ONDAN, BUNDAN, ŞUNDAN…

.

“Yerküre sanki yalnızca yazılmak için vardı. O da bütün kendinden öncekiler gibi doymaz bir iştahla yerküreyi kâğıtlara, defterlere sığdırmaya çalışmıştı. Hâlâ çoğu dışarılarda kalıyordu yerkürenin; bitmiyor tükenmiyordu.”

Murathan Mungan

Yaz geldi, yaz geldi. Okullar kapandı, tatil başladı! Yoğun bir sene geçirmişim bunu tatil başlayınca anladım. Şimdi kafam rahat, gönlüm huzurlu, bol bol okuyor, yazıyor ve spor yapıyorum. Bu sene de yurtdışına gitmeyi planlıyordum fakat son anda iptal etmek durumunda kaldım. Üç haftalığına Endonezya’ya gidecektim. Tabi ki bu planımı da her zaman ki gibi tesadüfler belirlemişti. Anlatayım.

Rehber olan kadim dostlarımdan bir tanesi en sonunda isyan bayrağını çekti. Neden mi? Biliyorsunuz yaklaşık son 10 senedir Türkiye turizmde geri sayıyor. İlk önce Avrupalı turistler ayaklarını çekti. Bunun üzerine Rehber Kalkan’dan Kuşadası’na yerleşti ve adaya gemiyle gelen turistlerle çalışmaya başladı. Fakat son iki senedir adaya gemi de gelmemeye başladı. Bunun üzerine Rehber ve bir grup arkadaşı İstanbul’a gittiler. Orada çok zor şartlarda çalışmaya başladılar. Turu kaçırmamak için havaalanında uyuduğu bile oluyordu. Baktılar bu iş böyle de olmayacak bir çare düşünmeye başladılar ve buldular. İstanbul’a artık Endonezya’dan çok turist geliyormuş. Endonezyalılar İngilizceye çok hakim değillermiş. Ve Endonezce 3 ay gibi kısa bir sürede öğrenilebiliyormuş. Çünkü dil bilgisi yokmuş. Sadece kelimelerin anlamlarını bilip doğru sıraladığın zaman Endonezceyi öğrenmiş oluyormuşsun.  Rehber dil öğrenmeye çok yatkın olduğu için Endonezya’da iki aylık bir dil kursuna yazıldı. Başka bir arkadaşıyla da ev tutmaya karar verdiler. İşte ben de tuttukları evde 3 haftalığına ev arkadaşı olacaktım. Sonra Endonezya’dan birbiri ardına felaket haberleri gelmeye başladı. Endonezya’da salgın hastalık başlamış. Virüsün Ebola virüsüyle eşdeğer olduğu söyleniyormuş. Ardından Endonezya’da politik bir kriz olduğu ve ülkenin çok gergin olduğu haberi geldi. Son olarak da Endonezya’ya dil öğrenmek için giden birisi oradaki şartların dayanılmaz olduğunu söyledi. Ve benim hevesim kaçtı…

Hevesim kursağımda kalmış bir şekilde “ Bu sene yurtdışı yok, ev var, spor var, kitap var, yazı var” diye düşünürken Adalet’ten bir mesaj geldi: Hafta sonu İzmir’de eğitim vereceğim sen de kalabilir miyim?. Tabi ki başımın üstünde yeri var. Adalet’in ilginç bir işi var: Belçika’da İnsan Haklarını korumakla ilgili bir şirkette çalışıyor. Şirketin saha araştırması için Türkiye’ye geliyor sık sık. Hatırlarsan geçen senelerde  Adalet’le birlikte Konya, Hatay ve Adana’ya gitmiştim. Bir de ortaklı bir şirketi var İngiltere’de. Ortağıyla birlikte dünyada ki şirketlere “Cinsiyet” üzerine eğitimler veriyor. Farklı bir vizyonu var. Hayatta karşılaştığım sorunlarla ilgili onunla konuşmak bana gerçekten çok iyi geliyor. Neyse ileriki günlerde sana Adalet’ten daha fazla bahsedeceğim. Çünkü 7-14 Temmuz arası Belçika’ya Adalet’in yanına kalmaya gidiyorum.

Sandhill Cranes in Flight at Sunrise Panoramic View

Brüksel’e gitme planı beni heyecanlandırdı. Ben keşfetmeyi seviyorum, gezgin bir ruhum var sanırım. Bir de kendi şahsına özel dünyası olan insanları seviyorum. Onlar da beni zihnimde bambaşka yerlere götürüyorlar. Geçen sene Şifacı’yla Berlin ne güzeldi. Berlin deyince aklıma Murathan Mungan geldi. Google arama motorunu açtım, Murathan Mungan yazdım ve geç kaldığımı öğrendim.  14 Haziran-22Haziran tarihleri arasında 4. İzmir Uluslararası Edebiyat Festivali gerçekleşmiş. Murathan Mungan onur konuğuymuş ve bir çok panele ve söyleşiye katılmış. Yine kaçırdım. Konuşmalarını dinlemek isterdim. Bu okur yazar ilişkisi ne kadar enteresan değil mi? Bir yazı okuyorsun ve kendine çok yakın hissediyorsun, sanki arkadaşın gibi. Oysa ki yazıyı yazan bir yabancı. Hatta yazıyı yazarken senin hissettiklerinden ve düşündüklerinden bambaşka bir kafadaymış. Okurun kafasında oluşturduğu yazar imgesi başka, gerçek yazar bambaşka. Yazar yazdıklarından sorumlu bir tek. Yazdıklarını okuyanların beklentilerinden, hissettiklerinden ve düşündüklerinden değil. O zaman okuyucunun hayranı olduğu yazarla buluşması büyük ihtimal bir hayal kırıklığı olabilir mi? Zaten planlanmış, programlanmış, belirli bir amaç için bir araya gelinmiş etkinliklerde insan ne kadar doğal olabilir ki? Diğer yandan bir yazar için okunduğunu ve sevildiğini bilmekte güzel bir duygudur. İyisi mi ben bir Murathan Mungan kitabı okuyayım…

Her şeye rağmen hayat tüm matematiksel hesapların dışında işler, belki bir gün, bir yerde, bir şekilde, hiç beklemediğin anda  SÜPRİZZZZ…Her an her şey olabilir. Hayırlısı olsun.

Eğer dansetmek istersen kırık kalpler salonunda
Bana hiçbir zaman dönme arkadaşça ya da dostça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.