MELİKE LASTİKÇİDE

“En çok çocuk kitaplarını seviyordu. Çocuk kitaplarında yerçekimi yoktu, kurallar yoktu, suyun altında sonsuz saniye nefesini tutabilir, kimsesiz bir köşkte annesiz babasız atıyla özgürce yaşayabilirdi.” Kemal Hamacıoğlu

Cumartesi günü öğle saatlerinde apartmanın yöneticisinden bir mesaj geldi.

“Merhaba, arabanızın sağ ön lastiği patlamış.”

“Bu konuda ne yapacağım konusunda bir tavsiyeniz var mı?”

“İsterseniz ben değiştirebilirim.”

“Çok teşekkürler.”

Fırtına hızıyla otoparka inip patlayan lastiğime hayretle baktım. Lastik patlayabilen bir şeydi. O anda aklıma “Ya ben yolda seyir halindeyken olsaydı, ne yapardım? Gece, otobanda?” diye bir düşünce geçti. Sonra komşum gelip arabanın yedek lastiğini taktı ve bana bizim muhite yakın bir lastikçi tarif etti. Aslında akşam gelecek misafirlerim için yemek hazırlamam gerekiyordu ama içim rahat etmedi hemen lastikçiye gittim. Hava yağmurluydu ve lastikçi kapalıydı. Yağmurlu günlerde çalışmıyormuş! Millette para var; Avrupa gibi olduk; insanlar keyiflerine göre çalışıyor.  Lastikçinin karşında çöp toplayan çöpçü bana iç taraflarda başka bir lastikçi tarif etti. Oraya gittim. Giderken mezarlıkların önünden falan geçtim. Ve sonunda çalışan bir lastikçi buldum. Adam patlayan lastiğimi yamarken ben karşıdaki markete gidip misafirlerime hazırlayacağım yemek için malzeme aldım. Markette gözüme araba kokuları ilişti. Cimrilikten para verip almadım. Oysa ki temizlik kokularını çok severim.

Akşam misafirler için planladığım bütün yemekleri yaptım sayılır. Bir tek yer elmasına zamanım kalmadı ama dört çeşit sebze olduğu için çok ihtiyaçta olmadı. Pazartesi markete gittim, temizlik malzemeleri aldım. Eve varıp bagajı açtığımda bir sürprizle karşılaştım. Çamaşır yumuşatıcısının kapağı bir şekilde açılmış ve bütün bagaja dökülmüştü. Araba o gün bugündür mis gibi kokuyor.

Salı günü spora gittim ve sıkı bir antrenman yaptım. Antrenman çıkışında arabayı kaldırıma sürttüm. Arabanın lastiği yolda patladı. Yolun ortasında kaldım. O anda belediyelerin kadınlar için lastik değiştirme kursu açmasının şart olduğunu düşündüm. Sonuçta lastik değiştirme durumu benim hayatımda bir ihtiyaç haline gelmeye başlamıştı. Neyse beş dakikalık yürüyüş mesafesinde lastikçi varmış. Sağanak yağmurun altında şemsiyesiz lastikçiye yürüdüm. Yürürken saçımdaki beyazları kapatmak için sürdüğüm geçici boyalar ve sivilcelerimden dikkati dağıtsın diye sürdüğüm pırıltılı göz farları aktı ve yüzüme dağıldı.

Lastikçinin bu tür durumlar için tam teçhizatlı arabası varmış. Birlikte arabamın yanına gittik.

“Bu lastik yarılmış, yamanmaz.” dedi.

“Ne yapacağız?”

“İstersen yeni lastik al, istersen çıkma vereyim.”

“Yeni lastik ne kadar?”

“Senin lastiklerin Japon malı bunlardan alma. Sana arabanın orijinal lastiklerinden verelim.”

Böylece geçen Haziran ayında tanıdık vasıtasıyla aldığım lastiklerin hem benim aldığım fiyattan çok daha ucuz hem de kalitesiz olduğunu öğrendim. Sonuçta şu anda arabamın ön lastikleri Bridgestone, arka lastikler Endonezya’dan… Adam bana kartını verdi. Nerede yolda kalırsam kalayım gelip lastiklerimi değiştireceğini söyledi.

Bu aralar neyi aklımdan geçirsem gerçekleşiyor… Arabam artık uzun süre mis gibi kokacak, istediğim an lastiğimi değiştirecek birisi var… Fakat sanırım çıtayı biraz yükseltmenin zamanı geldi… Hemen başlıyorum: Bir şoförüm olsa ne güzel olur değil mi?

Lastikçiden sonra hızla Türk sanat Müziği Korosuna yetiştim. Biliyorsun hoca geç kalınca kızıyor. Kuralları konusunda tavizi yok. Aslında geçen haftaya kadar ona bu konuda çok hak veriyor ve kendime benzetiyordum. Fakat geçen hafta evde şarkıları çalışmadığımız için bize çok kızdı. “Eğer evde çalışmayacaksak gelmemizi” söyledi. (Evet itiraf ediyorum ben de öğrencelerime bazen böyle diyorum. Ama onlar da bazen hiç çalışmıyorlar.)

