DİLİ OLAN KONUŞUR AMA NASIL?


Çok yoğun geçen bir 10 günden sonra yeniden sana yazabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Şu anda yılbaşı için Zeyno’nun davetlisi olarak Aliağa Hilton by Hampton’da kalıyorum. Keyfim çok yerinde. Özellikle kaldığım yerin ismini vurguluyorum çünkü çocukluğumdan beri tanıdığım Zeyno ve ailesinin sadece eğitimlerini ve akıllarını kullanıp çoook çalışarak bu oteli kurduklarının şahidiyim. Dilerim yolları hep açık ve bereketli olur. Ben de yeni yıla burada dostlarımla ve arkadaşlarımla birlikte gireceğim. Dilerim 2019 herkesin gönlüne göre bir yıl olur. 2018’de yaşadığım deneyimler 2019’a ışık olur.

2018 yılı bana bir gerçeği kafama vura vura öğretti. Belki dünya için minicik benim için kocaman bir gerçeklikti. Uzun süredir kafamı meşgul ediyordu ve geçen gün  Lera Boroditsky’nin “How Language Shapes The Way We Think”  (Dil Düşünce Şeklimize Nasıl Yön Veriyor) adlı TED talk konuşmasını izlerken bir anda aydınlandım. Sana videodan bana ilham olan bölümleri özetlemek istiyorum öncelikle.

İnsanlar birbirlerine çok farklı fikirleri, düşünceleri, duyguları kolaylıkla ifade edebiliyorlar çünkü konuşabiliyorlar ve kendilerini ifade ettikleri dilleri var. Dünyada bir değil 7000 tane dil var ve hepsi her açıdan birbirinden farklı. Bazı dillerin farklı sesleri, bazılarının farklı yapıları ve bazılarının da farklı söz dağarcıkları var. Böylece insanların konuşarak kendilerini ifade ettikleri dil aslında düşünce şekillerini de belirliyor?

Örneğin; Avusturalyalı bir Aborjin topluluğu olan Kuuk Tahaayorre insanları sağ ve sol kelimelerini kullanmıyorlar. Bunun yerine her şey için coğrafi yönleri kullanıyorlar: Doğu, Batı, Kuzey Güney. Onlar için şu cümle gayet normal: “Bacağının güney batısında bir karınca var.” Bu dilde merhaba demek şu şekilde “ Hangi yöne gidiyorsun?”, cevap “Kuzeydoğu yönünde uzağa, peki ya sen?”. Bu dili konuşabilmek ve anlayabilmek için çok kuvvetli bir yön duygusu gerekiyor. Aksi takdirde merhabadan öteye geçmek mümkün değil. Yani benim hiç şansım yok!

Diller olayları tarif ederken de farklılık gösteriyor. Örneğin, sizin neden olduğunuz bir kazayla bir vazonun kırıldığını düşünelim.

İngilizler: “Vazoyu kırdı”

İspanyollar: “Vazo kırıldı.”

İngilizler kimin yaptığına odaklanıyor, İspanyollar ise olayın kaza olduğu durumlarda yapanı hatırlamıyor; eylemin kaza olduğuna odaklanıyor. Bir vazonun kırılmasına sebep olduğunuzu düşünün. Bu iki cümleyi iki ayrı insan size söylüyor, nasıl hissederdiniz? Ben birincisinde suçluluk hissederdim; ikincisinde daha dikkatli olmam gerektiğini düşünürdüm.

Kısacası kendimizi ifade ederken, yan yana sıraladığımız kelimelerin seçimi ve vurgusu çok önemli. Ve biz bunu çoğu zaman yaşadığımız kültürün bize öğrettiği gibi rastgele yapıyoruz. Karşımızdaki insanın algısını, duygularını, söylediklerimiz karşısında hissedebileceklerini düşünmeden yapıyoruz.

2018 yılında yazdıkları ve söyledikleri yorumlarla beni çok mutlu eden okuyucularım oldu. Az da olsa beni üzen, haksız yere yargılayan insanlar da oldu. Ve ben bu videoyu izledikten sonra düşündüm: Konuştuğumuz bir dil var ve düşünce şeklimizi belirliyor. O dil içinde bölgelere göre farklılıklar var. Bu da insanların düşünce şekillerini belirliyor. Bir de eğitim, genetik, ailesel farklılıklar var. O da düşünce şeklimizi belirliyor. Sonuçta bunların hepsi karışıp homojene olup bir insanın kendini ifade etme biçimini belirliyor. Zaten bu yüzden de her insan biricik değil mi? Bu yüzden de mutlak doğru diye bir şey yok değil mi?

Bir karar verdim. Herkesin dediğini ciddiye almayacağım. Konuşurken, dili kullanırken kibarlıktan uzaklaşanları hayatıma almayacağım. Sadece ne demek istediğini örneklerle açıklayıp arkasında durabilenlere saygı duyacağım. 

Dilerim 2019’da, karşısındaki insanı dinlemesini bilen ve kendini doğru bir şekilde ifade etmek için emek sarf edenlerle yolum kesişir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.