ADANA-MERSİN: MELAHAT NİYE BİZİMLE GELDİN?

Adana’nın Hatay’la kıyaslandığı zaman gerçek bir il olduğunu söylemek doğru olur. Büyük otobüsleri, geniş yolları, her çeşit mağazası, Starbucks, Japon restoranı hepsi var. İnsanları güler yüzlü ve yardımsever. Hatay’ın kültürel dokusu Adana’da olsaydı mükkemmel bir şehir olurdu. Adana İbis’te kaldık, hem uygun fiyatlı hem de rahat kullanımlı odaları vardı. Adalet işleri olduğu için hemen gitti, ben de biraz uyudum. Öğleden sonra Binbiçer adında bir restorana gittim. Harika ciğer şişler yedim, ikramları olan yeşilliklere, bol soğanlı sarımsaklı salatalarına adeta tapındım. Yemeğimi bitirince Adalet aradı. Arkadaşı gelmiş yemeğe gideceklermiş, bana haber vermek istemiş. Onları da Binbiçer’e davet ettim. Arkadaşı gayet yardımsever birisiydi. Adalet’i en iyi şekilde ağırlamayı kafasına koymuş gibiydi. Adalet ertesi gün için Mersin’e gideceğini söyleyince ben hemen gelirim dedim. Çünkü artık Türkiye’deki bütün şehirleri tanımak bilmek istiyorum. Adalet’in arkadaşı da ben sizi arabayla götürürüm dedi. Yemek masasında küçük çaplı bir plan yaptık. Mersin’de nereleri gezeriz, ne yeriz diye. Aynı günün akşamı Adalet’in arkadaşı, onun karısı ve onların bir çift arkadaşıyla yemeğe çıktık. Nefis Adana mezelerini tatmış oldum. Fırında humus favorilerim arasındaydı. O gece tanıştığımız kadında(Melahat) bizimle gelmek istedi. Mersin’de arkadaşının kafesine gitmek istiyormuş. Garip bir teklifti ama emirvaki yaptığı için ertesi gün bizimle geldi. Ve o günü manipule etti. Arkadaşının kafesine gittik, orada Adalet önemli görüşmeler yaptı ama ben de 2 saat boyunca mahsur kaldım. Kadın yaşça büyük ve hantal bir yapıda olduğu için gezelim dolaşalım diyemedim. Adalet’in arkadaşına da bir şey diyemedim. Melahat’in gözleri zaten sürekli benim üstümdeydi. İki saatin sonunda dayanamadım kendimi dışarı attım. Üzerimde kafeden aldığım şal vardı, hava biraz soğukçaydı ama o kadar sıkılmıştım ki yürümeye devam ettim. Bir baktım ki Mersin Forum’a gelmişim. Alışveriş yaparken kendimi kaybetmişim. Adalet aradığında bütün alışverişlerimi tamamlamıştım, mutlu mutlu kafeye döndüm. Artık işi bittiğini göre biraz çevreyi gezeriz diye düşünüyordum ki Adalet’in bir tane daha hem de uzun bir iş görüşmesi olduğunu öğrendim. Allah’tan başka yerdeydi, bizim gidemeyeceğimiz bir ofiste.

Adalet’i iş görüşmesine bıraktıktan sonra sahile gittik, uzun uzun yürüyüş yaptık. Orada anladım ki Melahat beni pek önemsemiyordu. Benimle doğru düzgün konuşmuyor, hep Adalet’in arkadaşına kendi kocasıyla ilişkilerine dair bir şeyler anlatıyordu. Canım çok sıkıldı, kafamı dağıtmak için çenem bir açıldı ki anlatamam. O kadar çok konuştum ve o kadar hızlı yürüdüm ki Melahat nefes nefese ve takatsiz kaldı. Bir kafeye oturduğumuzda insanların yürüyüş ve spor yapmalarının çok saçma olduğu söyledi. Bu benimle kurduğu ilk bağdı. Böyle bir fırsatı kaçıramazdım.
“Bu bir yaşam tarzı. Düzenli spor yapmaya başladıktan sonra hayatını da ona göre biçimlendiriyorsun. Fakat belli bir yaştan sonra ağır spor yapınca yararı yerine zararı oluyor.” dedim, derin düşüncelere daldı Melahat.