Hoca böyle çalışmıyorsunuz diye kızınca içimden hiç çalışmak gelmedi ve koroyu bırakma kararı aldım . İrene’yle durumu konuştuk ve bir hafta daha devam etmeye karar verdik. Hoca yine çok kızarsa bırakacaktık. Fakat bu hafta hoca (patlayan lastiklerim aşkına) pek bir yumuşaktı. Bir karar daha verdim: ikinci dönem öğrencilerime karşı daha toleranslı olacağım. Onların yerinde olmak çok sıkıntılıymış…

 Sen yokken ben bir de kitap okudum: “Aşk Hikayesiyle Gelir” Kemal Hamamcıoğlu. Her dönem başında öğrencilerimle tanışırken onlara sevdikleri yazarları ve kitapları sorarım. Kemal Hamamcıoğlu’nun ismini çok duyduğum için alıp okudum. Kitabın ana teması ölüm. Yazarın ölüme büyülü bir yaklaşımı var. Ölümü farklı bir boyut olarak kurgulamış. Ve farklı yaşam boyutlarının anlatıldığı bir roman yazmış.  Boyutlar iç içe geçmiş ve macerayla mistizmin birbiriyle örüldüğü bir kurgu oluşturmuş.  Ölümü Kemal Hamacıoğlu’nun satırlarıyla bilmek bana iyi geldi. Kitabın girişinde etkili cümleler var.

“Açıkta kalan yaralarını duvarlara dayanmadan iyileştirmeyi öğrenmek zorundaydı. İnsan bir tek zora düştü mü yaşamayı seçiyordu. İnsan bir tek yalnızlığını bağrına bastığı zaman derin bir iç çekiyordu.” Sy17

“En çok çocuk kitaplarını seviyordu. Çocuk kitaplarında yerçekimi yoktu, kurallar yoktu, suyun altında sonsuz saniye nefesini tutabilir, kimsesiz bir köşkte annesiz babasız atıyla özgürce yaşayabilirdi.” Sy 18

Ne zaman Türk Musikisi korosuyla ilgili yazsam aklıma babamın 45likleri geliyor. İşte babamın koleksiyonundan bir şarkı daha….

If you should ever wanna be loved by anyone 

Eğer birisi tarafından sevilmek istiyorsan
It’s not unusual, it happens everyday 

Bu garip değil, her gün oluyor
No matter what you say 

Ne dersen de
You’ll find it happens all the time 

Bunun her zaman olduğunu fark edeceksin
Love will never do what you want it to 

Aşk hiçbir zaman senin istediğini yapmaz
Why can’t this crazy love be mine 

Neden bu çılgın aşk benim olmasın ki
It’s not unusual to be mad with anyone

Birisiyle deli olmak garip değil 
It’s not unusual to be sad with anyone 

Birisiyle birlikte üzülmek garip değil
But if I ever find that you’ve changed at any time 

Fakat eğer senin bir an değiştiğini fark edersem
It’s not unusual to find that I’m in love with you 

Sana aşık olduğumu anlamak garip değil.

4 thoughts on “MELİKE LASTİKÇİDE

  1. Selamlar canım. Tospagi vardı bende inat edip yeni lastik almadığım için patlayıp duruyorlardi. Kimi zaman ben değiştirdim kimi zaman yardımsever sürücüler. Şu an gülümseyerek hatırlıyorum o günleri. En kötüsü gece bogaz köprüsü cikisinda başıma gelendi… lastik anıları askerlik anısı gibidir anlatmakla bitmez ☺ Yazin sayesinde o günlere gittim çok teşekkürler…

    1. Merhaba Zülal, ne güzel senden yeniden haber almak. Senin lastik anıları epey maceralı, keşke yazsan da okusak:) Lastik değiştirmeyi bilmen avantaj… Ben hiç değiştirmedim ama izleye izleye anladım sayılır. Dilerim artık sakin sakin yollarda seyrederim. Bu arada asıl ben teşekkür ederim. Sayende kabus zannettiğim olasılıkların eğlenceli olabileceğini hissettim.

      sevgiler

  2. Çok güldüm bazı yerlerde başıma gelecek kesin 🙂 düşünürken dikkatli olmalıyız gerçekten çekiyoruz bazı şeyleri 🙂 Öğrencilik yıllarımda ödevleri hiç sevmezdim dersi derste öğrenmeyi sevenlerdenim 🙂 Gerçekten bu çocuk kitapları ne kadar güzeldi 🙂

    1. Yok yok iyi düşünün iyi olsun. Meditasyon hem rahatsız edici duyguları dengeliyor ve temizliyor. Dersi derste öğrenmek en güzeli ama bazı dersler -eğer bu konuda üstün yetenekli değilsen – okul dışında çalışmayı şart koşuyor. Hala çocuk ve gençlik kitapları okuyorum ve yazıyorum. Çocuk kitapları da meditasyon gibi benim için:) Güzel yorumunuz için çok teşekkürler.

      sevgiyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.