ERKEK SAVAR

Bir gün yine Pino’yla konsere gitmek için buluştuk Konser öncesi bir kahve iyi giderdi. En yakın kahveciye daldık. Özellikli bir yerdi, kahve bardağının üzerine o günkü moduna göre bir sticker yapıştırıyorlardı. İlk siparişi ben verdim.
“Hangi moddaki stickerdan yapıştıralım?”
“Aşık… Bir de Huysuz… İki tane yapıştırsanız olur mu?”
“Tabi ki ☺”
Benden sonra Pino ne istediğini söyledi ve onun kahvesini hemen verdiler. Ben de beklemekten sıkıldım.
“İlk önce ben sipariş vermiştim. Niye ilk Pino’nun kahvesi hazırlandı?”
“Çünkü sizin kahvenizi ben hazırlıyorum.”
“Neden siz ağır hazırlıyorsunuz, işe yeni mi başladınız?”
Kahvemi en sonunda verdiler. Dükkandan çıkar çıkmaz Pino kahkahalarla gülmeye başladı.
“Adamı bozdun attım.”
“Ben mi yaptım? Nasıl yaptım?”
“Adam herhalde oranın sahibi falandı, sana ben hazırlıyorum derken ayrıcalıklısın demek istedi.”
“Ayrıcalıklıysam kahvemi hemen vermesi gerekmez mi?”
“Kur yapıyo kızım sana anlamıyor musun?”
“Hayır anlamıyorum, bana net adımlarla gelsinler.”

Sonra düşündüm geçtiğimiz aylarda anlam veremediğim erkekleri düşündüm. Şimdi onları da başımdan savdım?

Bir tanesiyle bir partide tanıştık. Arkadaşım Hanımağa’nın kankasıydı. O gece çok eğlendik, bir daha görüşmek üzere sözleştik. Fakat benim yoğum bir dönemimdi o yüzden hemen görüşemedik. O bu süreç boyunca sürekli mesaj attı, beni aradı. Hiçbir problem yoktu. Ben işlerim rahatlayınca ona görüşelim mi diye mesaj attım. Ertesi gün baştan savma garip bir mesaj yazdı. Ben de “Dengesiz.” dedim geçtim gittim. Arkadaşım da çocuğun bu yaptığına anlam veremedi. Öyle birisi değil dedi.
Spordan yakışıklı iri yarı bir çocuk vardı. Beni kahve içmeye davet etti. Neyse bir gün spor çıkışı kahve içmeye gittik. Çocuk hiç konuşmadı. Öyle karşımda heykel gibi ciddi ciddi durdu. Sessizliği bozmak için bir süre sürekli konuştum. Sonra kendimi sanki ona asılıyormuşum gibi hissettim. Bu işte bir gariplik var diye düşünüp sustum. Karşılıklı kahve içip susuştuk. Tam bu sessizlik esnasında masamıza bir başka erkek yaklaşıp Heykel’e “Merhaba” dedi. Sohbet etmeye başladılar. Bu yeni gelen yabancı bana çok tanıdık geldi. En sonunda dayanamadım.
“Ben size bir yerden tanıyorum.”
“Ben de.” dedi gözlerimin içine bakarak. Gözlerinin içi çok tanıdıktı. Sonra onun partide tanıştığım o dengesiz olabileceğini düşündüm. O gece kafasında yüzünü gözlerine kadar kapatan bir şapka vardı. Gündüz gözüyle saçlı haliyle tanımakta zorlandım.
“Siz Hanımağa’nın arkadaşı mısınız? Hani partide tanışmıştık.”
“Evet ta kendisi en sonunda beni hatırlayabildiniz; kaçtır spor salonunda yüzüme bakıp kafanı çeviriyorsun.”
“Ben size tanımadım ki. O gece şapka olduğu için saçlı halinizi tanıyamadım. Kusura bakmayın.”
Gülümsedi.
Sonra bir sandalye çekip yanımıza oturdu. Heykel’e uzun uzun sohbet ettiler. Kendimi fazlalık gibi hissettim. Şimdi onları da mı bozdum attım?

Bu yazıyı hangi kafayla mı yazdım? İşte bu kafayala:)

