CHOW CHOW

“Dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma ihtimaliniz yoktur. Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız.” Jim Rohn

Yoga derslerimdeki öğrencilerimin hepsi kadın ve evli. Hayatım boyunca bekar bir kadın olarak hep bekar arkadaşlarımla takıldığımı fark ettim. Evli olanlar da oldu ama çok uzun soluklu olmadı. Bu sefer her şey güzel bir uyum ve ahenk içinde. Kadınlar kulübü gibi herkes her şeyini anlatıyor. Bazen paylaşımlarımız önce geliyor yoga bile yapmadığımız oluyor. Bu etkileşim ortamında, benim boş zamanlarımdaki aktivitelerin amaçlarını tanımlama biçimim değişmeye başladı. Çünkü en yakınımdaki üç kişinin yorumları benim algımı da etkiliyor. Size örnekler vereyim.

Hiç küçük bir çocuk; şöyle 1-3 yaş arasında bir çocuk size sarıldı mı? O minikten gelen enerjiyi hatırlıyor musunuz? İşte ben bu enerjiyi istemeye başladım. Küçük bir çocuğun bana sımsıkı sarılmasını istiyordum. Bunun annelik içgüdüsü denilenle alakası var mı diye düşündüm. Hayır ben sadece çocuk bana sarılsın istiyordum. Daha fazlası için bir tutkum yoktu. Bu annelik duygusundan çok saf sevgi arayışıydı. Bir kedi ya da köpek almam iyi olabilir diye düşündüm. Kedi evimdeki mobilyalarımı tırmık tırmık yapar diye vazgeçtim. Köpeği de sabah akşam gezdirmek isterdi. Sonra bir arkadaşımdan Çin Aslanı’nı gezdirmeye gerek olmadığını, evde mutlu olduğunu duydum. Çin Aslanı (Chow Chow) resimlerini görünce çok sevdim. Ve ciddi ciddi bir tane chow chow sahibi olmayı düşünmeye başladım. İsmini bile belirledim : OKSİ (Oksitosinden geliyor; detaylı bilgi ve açıklama için not1’e bakınız.). Bu düşüncelerimi yoga grubuyla paylaşınca köpeğe bakmanın çok zor olduğunu söyleyip fikrimi değiştirmeye çalıştılar. Sonra da

“Bir köpek sahibi ol, onu dolaştırırken yeni insanlarla tanışırsın.”

“Chow Chow’ları dolaştırmaya gerek yokmuş.”

“Oldu mu şimdi, yine eve kapattın kendini, köpeğe sarılıp oturursun artık.”

Aslında OKSİ’yle evde oturmak düşüncesi çok hoş geliyordu ama kaçırdığım bir şeyler olabilir miydi?

Geçen hafta bir rüya gördüm. Rüyamda tatsız bir şekilde yolumu ayırdığım eski spor salonundaki müdürün de olduğu bir masada grup olarak yemek yiyorduk.
“Türk Musikisi korosu kuruyoruz, sen de katılsana.” dedi bana spor salonu müdürü.
“Sizinle bu saatten sonra neden aynı etkinliğe katılayım ki?” cevabını verip uyandım. Ne garip rüyalar görüyorum, spor hocası ve Türk Musikisi korosu ne alaka diye düşündüm. O gün öğleden sonra okuldan mail geldi. Türk Musikisi korosu açılıyormuş. Hadi canım dedim, Türk Musikisi, Türk Sanat Müziği falan hiç sevmem. Yetmedi o gün akşam arkadaşımlarımla yemeğe çıktım. Ve tam karşımda oturan kız bir anda ballandıra ballandıra Türk Musikisi Koro çalışmalarını anlattı. Ben de rüyamı anlattım. Başka bir arkadaşım “Ben de katılmak istiyorum. Birlikte gidelim mi?” sordu. Bu kadar tesadüfün bir anlamı olmalı dedim ve kabul ettim. Sonrasında neler mi oldu? Bu da bir başka yazının konusu…

Tabi ki yoga grubuma bu yeni aktivitemin de faaliyet raporunu verdim. Onlarda beklediğiniz tepkiyi verdiler.
“Orada belki birisiyle tanışırsın.”
Artık yeni insanlarla tanışmak konusunda gerçekten beynim yıkandı. Önceden ne diyor bunlar , ne komik diye düşünürken. Artık istemiyorum ama lütfen yan cebime koyar mısın kıvamına geldim. Bunun üzerine kucağıma iki kitap koydular ilişki üzerine: “Aslında Giden Erkek Yoktur” ve “Duygu Simyacısı”.