Melahat’ın neden geldiğine dair kafa yormaya başladım. Çünkü Mersin’i gezmek yerine onunla vakit geçirmiştim… Aklıma şu alternatifler geldi:
1) Melahat’i kocası hiç gezdirmiyor. Arkadaşlarıyla görüşmesine de izin vermiyor. O da bu durumu fırsat bildi attı kendini dışarı.
2) Melahat böyle düşüncesiz bir kadın, başkalarının isteklerini ve planlarını düşünmeden kendi istediğini yapıyor.
3) Melahat çok sadık ve korumacı bir dost. Arkadaşının kocasını dişi mihraklardan(Bu kelime Minnak’ın bir romanından arak) koruyor. Olur ya biz Mersin’de adamla yalnız kalınca ben onu ayartırım falan diye önlem aldı. Ne yani koca bulmak için Adana, Hatay gezdiğimi mi düşündü Melahat? Ya da arkadaşının çapkın kocasını dizginlemeye çalışıyor. Adamın meğersem bütün hedefi kendine bir sevgili daha yapmakmış (pek öyle bir tipe de benzemiyordu ama.)
4) Melahat, Adalet’in saygın işini ve görevini çok sevdi. Ona daha yakın olmak istedi. Tek amacı Adalet’ti. Hedefe kitlendiği için beni fark etmedi bile.

Sonuçta her ne olduysa oldu ben Adana’da ve Mersin’de geçen iki günümü çok da verimli değerlendiremedim. Adana ve Mersin’i görmüş oldum, bu da bir şey diyebiliriz. İşte size çektiğim bir kaç fotoğraf.

Adana Taş Köprü boyunca beni usul usul izledi. Fotoğrafını çekerken şöyle bir baktı sonra kafasını çevirdi. Ne istediğini ve ne olduğunu anlayamamıştım ama için için köpek için üzülmüştüm. Durumu facebookta paylaştığımda yazılan iki yorum beni daha da üzdü.
1) Köpek aç olduğu için beni takip edeyiyor olabilirmiş. Hiç anlamadım, benim bildiğim aç köpekler gayet talepkardır.
2) Çok dövülen köpekler böyle bakarlarmış…
Hangi insanoğlu bir canlıyı, hem de zararsız bir canlıyı durup durup döver. ÇOk şey demek istiyorum ama siz nasıl olsa anladınız.
Taş köprüden görülen manzara…
Adana’nın nehir kenarı boyunca parktı. Çok hoş düzenlenmişti. Bu iki aşık ağacını sevgililer gününe itafen paylaşıp totem yapayım dedim:)
Adana tren istasyonu, filmlerdeki gibi…
Kazancılar çarşısı ve büyük saat: pek alınacak bir şey bulamadım. Annem baharat istediği için güç bela bir tane bulabildim. Bir de cezerye aldım. KOcaman kocaman kazanlar vardı ama benim tencerelerim bana fazla bile geliyor.
Bu da benim mersin deyince hatırladığım tek manzara, bu arada sol taraf deniz… Ah Melahat, yaktın beni Melahat…

I bite my lip
Dudağımı ısırdım
I buy what I’m told
Ne söylenirse onu aldım
From the latest hit
Enson hitlerden
To the wisdom of old
Yaşlıların bilgeliğine
But I’m always alone
Ama hep yalnızdım
And my heart is like ice
Kalbim buz gibi
And it’s crowded and cold
Ve kalabalık ve soğuk
In my secret life
Gizli yaşamımda
In my secret life
Gizli yaşamımda
In my secret life

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.