KEŞKE…

Çocuk romanımın ilk taslağını bitirdikten sonra ağabeyimin senaryo yazarı bir arkadaşıyla denk geldim. Yazdığımı öğrenince çok ilgilendi. Bir kaç soru sordu, çocuk romanı yazdığına emin misin? dedi. Sonra kitabın ilk iki bölümünü okudu ve abartmıyorum en az 30 soru sordu romanla ilgili. Ne yazık ki ben yarısını cevaplayamadım. Karakterlerde, kurguda, çatışma örgülerinde problemler vardı. Biraz moralim bozuldu. Kurgu yazmaya çok ara verdim. Daha önceden yazdığım iki kitapta bu tür problemeler yaşamamıştım. Bir tanesi ödül kazandı, bir tanesi de İzmir’de bir yayınevi tarafından kabul edildi. Ben ne mi yaptım? Kitapları bastırmadım. Çok başka yerlere gittim, yazmayı da bıraktım. Üç sene önce sitemde tekrar yazmaya başladım. Hoşuma gitti. Ve kurguya dönmeye karar verdim. Sanıyordum ki bıraktığım yerden tıkır tıkır devam edebileceğim. Öyle değilmiş. Yetenekte körleşiyormuş… Şimdi moralim bozuk, çünkü yazdığım hiçbir şeyi beğenmiyorum. Bu sefer bırakamıyorum da çünkü biliyorum ki bıraktığım zaman bir süre sonra geri dönüyorum, böylece de yazdığımın hakkını veremiyorum. Yazıyla tutkulu bir aşk yaşıyorum. Şu anda ne yapsam yüz vermiyor. Bu sefer ondan asla vazgeçemeyeceğim. Bakalım bana ne zaman inanacak? Beni ne zaman affedecek? Ben ne olursa olsun ömrümün sonuna kadar yazacağım.

Ve tabi okuyacağım. Bu aralar birbirinden güzel çocuk ve ilk gençlik kitapları okuyorum. Okudukça daha da moralim bozuluyor. Sanki yazılacak her şey yazılmış gibi geliyor. Ben şimdi bunların üzerine ne yazabilirim ki? (Dediğim gibi özgüven ve inancım yerlerde…) En iyisi ben kitapları anlatayım:

Ünsüz Youtuberın Günlüğü – Miyase Sertbarut

Zaten çok iyi bir yazar olan Miyase Hanım, bu kitapla adeta boyut atlamış. Çok beğendim. Beslenmenin önemi, medyanın insanı nasıl yanlış yönlendirdiği, youtubbe kanalı açma modası, boşanan anne babalar ve bu duruma çocukların verdiği tepki, ünlü olmanın bedelleri gibi günümüzün gençliğinin meselelerini çok iyi harmanlayıp eğlenceli bir dille okuyucuya sunmuş. Okurken zaman zaman durup “Ne kadar doğru, ne kadar doğru.” demekten kendimi alamadım.

“İpte yürüyen akrobatın adrenalin seviyesi neyse o anda işte benimki de o seviyede . Bu… Bu nasıl desem, havada incecik bir kıpırtı bile yokken rüzgar yaratmak sanki. Düşünün, kendi rüzgarınız okşuyor yüzünüzü. Saçlarında, kaşında, kirpiğinde hissediyorsun. Başını kaldırıp gökyüzüne bakıyorsun, derin bir mavilik; orada bir göl var sanıyorsun, yok, biliyorsun ama yine de varmış da herkesten önce sen keşfetmişsin sanıyorsun. Keşke daha önce öğrenseydim bisiklet sürmeyi diyorsun.” (sy120)

Keşke hiç bırakmasaydım yazmayı…

Sonsuz Kule – Silvina Ocampo

İnstagramda @antiksahafismail’i takip ediyorum. Bu kitabı da onun önerisi üzerine aldım. Silvina Ocampo (1903-1993) Arjantinli bir yazar. Borges, Jorge Amargo yazardan övgüyle bahsediyor. Kitapta resim yapan bir çocuk şımarıklığı yüzünden Şeytan tarafından cezalandırılıp “Sonsuz Kule” tablosunun içine hapsediliyor ve orada yaptığı bütün resimler gerçek oluyor. Merak ve ilgi uyandıran, gelecek yıllarda da okunacak bir kitap.
Kitabın önsözde ve sonunda yazarın çocuk edebiyatıyla ilgili düşüncelerine de yer verilmiş. Bir kaçını burada paylaşıyorum ve hepsine yürekten katılıyorum.