Bir arkadaşım vardı. Çok eskiden beri tanıdığım. Başka bir şehirde yaşıyordu. Kargoyla hep bana küçük küçük hediyeler yolluyordu. Ben de ona yolluyordum. Bir gün beni görmeye gelmek istediğini söyledi. Kabul ettim ama sürekli onunla vakit geçiremeyeceğimi de belirttim. Hafta sonu geldi. Ona buraları gezdirdim. Bir alışveriş merkezinde gezinirken çok pahalı bir gözlük beğendim. Bazen bir şeyi görürüm ve almak isterim. Bu da öyle oldu. Gözlüğü almama engel oldu. Toptancı bir tanıdığı olduğunu ve çok daha ucuza alabileceğimizi söyledi. Kabul ettim. Bir de spor çantalarına baktık birlikte. Bir türlü aradığım gibi büyük bir spor çantası bulamadığımdan yakındım. Yaşadığı şehirde olduğunu söyledi. Sizin orada da her şey varmış dedim. Pazar günü döndü.
“En kısa zamanda yeniden görüşelim.” diye mesaj çekti.
“Denk gelirsek görüşürüz.”cevabını yazdım.
Çarşamba günü okula yine kargo geldi. Spor çantası ve içinde de çok beğendiğim gözlük vardı, o yollamıştı. Şaşırdım ve çok çelişkili bir an yaşadım. Yani bana hediye yollamıştı sonuçta kullanabilirdim. Fakat böyle büyük hediyeler insanda borçluluk hissi yaratıyor. Yani sen de karşılığında bir şey almak istiyorsun. Ve ben ona bu kadar pahalı hediyeler göndermek niyetinde değildim.
“Hediyeler için çok teşekkür ederim ama kabul edemem. Normal bir arkadaşım bana böyle hediyeler almaz.” diye mesaj çektim. Sonunda hediyelerin parasını ödemezsem kabul etmeyeceğim konusunda anlaştık. Konu kapandı sanıyordum. Fakat yakın arkadaşlarımı şu hediye konusunda dürtmeye karar verdim.
Pino’yu aradım. “Çok güzel bir gözlük beğendim, biraz pahalı ama bana alırsın değil mi?”
Kahkahalarla güldü. “Deli.” dedi.
“Sen gül daha, benim artık çıtam yükseldi , dikkatli ol.”
“Kızım ben seni kafalamaya çalışmıyorum ki zaten elimin altındasın.”dedi. Çok ayıp yani. Gerçek olabilir ama ayıp.
Sonra Peter Pan’i aradım. “Gözlük beğendim, bana alır mısın?” diye sordum.
“Ben sana kitap aldım, en güzel hediye.” deyip beni geçiştirdi.

Aman da bana nazar değmesin:)
@deryasmz

Akşam hediyeleri yollayan arkadaştan şöyle bir mesaj geldi.
“Seninle önemli bir konuda yüz yüze görüşmek istiyorum.”
“Tam facetimedan konuşabiliriz. Hayır canlı olarak yüzyüze. Tekrar seni ziyarete gelebilir miyim?
”Şu aralar çok yoğunum.”
“Tamam beklerim. Alıştım zaten seni beklemeye.”
Cevap yazmadım. Şimdi bu nasıl cümleydi? Beni niye bekliyordu ki?
“Bu sözlerinle beni zor durumda bırakıyorsun. Ben açık ve net olduğumu düşünüyorum her konuda. Sen neden beni bekliyorsun ki?” diye yazdım bir kaç saat sonra.
Özür diledi. Özür dilemesine gerek olmadığını, aramızda sadece bir yanlış anlaşılma olduğunu belirttim. Tamam dedi. Sonra konuşmadık. Biraz daha sakinleşsin, hesap numarasını almak için mesaj çekeceğim.
Neden onu istemediğimi soruyorsanız cevabım net: aşık değilim. Ayrıca aşık olsam da olmaz, ben çocuğu olan birisiyle yapamam. O kadar ben merkezliyim ki ikincilik hiç bana göre değil.

Kadın erkek fark etmez, insanlardan insanlığın her hali için temel bir beklentim var: Net cümleler kurmaları, ne istediklerini açıkça ifade etmeleri. Bu isteğimi Peter Pan’e anlattığım zaman bunun çok zor olduğunu söyledi.
“Sonuçta insanlar senin hayatını bilmiyor. Nasıl tepki vereceğini de bilmiyor. Bu yüzden her tarafa çekilebilecek cümleler kurup dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Ama sen bunu anlayamıyorsun…”
“Çünkü ben gerizekalıyım☺”

Aslında bir kişi net bir şekilde kendini ifade etmişti. Bir resim sergisine gitmiştik Minnak’la. Resimler çok güzeldi. Adama resim kataloğunu imzalatmak istedim. Serginin sonunda, uzun bir kuyruk vardı. Adam ne zaman sıra bana gelse çevresindeki diğer hayranlarıyla ilgileniyordu. Kendimi bir garip hissettim. Hem hakkımı yiyor hem de görmezden geliyordu. En sonunda gördü.
“Size bu pembe renk çok yakışmış. O kadar güzelsiniz ki bir sanatçı olarak yanımdan ayırmak istemedim.” dedi.
“O zaman güzel olmak benim dezavantajım oluyor çünkü beni beklettiniz.”
“Hayır sadece yanımda kalmanızı istedim.” dedi. Sözleri o kadar ruhuma dokunmuştu ki çok utandım. Sanki herkes bana bakıyor gibi geldi. Gözlerimi yere devirip bir kenarda beklemeye başladım. Onun çevresi çok kalabalıktı. Diğer insanlarla ilgilendi. Sonra yanıma gelip kataloğu imzaladı. Ne diyeceğimi bilemedim. Adama hoşçakal bile demeden elimde katalog hızla dışarı çıktım. Hoşlanmıştım ama utanmıştım. Bir de o sözleri söyledikten sonra başka insanlarla ilgilenince kendimi çok yalnız hissettim. Adam beni beğendi diye salak salak beklemek istemedim. Sonra İnstagramına resimlerinden biriyle çektirdiğim fotoğrafı yollayıp merhaba diye mesaj çektim. Hiç cevap yazmadı. Ben de instagramımdan sildim. Şimdi bu adamı da mı başımdan savdım?

Bu ergen halleriyle yukarıdakileri kurgularken ruh halimi yansıtan şarkı budur:

Peki bu şartlar altında ne beklediğimi sorarsanız? Tabi ki hikayedeki ergenin de şarkısı da budur:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.