ARAMADAN BULAMAZSIN

Güven ve saygı her türlü ilişkide en önemli iki unsurdur. Bu ikisinin eksikliğine inandığım anda bana bu duyguları yaşatan kişilere ya da kurumlara arama mesafe koyar ve yoluma devam ederim. Ve bu tutumum sayesinde yaşamıma gayet sağlıklı devam edebildim. Gel gelelim bu sefer güven ve saygı eksikliğini uzun süredir gittiğim spor salonunda hissedince ne yapacağımı şaşırdım. Beni üye yaparken bir söz vermişlerdi, iki ay sonra sözlerinden döndükleri gibi bunu telafi etmek için ne bir şey yaptılar ne de özür dilediler. Yaşam alanı olarak mutlulukla kullandığım, bazen yazı çalışmalarımı da rahatlıkla yapabildiğim bir yerdi. O olaydan sonra tadım kaçtı. Mekan benim için sihrini yitirdi. Ben de ayrılmak istediğimi söyledim. Kabul ettiler. Hatırı sayılır bir kesinti yaparak paramı ödeyeceklerini söylediler. Düşünmeden kabul ettim. Başka bir salona üye oldum. Bu hızlı gelişme beni kötü etkiledi. Yoga dersi verdiğim arkadaşlarım da derste moralsizliğimi fark ettiler.

“Hep aynı yerlere gidiyorsun. Aynı şeyleri yapıyorsun. Bu durum yeni insanlarla tanışmanı engelliyor. Farklı bir şeyler denesen.” dedi Pırıl.

“Evet, spor salonuna da öğle vakti kimsenin olmadığı zamanlar gidiyorsun. Kimseyle karşılaşmıyorsun. Spor salonu yerine doğa yürüyüşlerine gitsene çok güzel oluyor.” dedi Melek.

“Ne yani birileriyle tanışmak için doğa gezisine mi gideceğim? Olur mu öyle şey? Uğraşamam ben…”

“Uğraşmadan olmaz.” dediler bir ağızdan.

Şöyle bir düşündüm. Aslında doktorlar doğada açık havada yapılan sporların çok daha sağlıklı olduğunu söylüyorlardı. Hem daha önceden hiç doğa yürüyüşüne çıkmamıştım. Denemek için hiçbir engelim yoktu. Kendime bir çift doğa yürüyüşü ayakkabısı aldım. Melek’te yürüyüş butonlarını verdi. Malzemelerimde az buçuk tamamlandı.

Doğa yürüyüşü Pazar günü sabah 08:15’te başlıyor akşam 18:00 gibi bitiyordu. Hedef fotoğrafta gördüğünüz Tantalos Kayalıklarıydı. Oralarda aç kalmamak için Cumartesi gününden kendime sağlıklı yiyecekler yaptım: kuru fasulyeli karabuğday unlu kek ve granola. Yanıma bir sürü kuru yemiş aldım. Susuz kalırım diye 2 litre su, enerji versin diye 1 litre kefir aldım. Üşürüm diye çantamın içine bir dolu battaniye, tişört, çorap falan tıktım. Çantam oldu rahat bir 5-6 kilo.

Sabah servis otobüsüne bindiğimde özgüvenim tavandı. Kendimi bildim bileli spor yapıyordum. Düz yolda fırtına gibi hızlı yürüyebiliyordum. Hiç durmadan 50 dakika dönüşümlü olarak serbest, sırtüstü, kurbağalama yüzebiliyordum, haftada iki gün aletli fitness, bir günde fonksiyonel antrenman yapıyordum. Söyleyin bana kim tutardı beni, doğa yürüyüşü benim için çerezdi. Ve sonra Göktepe’ye geldik. Hedef Tantalus Kayalıklarıydı(yukarıdaki resim). Rehberin yanında hızlı adımlarla yürüyüşe başladım. Hafif bir yokuş çıktı karşımıza biraz nabzım hızlandı ve biraz geride kaldım. Hafif yokuş gitgide dikleşti nabzım ne olduğunu şaşırdı kalbim küt küt çarpmaya başladı. Ha bitti ha bitecek derken önümüze rahat seksen derecelik bir yokuş çıktı. O an benim pes ettiğim ve bittiğim andı. Ben doğa yürüyüşü diye gelmiştim, dağlardaki tepelerdeki patika yollarda şarkılar söyleye söyleye yürümeğe geldim. Bu yokuş bir dağcı yokuşuydu. Hem yokuşlar dikleştikçe sırtımdaki çanta daha da ağırlaşıyor beni geriye geriye çekiyordu. Bırak birileriyle tanışıp sosyalleşmeyi canımın derdine düşmüştüm. Daha fazla gitmek istemiyordum, o yokuşu tırmanacak dermanım kalmamıştı. Zaten bir yandan terliyor bir yandan da rüzgardan üşüyordum, hasta olmam hatta zatürre olmam an meselesiydi. Ağlamam istiyordum. Olduğum yerde oturdum. Artçı yanıma geldi. Beni rahatlatmaya çalıştı. Çantamı taşımayı teklif etti. Gururuma yediremedim. Ben çantamı da taşırım bu yokuşu da çıkarım dedim. Ve öyle de oldu.

Resimde gördüğünüz en tepedeki yokuşu çıktım, ondan sonra yollar düzdü, güle oynaya sohbet muhabbet yürüdüm. Yiyeceklerimin hiçbirini canım yemek istemedim. İkram ettiğim insanlarda bu ne diye garip garip bakıp ayıp olmasın diye küçük bir parça alıp “Değişik bir tat.” dediler. Sucuk ekmek vardı, ben ondan yedim. Kefirimden hiç içmedim, diğerleri de içmek istemedi. Önemli olan çay getirmekmiş, onu da başkalarından içtim. Ne yapayım dağın başında alacak yerim yoktu.

Eve döndüğüm de başım korkunç ağrıyordu. Hasta olmamak için bir ton vitamin ve ilaç aldım. Erkenden yattım. Ertesi gün kas ağrım olmadı ama çok halsizdim, baş ağrım devam ediyordu. Salı günü nihayet kendime gelip normal hayatımı yaşamaya başladım.

Sonuç olarak doğa yürüyüşü çok güzel tavsiye ederim. Temiz havayı solumak, hücrelerinde o keskin havanın canlandırıcı etkisini hissetmek bambaşka bir his. Fakat şartları epeyce ağır. Kısaca yazmayı ve doğa yürüyüşlerini bir arada yürütemem. Buna rağmen arada katılmayı isterim. Benim spor yaptıktan sonra dinlenme ve yenilenme olanağı da bulmam gerekiyor. Büyük spor tesislerinde bu olanağı buluyorum. Böylece aynı gün içinde hem spor yapıp hem de çalışmalarımı sürdürebiliyorum.

Yeni spor salonuma 1 Kasım’da başlayacağım. Dilerim gelen gideni aratmaz. Bir de öfkeyle kalkıp zararla oturmamışımdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.