BERLİN 1: CANI İSTEMİŞ YAPMIŞ

08.08.2018

Geçen sene Hindistan’a Dubai hava limanından aktarmalı bir uçakla gitmiştik. Dubai’de uçağı beklerken ilkokulda aynı sınıfta, Anadolu Lisesinde de birlikte eğitim gördüğüm bir arkadaşımla karşılaştım. Onun ismi Şifacı olsun. Bu çok enteresan bir tesadüftü çünkü üç ay önce facebooktan bana mesaj atmıştı ve yogayla ilgili bir kurs sormuştu. Ben de ona vippasana meditasyonu kursunu tavsiye etmiştim. Sonra haberleşmedik. Ve şimdi aynı kursa gidiyorduk. Şifacı Goa’daki eğitime ben de Mumbai’dekine. Çok heyecanlandım. Yarım saat kadar bir süremiz vardı ve biraz konuşmak istiyordum. Fakat birlikte yolculuk ettiğim arkadaşım Amerikalıya bir delilik geldi. Sürekli lafımı kesti, hiç yoga eğitimi almamış olmasına rağmen yoga uzmanı gibi atıp tutmaya başladı, Şifacı’yla sen ve ben ikimiz dili oluşturmaya çalışıp beni de O durumuna indirgemeye çalıştı. Ben ağzım açık kalakaldım. İnsan arkadaşını yolda tanırmış. Amerikalı’nın anlayamadığım saldırgan ve yaranmaya çalışan tavırlarından utanıp sessiz kaldım. Ne istiyorsa yapsın; ben kimsenin küçük hesaplarıyla uğraşamazdım. O da aldı sazı eline. Şifacı gidip ben Amerikalı’yla başbaşa kaldığımızda sordum.

“20 seneden fazla görmediğim bir arkadaşımla iki çift laf ettirmedin, doğru düzgün bir yoga eğitimi almamış olmana rağmen yoga ve meditasyon uzmanı kesildin. Üstelik benim lafımı sürekli kesip küçük düşürücü kelimeler kullandın. Ne yapmaya çalışıyorsun, senin amacın ne?”

“Yaptım işte ne olmuş; konuşmayacak mısın şimdi benimle?”

Yol boyunca konuşmadım. Hangi dost 20 senelik arkadaşlığını canı istediği için sabote eder? Saygı benim en büyük değerim. Artık gözümden düşmüştü. Buna rağmen ona gezinin sonuna kadar şans vermeyi denedim. Git gide daha saygısız ve haddini bilmez bir canavara dönüştü. Yollarımız ayrıldı.

Daha sonrasında Şifacıyla küçük yazışmalar yaptık. Şifacı bana Amerikalı’yı hatırlatıyordu, yakın olmaya hazır değildim. Ta ki geçen Mart ayında gecenin bir vakti şu anda hatırlamadığım bir sebepten canım sıkkın uykusuz kalana dek… Evde yalnızdım, canım sıkılıyordu ve bir türlü uyuyamıyordum. Birileriyle konuşmak istiyordum, öylesine havadan sudan, maksat kafam dağılsın. Messengera şöyle bir göz gezdirdim. Şifacı çevrimiçiydi.

“Nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“Canım sıkılıyor…”
“Berlin’e gel.”
“Olur…”
“Ne zaman gelirsin?”
“Haziran ortasına kadar okulda işler oluyor, izin alamam.”
“Tamam ben sana yaz programımı bildiririm. Hatta istersen Milano’ya gel, konferansım var.”
“Yok artık☺”

Sonra yazışmadık. Ben gelirim demiştim ama kafamda bunun çok olası olduğunu düşünmüyordum. Lafın gelişi söylemiş olabilirdi, kimseye yük olmak istemem. Ayrıca ben hep seyahatlerimi eğitim odaklı planlardım. Şifacı aralıklarla iki mesaj daha çekti, kendi yaz programını anlattı ve benimkisini öğrendi. Gitmem kesinleşti. Ve işte o gün geldi. 8 Ağustos 2018 saat 12:00da Berlin’e indim. Hayatımda ilk defa tek başıma bir tatil yapacaktım. Şifacı çok yoğun çalışıyordu. Büyülü bir şeyler oldu. İlk günden elimle koymuş gibi toplu taşım araçlarını kullanarak saat 15:00de evi buldum. Hiç uymadığım için akşam 18:00’a kadar uyudum. Sonra Şifacı bir arkadaşıyla geldi. İstanbul’dan bir misafiri . O da insan hakları için çalışıyor. Akşam üçümüz bir Vietnam restoranına gittik. Kimchi yedim, harika bir tat, ana yemekte kızarmış ördek ve noodle vardı, biraz Çin yemeğini de anımsatıyor. Yemeği yerken çatal yerine çubukları kullandım. Daha önceden beceremem diye denememiştim bile; oysa ki çok kolaymış. Çubuklarla daha ağır yemek yiyorsun; bu da sindirim için çok faydalı.

Sen Viet Kreuzberg’de. Kreuzberg enteresan bir yer, sokakta marjinal tiplerle sık sık karşılaşıyorsun. İnternette burası için Küçük İstanbul diyorlardı ama Şifacı artık burada o kadar da fazla Türk yaşamadığını söyledi. Türk restoranları da dahil olmak üzere pek çok dünya mutfağını orada bulmak mümkün.Kreuzberg’de bir köprü var. Geceleri gençler köprünün üzerinde oturup bir şeyler içip sohbet ediyorlar. Bizim İzmir’deki Alsancak Karşıyaka çim muhabbeti gibi.
Sen Viet restoranının dışarıdan görünüşü. Buradaki restoranlarda klima yok çünkü hava klima gerektirecek kadar soğuk olmuyormuş. Fakat benim şansıma geldiğim ilk gün Almanya en az İzmir kadar sıcaktı. Yemeği dışarıda yememize rağmen sıcağı buram buram tenimde hissettim.

En güzeli de sohbetti. Şifacı bütünlüğünü oluşturmuş kendine güvenen, ne istediğini net bir şekilde ifade eden güçlü ve zeki bir kadın. Hayatla karşılaştığı sorunları analitik zekası ve sezgileriyle bir şekilde çözebiliyor. Sohbet boyunca, yürüdüğümüz yollar boyunca derin derin nefesler aldım. Teşekkür ettim sana, şükrettim sana, sevgimi yolladım. Hissettin mi?

Yemek sonrasında bergmann caddesinde kafelerin birinde bir şeyler içtik. Ben hatalı bir seçip yaptım; icecafe latte içtim ve bütün gece uyuyamadım. Böylece Berlin’de ki ilk iki günüm sadece üç saat uykuyla geçti.

Berlin’de bir şeyler var. İlk ayak bastığım andan ititbaren bana çok tanıdık geldi. Hindistan’da da aynı şeyleri hissetmiştim.

Bu şarkının önemi hayatımda ilk dinlediğim Almanca şarkı olması. İngilizceyla karışık olduğundan, bir de adam fazlasıyla yaşarak söylediğinden olsa gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.