Kendi aklımla hayatta almayacağım, isimlerinden dolayı son derece küçümsediğim bu kitapları kucağıma düştüler diye okudum. Sonra Seda Diker’in dört kitabını daha da alıp onları da okudum. İlişkileri hiç böyle düşünmemiştim. Diğer insanların ilişkilerinde ne yaşadıklarından haberim bile yoktu. Bütün kitapları hayretler içinde merakla okudum. Bana bunları kimse söylememişti. Bunlar gerçek miydi? Uygulanabilir miydi? Uygulanması gerekli miydi? Bilmiyorum, kesin bir şey diyemem ama bana çok ilginç geldiği kesin. Şimdi size kısa kısa okuduğum ilk iki kitabı tanıtayım:

ASLINDA GİDEN ERKEK YOKTUR

Kadının ilk çağlardan günümüze rolünün tarihçesini vermiş. Anaerkil sistemden ataerkil sisteme geçiş… Çalışan kendi ayakları üzerinde duran modern kadının neden kadın erkek ilişkilerinde bir türlü sınırlarını korumayı beceremediğini ve bunu nasıl başarabileceğini danışanlarının yaşamlarından gerçek örnekler vererek anlatmış. Ben en çok korku ve endişelerimizden kurtulmak için uygulayabileceğimiz yöntemi çok yararlı buldum. Bu kitaptaki uygulamalar sadece kadın erkek ilişkilerinde değil yaşamın tüm alanlarında uygulanabilir teknikler.

DUYGU SİMYACISI

Yine yaşamın her alanına uygulanacak tekniklerin verildiği bir kitap. Gerçek hayatlardan örnekler ince ince detaylarıyla anlatılmış. Ben bu kitapta en çok “Teslimiyet” kavramını sevdim. Uzun süredir hayata tam anlamıyla güvenmediğimin, ipleri hep elimde tutmak istediğimin ve bu konuda kesinlikle başarılı olamadığımın farkındaydım. Sanırım vakti gelmiş çünkü bu kitapla kendimi hayatın akışına iyicene bıraktım gibi geliyor. Teslim olmak çok güzel, rahatlıyorsun, sanki seni bütün dünya bulut kollarıyla sarmalıyor. Bu arada internette kitap için yapılan yorumların birinde “Duygu Simyacısındaki teknikleri ateistler uygulayamaz çünkü Allah’a teslimiyetten bahsediyor.” yazıyor. Buna katılmıyorum, çünkü biz adına ne dersek diyelim zaten Allah her yerde var, başka isimler altında her yerde. Herkes birbirine ince ince iplerle bağlı ve hayat kendi matematiğiyle ilerliyor. Teslim olmasan da zaten resmin içindesin, özgür iraden bir yere kadar. Senin üstünde bir güç var ve senin iyiliğin için çalışıyor. Bu iyiliği fark edebilmen için anla birlikte akman şart; bunun da tek yolu teslimiyet. Yaradan de, Allah de, Hayat de, Yaşam de , her ne dersen de ona ama bir güç, bir enerji var.

NOT: Henüz olmayan köpeğime OKSİ adını koyarken, oksitasinin sarılmakla oluşan bir hormon olduğunu sanıyordum. Hatta sarılacak çocuk bulamayınca , henüz de köpeğim olmadığı için ağaca sarıldım ve çok iyi geldi. Oysa ki oksitosin sevgi ve aşk hormonuymuş, pek çok yararı varmış. Eksikliği de vahim bir şeymiş. Oksitosin hormonunun detayları da bir başka yazının konusu olsun . Şimdilik benden bu kadar.

Bu yazıya Murathan Mungan sözleriyle bir Müslim Baba şarkısı yakışır dedim.

Her şeyi al
Bana beni geri ver
Bir şansım olsun

7 thoughts on “CHOW CHOW

  1. Yazınıza başladığınız söz bir arkadaşımın hayatının sözüymüş. Geçen hafta ilk kez ondan duymuştum ve bende çok etkilenmiştim.

    Bu arada evde oturmak banada huzur veriyor ama acaba hayatı kaçırıyor olabilirmiyim diye de düşünüyorum. Kendimi kafese koymuşum gibi hissediyorum.

    1. Ben hayatım boyunca hep ben iyiysem diğer insanların kötülüğü beni etkilemez diye düşünüyordum. Öyle değilmiş anladım. Artık benim de hayatımın sözü:)

      Evde oturmak konfor alanı , hayatların tatsız süprizlerinden kaçış. Dışarı çıkmak, yeni insanlara, arkadaşlara fırsat vermek; bu bir macera. Ben artık dışarı çıkmayı tercih ediyorum,çünkü yaşamak yaşama katılmakla mümkün. Böyle hissediyorum.

      Yorumlarınız ve samimi paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.

      Melike

  2. Çok güzel bir yazı akıp gitti, ne çabuk bitti okumaya doyamadım açıkçası 🙂 bence Oksi yi alın ve her şeyin hayırlısı olur umarım 🙂

    1. Ah çok teşekkürler Zeynepciğim:) İnşallah her şey hayırlısıyla dilediğimiz gibi olur. OKSİ biraz sallantıda, köpek kuaförü bir arkadaşım var;Kokoş; en az Chow Chowların çok agrasif olduğunu, sahibini bile ısırdığını anlttı. En az 500 Chow ChoW’u tıraş etmiş, sadece 3 tanesi iyi huyluymuş:((

      sevgi ve ışıkla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.