DURDURULAMAZ


Yeni yıla son iki hafta kala içimde sükûnet ve tamamlanmışlık hissi var. Bu yıl yaşam bana çok güzel bir şey öğretti: Bırakabilmek… Artık hayatımda bana kendimi iyi hissettirmeyen, bana gerekli özeni ve değeri göstermeyen her kim varsa ondan uzaklaşıyorum. Önceden katlanırdım, o insanlar için özürler bulup iletişimi sürdürmeye çalışırdım. Bu insanda müthiş bir özgüven sorunu yaratıyormuş. Hayatımdan bir takım insanları çıkarınca yalnız kalacağımı düşünüyordum. Fark ettim ki kaliteli bir yalnızlık, yalanlar ve aldatmacalar üzerine kurulu ilişkilerden çok daha iyiymiş. Sonra boşalan yerler de yavaş yavaş dolmaya başladı. Bu sefer dersimi çok iyi öğrendiğim için hayatıma girecek insanlar konusunda da daha titiz davranabiliyorum. Bu arada tamamlanmışlık hissi hayatımda var olan kişilerle alakalı değil, benim kendimi olduğum gibi kabul etmemle ilgili… Tabi ki daha gidilecek çok uzun yollar, öğrenilecek nice dersler var. Durduğum noktadan geriye bakıp bugüne geldiğim de bir cümleyi gönül rahatlığıyla kurabiliyorum: Ben yaş almayı sevdim, deneyimin yaşattıklarını ve derslerini sevdim. Şu an beni mutlu ediyor, gelecek ise çok heyecanlandırıyor. Yola devam…

Yol deyince yol arkadaşım Chow Chow’dan, kuşumdan uzun süredir bahsetmedim sana. Birbirimizi kabullendik ve alıştık. Onunla konuştuğum zaman bana öterek cevap veriyor, bazen ben ıslık çalıyorum o da ötüyor, kendimizce müzik yapıyoruz. Genelde kafesinin içinde kendi kendine takılıyor, bazen ötüyor bazen susuyor. Onunla bir kaç gün ilgilenmeyince kulağı tırmalayan garip sesler çıkarıyor ve hiç susmuyor. Böyle zamanlarda ne yapsam beni dinlemiyor, bana olan öfkesi geçinceye kadar gaklıyor. Tabi ben bu sırada ne kitap okuyabiliyor, ne yazı yazabiliyor ne de televizyonun sesini doğru düzgün  duyabiliyorum. Yazın annemin yanında çok hareketli ve sürekli sesin olduğu bir ortamdaydı. Sanırım evde biraz sıkılıyor, çünkü tüyleriyle çok oynuyor. Bu sefer tüylerini yolmuyor ama onları kırıp ağzında çevirmeyi çok seviyor. Bu yüzden de tüylerinin görüntüsü diken diken oldu. Ben de ona belki arkadaşlık eder diye ayna aldım. Aynaya bakmayı çok sevdi. Karşısına geçip ötüp bir yandan da kanatlarını açarmış gibi yapıp değişik şekillere giriyor. Sanırım dans ediyor. Fakat ne yazık ki aynanın karşısında tüyleriyle oynamayı da seviyor…Bu durumu konuşmak ve genel bir kontrol için Chow Chow’u veterinere götürdüm. Tüylerini karıştırıp kırması parazitten kaynaklı olabilirmiş. Bir ilaç verdi. Veteriner kuşu eline alıp yakından bakmak istedi ama Chow Chow’u tutmak ne mümkün, hemen ciyaklamaya başladı. Veteriner de kuşun huysuz olduğunu söyledi. Tüyleri ve evcilleşmesi için en az iki günde bir dışarı çıkması gerekiyormuş…

Dışarı çıkması bir problem. Çünkü dışarı çıkınca içeriye girmek istemiyor. Yakalayıp kafesine sokunca bana çok kızıyor ve küsüyor . Sonra da aynen şimdi olduğu gibi ne yaparsam yapayım dışarı çıkmıyor. Dışarı çıkınca da her yere tuvaletini yapıyor ve kabloların arasına girmeyi çok seviyor. Bu biraz benim için stresli ama üstesinden gelmeye kararlıyım.

Dışarı çıktığında uçmak yerine böyle masanın altına saklanıp havalara bakmayı tercih ettiği çok oluyor.



Bir keresinde hemen yanı başımdaki lambanın üstüne konup benimle birlikte oturmuştu. Çok keyifliydi ama sonra ben onu yakalayıp zorla kafese götürünce bir daha yanıma yanaşmadı.

Veterinere giderken yolda çok açıktım. Chow Chow’u da bu soğukta arabada bırakamazdım. Bu yüzden restorana birlikte gittik. Ben yemek yerken o bana baktı. Arada kısa kısa öttü. Restorandakiler bize baktı. Ben marul yedirmeye çalıştım, istemedi. Evet, sonunda bu da oldu…


Bu da Chow Chow’u aldığım petshopun sahiplerinin kedisi Miskin. Gözlerinde katarakt olduğunu öğrenen asıl sahipleri bu güzelim kediyi veterinere bırakıp bir daha gelmemişler. Miskin şu anda sadece yüzde on görebilme kapasitesine sahipmiş. Yaşlı olduğu için çok hareket etmeyi de sevmiyor zaten. İnsanların bir evcil hayvan sahibi olmanın bir can sahibi olmak olarak görmediklerinden yakındılar. İzmir’in Buca ilçesinin Kaynaklar köyündeki bir ormanlık alanda ırk ırk köpekler kediler varmış. İnsanlar artık bakmak istemedikleri ev hayvanlarını alıp oraya atıyorlarmış…

Petshop sahibi Ahmet Beyin anlattığı bir olayı yazmadan geçemeyeceğim. Bir adam elinde balık fanusuyla dükkana gelmiş. “Şunun içine üç balık koysana, bizim oğlan çok istiyor sevinsin.” demiş.

“İyi de bu fanusun içinde sadece bir balık yaşayabilir. Daha fazlası ölür.” demiş Ahmet Bey.

“O zaman iki tane ver sen bize. Zaten bir süre sonra hevesi geçer bizim oğlanın…”

Bu resimde an itibariyle halimizi gösteriyor. Kapının ağzında duruyor ama kesinlikle dışarı çıkmıyor…


Ben de 2020’ye bu şarkıdaki gibi bir ruh haliyle giriyorum. Neyime mi güveniyorum? Ne mi başardım? Sadece kendimi biraz daha yakından tanıdım, belki insan olmaya birazcık daha yaklaştım. Her ne kadar onaylanmak ve takdir edilmek hoşuma gitse de bunların kenar süsleri olduğunu öğrendim. Asıl olan kendinle olan tanımların, ilişkin, güvenin, vicdanınla verdiğin hesaplaşmaymış…

I’m unstoppable

Ben durdurulamam
I’m a Porsche with no brakes

Ben frenleri olmayan bir Porcheum
I’m invincible

Ben yenilmem
Yeah, I win every single game

Evet, ben her bir oyunu kazanıyorum.
I’m so powerful

Ben çok güçlüyüm
I don’t need batteries to play

Oynamak için bateriye ihtiyacım yok
I’m so confident, yeah, I’m unstoppable today

Cok kendime güveniyorum,evet, ben bugün durdurulamazım
Unstoppable today, unstoppable today

Bugün durdurulamaz, bugün durdurulamaz
Unstoppable today, I’m unstoppable today

Bugün durdurulamazım, bugün durdurulamazım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.