yasakladı. En sonunda kara nokta oyununu keşfeder. Gözlerini kapatıp önüne gelen kara noktaların hikayelerini bulur ama o da yasaklanır… Dirmit direnir, yaşamaya, yaşamında tutanacak bir dal bulabilmek  için direnir…

Yaşamı anlamlı kılmak için direnen insanlar deyince aklıma “Affair” dizisi geldi. Orta yaş grubunun yaşadığı ilişkileri ve hayatlarını konu alan “Affair” adlı İngiliz dizisinin 5. Sezon final bölümünü izledim ve dizi hakkında bütün düşüncem değişti. Dizi boyunca oradaki karakterlerin davranışlarını ve seçimlerini çok uçta ve abartılı bulmuştum fakat final bölümünde konuyu çok iyi bağladılar. Ne olup bittiğini anlatmayacağım. Bunun yerine final şarkısını paylaşıyorum…

I spoke about wings

Ben kanatlar hakkında konuştum
You just flew

Sen sadece uçtun
I wondered, I guessed and I tried

Ben merak ettim, tahmin ettim, denedim
You just knew 

Sen sadece bildin
I sighed

Ben iç çektim
But you swooned, I saw the crescent

Ama sen bayıldın, ben hilali gördüm
You saw the whole of the moon

Sen ayın bütününü gördün
The whole of the moon

Ayın bütününü

6 thoughts on “SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM

  1. Sevgili Arsiz Olum’u okumadiysan mutlaka okumani oneririm. Cok cok guzel bir kitap.
    Affair dizisini ben de cok seviyorum ama 5. Sezonu henuz izlemedim.
    Ogrencilerinle diyalogun ne tatli
    Daha iyi misin?

    1. Sevgili Arsız Ölümü yıllar önce okumuştum, aklımda bir tek Savaştepe kalmış:)Tekrar okuyacağım. 5. sezon final efsane, bütün o bölümlerin neden çekildiğini anlatıyor adeta. Öğrencilerimle diyologlarım genel olarak böyle değil, bu bir istisna oldu ve çok hoştu gerçekten.

      Çok teşekkür ederim, evet daha iyiyim, içimden sen nasıl oldun demek geliyor ama sebebini bilemiyorum.

      sevgiler

  2. İnsan sevdiğinin ölümüne nasıl alışır ki ?
    Alışmaz yıllarca fırtınalarla devam eder kabullenme, öfkeler geçmediğinde.
    Kaybedilen yerine yeni bir figür konmay çalışır içsel taraf yine tatmin olmaz.
    O kız da alışmamış yaralarını kapatmış duymazdan gelme oyununu oynuyor.
    Ben 6 yıl yapmıştım vE pek işe yaramamıştı :))

    1. Merhaba Kripton, alışmak bildiğin gerçeklikten çıkıp yeni bir gerçekliğe adapte olma durumudur. Alışmak bir süreçtir, bir gece de olmaz. Bunun yanında alışmamak, geçmiş alışkanlıklara ve yaşanılanlara bağlı kalmayı seçmek de bir seçimdir çünkü alışmak süreci sıkıntılı ve acıdır. Oyun oynamıyor, kendi gerçekliğini keşfediyor.Deniyor, yanılıyor, öğreniyor… Diğer yandan sevgiyi de irdelemek gerek. Acaba gerçekten sevginin tanımını biliyor muyuz? Sevgi soyut bir kavram,eğer gerçekten varsa fiziksel şartlardan dolayı onun eksikliğini hissetmezsin. Fiziksel eksiklik alışmak sürecini başlatır. Tabi insanı çevreleyen üçüncü kişiler, şartlar koşullarda var. Bunlar da alışma sürecinin parçasında olumlu ya da olumsuz çok büyük rol oynar. Benim deneyimim de böyle oldu:)

      Uzun süredir sizden haber gelmiyordu. Yorumunuza sevindim.

      sevgiler

  3. İnsanın yansıtmadığı ne kadar çok şey var aslında yansıtırken de kendisine acınılmasını istemiyor olağan bir şeymiş gibi herkesin öyle davranması isteniliyor aslında küçüklüğünden gelen tanıdık bir acıyla ikinci kez bu sefer daha zoruyla karşılaşmak olağan davranılamaz belki bir savunma mekanizmasıdır ama bir yerde çatlaması şaşmaz gibi duruyor acıları yaşamak basitlestirmemek gerek basitlestirdigimiz şey basit değil basit laf arasında geçiştirilecek bir konu hiç değil umarım bir uzmandan yardım alıyordur.
    Sevgiler Öğretmenler gününüz kutlu olsun :)))

    1. Çok teşekkür ederim Zeynep Hanım:)

      Kimi insanlara olağanın dışında deneyimler yaşatarak hayat onları zorluyor. Çünkü alışılmış olanın dışında olan deneyimleri başka insanlar tarafından anlaşılmıyor, toplumumuzda empati kurmak da çok yaygın bir durum değil. Bu yüzden de birey kendi başına kalıyor. Anlatsa da anlatmasa da durumu değişmeyecek. Bir şekilde herkes ayakta kalabilmek için kendi başının çaresine bakıyor…

      sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.