BERLİN 2: DÖRT NALA GEZMEK

09.08.2018

Berlin’e gitmeden önce hayatımda ilk defa gezilecek yerleri internetten araştırıp kendime bir program çıkardım. Bundan önce seyahatlerimde bir şekilde hep bir rehberim olmuştu. Haritalarla uğraşıp yol bulmayı her ne kadar sevmesem de artık bu yön duygumu geliştirmemin zamanı gelmişti. Yine de gözümde büyüyordu. Şansıma Şifa’cıya gittiğimde bir arkadaşı daha onda kalıyordu; adına Kahve diyelim; çünkü çok güzel açık kahve gözleri var(Şifacı her ne kadar yeşil olduğunu söylesede ben açık kahve hatırlıyorum.). Kahve’nin bugün Berlin’de son günüydü. Gezmediği yerlere gideceğini söyleyince peşine takıldım. Navigasyon konusunda muazzamdı; hiç kaybolmadık. Bir de inanılmaz hızlı ve pratikti. Öyle ki listemdeki yerlerin yüzde seksenini bugün gezdik; benim standartlarıma göre adeta bu gezme eylemi ışık hızıyla gerçekleşti. Anladım ki ortalamanın üzerinde gezmeme rağmen ben aslında gezgin değilim. Çünkü ben genelde gittiğim ülkelerde otelde ya da evde oturmayı daha çok sevdim, tıpkı Türkiye’deki gibi. Gezilecek yerleri de hep gelişine göre dolaştım. Kahve gezme işini büyük bir profesyonellikle yapıyordu, tek tek haritaları inceliyor, yorumları gözden geçiriyor ve beklemeden yola koyuluyor. Bu düşüncelerimi ona ifade ettiğim zaman bana şöyle bir cevap verdi:

“Ben aslında burada ağırdan aldım, çok az yer gezdim. Daha önceki seyahatlerimde sabah erkenden kalkar ve her yeri karış karış gezerdim.” Bu sözler bana işkence gibi geldi. Ben oyalanmayı seviyorum. Güzel bir park gördüğümde, bir bankta oturabilirim. Ortamı hoşuma giden bir kafede saatlerce kitap okuyabilir ve gitmek istediği yerleri iptal edebilirim. Neyse şimdi ben sana gittiğimiz yerleri resimlerle bir anlatayım.

Müzeler Adası, Spree Nehrindeki adanın yaklaşık 1 kmlik kısmını kaplıyor. BuradaBode, Pergamon, Neues, Alta Nationalgalarie ve Altes’ten oluşan 5 büyük müze ve Berlin Katedrali bulunmakta.
Berlin Katedralinin bahçesi çok keyifli, yeşillikler arasında ki heykeller adeta canlı gibi. Berlin Katedralinin kilise kısmına girip 20dakikalık bir ayine katıldık.Klisenin içinde oturmak duvarlardaki ve tavanlardaki resimlere bakmak çok güzel.
Berlin Katedralinden sonra toplu taşım araçlarını kullanarak şehrin simgesi olan Brandenburg Kapısına gittik.
Reichstag (Alman Parlemento Binası), Brandenburg Kapısından kuzey yönüne 5 dakika yürürsen karşına çıkıyor.
Tüm bu yerlere giderken inanılmaz terledik ve yorulduk. Bir Cafede soluklanma fikri çok cazip geldi. İnternette bol bol övgü gören şu Einstein Kafelerden birini aradık. Cadde üstünde bulduk ama beğenmedik. İçerisi çok sıcaktı, masalar sıkışık sıkışık ve koyu kahverengi renkteydi. Ayrıcada gereksiz bir pahalılığı vardı. Oradan çıktık. Flamingo Cafe diye bir yer keşfettik. Çok ferah, serin bir mekandı, taze yiyecekler vardı. Fiyatlarda çok uygundu.https://www.google.com/maps/place/Flamingo+Fresh+Food+Bar/@52.519558,13.3854576,15z/data=!4m5!3m4!1s0x0:0x51a81b9655db733d!8m2!3d52.519558!4d13.3854576
Tiergarten şehrin içinde bir orman. Göletin çevresi ağaçlarla kaplanmış yürüyüş yollarıyla dolu. Nehrin kıyısında oturmak için banklar ve yan gelip yatmak için cimenler var. Buranın keyfini dolu dolu çıkardık. Çimlerde yatmaktan böcekler biraz bizi yese de değdi.
Berlin Zafer sütunu, Brandenburg Kapısına yakın 8.3 metre boyunda ve 35 ton ağırlığında ihtişamlı bir heykel. Berlinliler anıta Altın Else anlamına gelen Goldelse adını vermişler.

Tüm bu gezintiden sonra rotayı Alexanderplatz’a çevirip Televizyon Kulesine(Berliner Fernsethrum) çıkmaya niyetlendik. Fakat daha önceden randevu almadığımız için çıkamadık. Hazır oraya gelmişken Alexa alışveriş merkezinde turlayıp akşam yemeği için Kruezberg’e gittik.

Berlin’in ikinci en iyi Etopya restoranı olarak geçiyor Langano.
Bu bir geleneksel Etopya yemeği. Alttaki beyaz yiyecek yufka ya da krep değil. Ekşimsi bir tadı var. Yemekle birlikte çatal bıcak getirmiyorlar bu ekşi hamuru koparıp kaşık gibi kullanıyorsunuz. Tabaktaki tanıdık lezzetler içinde salçalı mercimek yemeği, ot yemeği, patates var. Çok ahım şahım bir tat değil ama denemeye değer.
Yemekten sonra Terra-Terracruda adında bir İtalyan restoranına gidip bir şeyler içtik. Burasının yemeklerinin de güzel olduğunu söylediler. Hava kararmaya başlarken köprünün üstü grup grup gençlerle doldu. Sohbet edip bir şeyler içiyorlardı. Sonra yağmur bastırdı ve gençler apartmanların altına oturup sohbetlerine devam ettiler.

Gece deliksiz uyudum. Yürümekten ayak tabanlarım ağrıyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.