KALBİNE DOKUNMAMA İZİN VERİR MİSİN?

“Kalp konuştuğu zaman, zihin itiraz etmeyi uygunsuz bulur.” Milan Kundera “Fotolar harika, Almanya’da proje iyi gidiyor galiba?” “Ya işte instagram hilesi. Yoksa mutlu değildim son iki gün. Antalya’da sevgilimle kavga ettik. Ben saçmaladım. Onun suçu yoktu. Benim kafa gidik Melike. Olur olmaz şeyleri büyütüp kıskanıyorum.” “Kendini kurban ediyorsun gibi hissediyorum.” “Yok bu sefer değil. Söylenmeyecek […]

DNA

Her şey “Postmodern Sindirella” yazısını yazdıktan sonra oldu. Orada Once Upon a Time dizisinden bir bölüm paylaşmıştım. Küçük bir kız sümbül tohumları atıyordu toprağa ve sümbüller kocaman büyüyorlardı. Ertesi gün kendime bir sümbül soğanı aldım. Hadi pembe renk neyse de, niye benim çiçeğimin güzel başı yerlerde sürünüyordu. Yani bunun benim için sembolik anlamları vardı aslında.Yaşaması […]

YARA

Var olan bir yarayı sızlatacak kadar vardın bende. Fazlası için çok azdık. Kabuklu yaraların altında ki iz de sen değildin. Bunu bildiğinden hep huysuz , çamurlu, aksi ve maviydin. Az olmak kötü şey değildi. Bilsen tatlı tatlı yağabilirdin. Yetebilirdik. Ayşe Köroğlu Yorumlayıcı sosyolog Peter Berger ve Thomas Luckman’a göre toplum bireyi belirler ve birey toplumun […]

MAKİNE ESKİYOR ANNEM

Ruh yaşlanmıyor onun yaşı hep aynı ve kişiye göre değişiyor. Benimkisi daha yirmilerinde bunun farkındayım. Bazen içimden dışarıya atladığını heyecanlı heyecanlı etrafta koşuşturduğunu, düşünmeden yaşadığını görüyorum. Kimi zaman başıma iş açsa da bir yolunu bulup kurtarıyorum paçayı; onunla eğleniyorum ben, ruhumu seviyorum. Kimisinin ruhu yaşlı oluyor; kaç yaşında olursa olsun bir anneanne gibi bir dede […]

TOSKANA GÜNLÜKLERİ 10: POSTMODERN SİNDİRELLA

Çok yorgundum. Öğrencilerin hepsi gitmişti. Bütün gün eşyaları toplamakla uğraşmıştık. Çadırları toplamak, temizlemek, taşımak. Akşam yemeği sonrası bankın üzerinde yığılıp kalmışım. Sarı Çiyan’ın sesiyle kendime geldim: “Bulaşıklar yıkanacak.” Çok yorgun olduğumu söyledim ve yapmadım. Akşam kankasıyla birlikte odama daldılar. Benle konuşmaları gerekiyormuş, neden böyle tepkiler veriyor muşum vs, vs… Sarı Çiyan’ın kankası sürekli konuşuyor; İngiliz […]

TOSKANA GÜNLÜKLERİ 9 : İKİ BOYUTLU GÖKYÜZÜ VE PROSECCO

“Çocukluğumuzdan bu yana bize göz kırptığı halde bir türlü parçası olamadığımız bu sonsuz şölen de ne?” Dostoyevski Hayatım boyunca yalnız kalmaktan, tek başınalıktan bunaldığımı hatırlamıyorum. Her gün düzenli olarak yapmayı sevdiğim aktiviteleri yapınca gün bana zar zor yetiyor zaten. Diğer yandan kendimi kimsesiz hissettiğim çok uzun zamanlarım oldu ve acı çektim. Kimsesizlik bir ıssızlıktı. Elimi […]

ANNEM HAKKINDA HER ŞEY 2: BU CÜCELER KİM?

Bilimadamları ne derse desin annelik içgüdüsü diye birşey olmadığını hep söylemişimdir. Bana annelik içgüdüsü, toplumun soyunu devam ettirmek için kadına dayattığı bir yük gibi geliyor. Yüksek lisans tezim için çocukluk tarihini incelerken de düşündüklerimin doğru olduğuna kesinlikle kanaat getirdim. Ortaçağda çocukluk diye bir kavram olmadığını biliyor muydunuz? “Ortaçağ’da çocukluk yedi yaşında biter yetişkinlik başlardı. Çünkü […]

ANNEM HAKKINDA HER ŞEY 1: Ah Minel Aşk!

Uzun süredir yazamadım sana… Niyetim annemi anlatan bir yazı yazmaktı. Yazmaya başlayınca anladım ki anneannemi anlatmadan annemi anlatmak çok zor. Annem için yazmayı planladığım bu yazı dizisine anneannemle başlayacağım. Anneannem : Melike Anneannemin annesi : Esma Anneannemin babası: Ahmet Anneannemin kocası/halasının oğlu : Hasan Anneannemin annesi Esma, Akseki’nin en zengin ailesinin güzelliği dillere destan kızıymış. […]

YARALI CEYLAN SENDROMU

Aslında içten içe hep yapamadığım için üzüldüğüm ve bir o kadar da gerçekleşmesinden adım kadar korktuğum şeyler var bu hayatta… Çözümün ne olduğunu zihnimde çok iyi bildiğim fakat iş pratiğe gelince donup kaldığım. Gerçekleştirdiğim, kendime ve hayata olan inancımı perçinlediğim pek çok deneyim yaşadım. Bunların aslında hiçbiri birazdan itiraf edeceklerim kadar önemli değil. Aslında her […]

BABAMIN JAMES BOND ÇANTASI

Uzun zaman oldu ondan bahsetmeyeli… Unuttuğumdan sanma sakın , sadece acıtasyon yapmamak içindi… Artık itiraf ediyorum son üç yazımın yazılmayan son cümlesi şöyleydi: Keşke bugünleri birlikte görebilseydik. Ya da Burada olmanı çok isterdim. Senin yün el örgüsü krem rengi bir hırkan vardı. Hırkayı hiç giydiğini hatırlamam. Sen hırkayı omuzlarına atardın; ellerini de hırkanın ardından belinde […]