MİDİLLİ 2: AÇ KALMAK


“dalın, en tepedeki dalın ucundan sarkar
elmanın en tatlısı;
bıraktılar orada onu, koparmadılar;
sanma ki unuttular;
uzanamadı ki kimse taa oralara” Sappo

Sabah kahvaltıdan sonra Lesvos’un en güzel denizinin bulunduğu Sigri’ye gittik.  Sigri’ye yaklaştıkça muhteşem bir manzara bizi adım adım selamladı. Sigri ortasında ada bulunan ve iki ayrı sahile bakacak şekilde kurulan bir köydür. Ayrıca benim büyük dedem ve ailesi de mübadele öncesi bu köyde yaşamıştır. Sigri’nin sokaklarında gezindik, denizin kıyısındaki kalesine gittik. O günlere dair elimde hiçbir belge yok. Acaba nerelerde yaşıyorlardı? Dedemin teknesi neredeydi? Balıkçılık mı yapıyordu yoksa bir kaptan mıydı? Kaptansa nerelere sefer yapıyordu? Cevabını asla bilemeyeceğim sorular…

Dünyada en çok ağaç çeşidine sahip ve UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alan fosil ormanı buradadır. Fosil orman 20-22 milyon  yıl önce  kuzey Ege’deki yanardağ faaliyetlerinin sonucunda oluşmuştur. Kapadokya bölgesi bu bölgeyle aynı şekilde oluşmuş. Volkan patlamasından önce burada çeşitli ve çok farklı ağaçlara sahip bir tropikal orman bulunmaktaydı. Volkan ormanlık bölgede faaliyete geçmedi, geçseydi fosil orman oluşmaz yol olurdu. Volkan patlayınca ilk başta ortaya değdiği her şeyi yok eden lav çıkar. Lavdan sonra kül yağmurları başlıyor. Güçlü patlamalardan etkilenen ağaçlar devrildi ve üzerleri külle kaplandı. Böylece ağaçların üzerinde bir koruma tabakası oluştu. Daha sonra tropik yağmurlarla küller ağaçların içine nüfus etti ve ağaç taşlaşmaya başladı.  Böylece taşlaşmış ormanlar oluştu. Fosil Ormanı dünyadaki en büyük ve en çok çeşide sahip orman ama tek değildir.

Sigri’den sonra ünlü büyük şair Sappho’nun memleketi olan Eressos’a gittik. Sappo MÖ 600lü yıllarda Eressos’ta doğmuş bir Antik Yunan şairdir. Gençlik yıllarını Sicilya’da sürgünde geçirdikten sonra Eressos’a döndüğünde kadınlar için bir okul açtığı ve burada lezbiyen bir hayat sürdüğü söylenir. Hatta Sappo’nun Lesbos’lu olmasından , Lezbiyen adının da buradan geldiği rivayetler arasındadır.

Biz Erossos’ta çok keyifli bir sahil olan Skala’ya gittik ve kıyıdaki restoranlardan birine oturduk. Manzara atmosfer falan güzeldi de hizmet ağır, porsiyonlar küçük, servisi yapanlar da gayet asık suratlıydı. Bu Midilli gezisi benim ada yemekleri sevgimi yerden yere vurdu… Akşam da taverna eğlencesi vardı. Eğlendik eğlenmesine ama en az 8 çeşit yemekten bir tanesi bile lezzetli değildi.

3. gün sabah Petra’da 114 basamaklı manastıra gittik. Ayin vardı. Tepeden ayin eşliğinde kilisenin balkonundan şehri seyretmek çok etkileyiciydi. Öğle yemeği ve yüzme molası da Petra’daydı. Öğle yemeğinde gittiğimiz restoranda yemekler fena değildi. Ama bu seferde porsiyonlarda bir gariplik vardı. Annem de ben de karides istedik. Anneme gelen porsiyon benimkinin iki katıydi. Sanki birisi bana kamera şakası yapıyordu. Sonuçta bol bol ekmek yedim.

Yazdığımdan daha fazla yer gezdik aslında ama benim için gezi öğle yemeğinde bitti. Sonrasında geri dönmek için oradan oraya savruldum. Akşam gemiye binmeden önce reçine şarabı aldım. Herkese tavsiye ederim.

2 thoughts on “MİDİLLİ 2: AÇ KALMAK

  1. Çok şanslısınız ve iyi ki annenizle gitmişsiniz anne kız gezmelerini cok seviyorum daha keyifli geçtiğine inaniyorum.Yemeklerse nazarı olsun gezinizin ne de olsa her sey mükemmel olmuyor.

    Sevgiler 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.