“Çocuk edebiyatı yoktur, edebiyatın çocuk gözüyle kavranışı vardır.” Ezequiel Martinez Estrada

“…Çocuk aklı için, hikaye anlatma sanatının büyünün sıfatlarından biri olduğunu kabul edersek, Ocampo’nun çocuklar için yazdığı öykü ve şiirler dizginlenmemiş bir hayal gücünü savunmak ve hep büyülü kalacak hikayeleri anlatabilmek için yapılan alıştırmalardır…” sy 6

“… Çocukluğumuz aslında dostumuz ama biz o zamanlar çocukluğumuzun dostu değildik çünkü o zamanlar şimdi olduğumuz gibi değildik. O varlık, bazen çaresiz olan o varlık, bize çok dokunuyor. Zira hiç kimse onu bizim kadar anlayamazken, biz henüz onun yanında değildik.” Sy 79

Gökyüzü Çocukları – Katherine Rundell

Okurken hayretlere düştüğüm, nasıl yani nasıl yani diye sorup durduğum fantastikle gerçekliğin arasında uçuşan çocukları ve çocuk ruhluları keşfettiğim harika bir kitap. Ben de Katherine Rundell beyninden istiyorum. Bir geminin batmasının sonucunda çello kutusunun içinde Sophie’yi bulan Charlie ona bakmaya karar verir. Charlie, Sophie’yi farklı bir eğitim anlayışla yetiştirir. İkisi birlikte çok mutludur fakat devlet yetkililerinden Bayan Eliot aynı şekilde düşünmemektedir. Charlie’nin çocuk yetiştirmek için gerekli özelliklere sahip olmadığını öne sürerek Sophie’yi koruyucu aileye vermeye karar verirler. Bunun üzerine Charlie ve Sophie, Sophie’nin annesini bulmak için Paris’e kaçarlar. Sophie burada gökyüzü çocuklarıyla tanışır. Olaylar fantastik bir gerçeklikle ilerliyor… Konusu bildik bir konu ama işlenişi ve yaratılan karakterler çok etkileyici…

…”Holdeki duvar kağıdına birbirlerine notlar yazma alışkanlıklarından nefret ediyordu.
“Bu normal değil.” dedi ve not defterine bir şeyler karaladı. “Bu sağlıklı değil!”
“Tam tersi.” dedi Charles. Bir evde ne kadar çok sözcük varsa o kadar iyidir, Bayan Eliot.” Sy 17

“Hayatta yanlış şeylere değer vermemeye dikkat et.” dedi. “Onun hakikaten senin olduğunu bilemeyiz Sophie. Hep sende kalmayabilir. Biri gelip onun kendisinin olduğunu iddia edebilir.” Sy28

“… Hiç bu kadar korkusuz olmamıştı. Sanırım sevgi böyle bir şey, diye düşündü. İnsana kendisini özel hissettirmek için değil cesur hissettirmek için var. Çölde bir paket yiyecek ya da karanlık bir ormanda bir kutu kibrit gibi. Sevgi ve cesaret, aynı şeyi anlatan iki ayrı kelime. O kişinin yanında olmasına bile gerek yok belki de. Sadece bir yerlerde hayatta olsun. Annesi gibi. İnsanın kalbini koyabileceği bir yer. Nefesleneceği bir durak. Yıldızlar ve haritalarla dolu.” Sy250

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.