SINIRLAR

Dostluklarda bir bakıma ikili ilişkiler gibi değil midir? Yakınlık samimiyeti getirir, samimiyetin getirdiği rahatlıkla insan gizlediği, hatta kendisinin bile farkında olmadığı yönlerini açığa vurur. Burada karşı tarafın gösterdiği tolerans ve empati dengelerin ayarında büyük rol oynar. Peki bu ince dengenin nasıl korunabildiğiyle ilgili bir formül var mıdır? Aklıma yine Kant ve Aristoteles etiği geliyor. Kant doğruların tek olduğunu ve onları sonuna kadar uygulamak gerektiğini söylüyor. Ya hep ya hiç. Aristoteles ise altın orandan bahsediyor. Hatalar yapabiliriz ama önemli olan farkına varmak ve iyi yöne doğru gelişmek. Amaç insan olabilmek ve bu yolculukta kendine iyi davranmak. Kendine iyi davranırken karşındakinin aynı durumda olduğu gerçeğinin farkında olup elinden geldiğince kibar ve anlayışlı olmak. Hepimiz farklı koşullarda da olsa aynı sıkıntılar ve sorunların içinden geçiyoruz. Biraz daha sabır, anlayış, empati… Kulağa muhteşem geliyor. Peki ama nereye kadar?

Sen kendini didik edip doğru olmaya çalışırken egosunun, hırslarının pençesine düşüp gözü başarıdan(!) başka hiçbir şey görmeyenlere de empati? Senin gösterdiğin toleransı ve iyi niyeti senin görevin gibi algılayıp fütursuzca kendi çıkarlarının peşinde koşanlara da mı anlayış? Sen kendini attığın her adımda acımasızca yargılarken kendisini bulunmaz hint kumaşı sayıp yaptığı her eylemi usta bir politakacı gibi savunup seni suçlu göstermeye çalışanlara da mı adalet? Aritoteles çok iyimsermiş, onun öğretilerine göre yaşamak demek kafanda bir adalet tartısıyla sürekli dolanmak demek. Sonra sana deli derler, kim o kadar ince düşünüyor ki? Kant’ın öğretisi açık ve net; kırılan kolu kes ve at, hayata devam et.

Fakat bu noktada problem var. Hatasız kul olmaz ki! Her yanlışta kestirip atarsam yalnız kalırım. Herkese de anlayışlı ve toleranslı davranırsam bu seferde mağdur olup dururum. Peki o zaman bir arkadaşlık nerede başlar nerede biter? Yeni bir bakış açısı geliştirmek lazım. Bu kişiye özel olursa daha iyi olur. Çünkü herkes aynı muamaleyi hak etmiyor. Sana başımdan geçen traji komik bir kaç anımı anlatmak istiyorum.

Biliyorsun biz Pino’yla yemek konusunda pek bir anlaşıyoruz. Yani ikimizde hem bütün sağlıksız yemekleri seviyor aynı zamanda sağlıklı temiz beslenmeye çalışıyoruz. Birlikte yemeğe çıkmaya da bayılıyoruz. Bir gün Pino’yla yemeklerimizi yedik ve üstüne ben kahve Pino’da çay istedi. Pino’nun çayının yanında tarçınlı bir kurabiye geldi. Ben de nasıl olsa Pino’da yediklerine dikkat ediyor diye onun tarçınlı kurabiyesinin yarısını koparıp yedim ve Pino ortalığı ayağa kaldırdı. Garsonlar bile başımıza toplandı. Çok utandım ve kendimi kötü hissettim. Pino’dan özür diledim ve bir porsiyon tarçınlı kurabiye ısmarladım ve Pino’ya verdim.

http://tarifbakar.com/zencefilli-kurabiye-tarifi-ardanin-mutfagi-933307.html

“Ben bu kurabiyeleri yemem. Ben çayın yanındaki kurabiyeye hazırlamıştım kendimi. Onun içindeki malzemeleri menüden tek tek incelemiştim, tatlarını hayal etmiştim. Sen hepsini mahvettin.”

“Altıüstü küçük bir kurabiye telafi edilemeyecek bir şey değil. İnsanların içinde bu kadar sert ve gürültülü bir tepki vererek beni iki kere zor durumda bıraktın. Şu anda kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Gönlümü kırdın ve bu kurabiye gibi kolay telafi edilebilecek bir şey değil. Eğer arkadaşlığımızın sürmesini istiyorsan, bu tabaktaki bütün kurabiyeleri yemen gerekiyor.”

“Hayır; benim bütün isteğim kırıldı. Hiçbir şey yiyemem ben.”

“Sen bilirsin o zaman ben de kalkar giderim. Sen de bundan sonra hayatımda sadece ‘Merhaba’ deyip nezaketen hatrını sorduğum bir insan olarak kalırsın. Sözümden de geriye dönemem.”

“Sen bilirsin.”

“Peki.” dedim ve garsondan hesabı istedim.

Hesabı öderken Pino “Sadece bir tanesini yerim.” dedi ve yedi. Sonra günümüze kaldığımız yerden devam ettik. Garsonlarda bize bir porsiyon daha kurabiye ikram ettiler. Onlarda mutlu sona sevinmişlerdi.

Pino’yla yaşadığım kurabiye olayı bir arkadaşım benden internet sitemde yayınlamak için bir yazı yazmamı istediğinde aklıma geldi. Bu istek bana ilk başta çok normal gelmişti. Daha sonra yazma aşamasında ben onun istediği gibi bir yazı yazmak istemediğimi iyice anlayınca çok zorlandım. Bir söz vermiştim, gerçekleştirmeye çalışıyordum. Diğer yandan ben bu siteyi sadece Melike için kurmuştum. Melike olduğu gibi olsun diye, aklına ne eserse deli dolu yazsın diye. Ismarlama yazılar yazacaksam daha profesyonel yollar seçerdim. Yazıyı yazmam üç haftamı aldı, bu süreç içinde internet siteme doğru düzgün yazamadım ve çok bunaldım. Yazıyı arkadaşıma gönderdiğimde çok beğendiğini söyleyip üstünde değişiklikler ve eklemeler yaptı. Toleranslı ve anlayışlı olmaya çalışıyordum ama karşımdaki insan kendi dediğini yaptırmak derdindeydi. Benim sınırlarımın ve düşüncelerimi önemsemedi. Yazdığı yazıyı kabul etmedim.O da haklısın dedi ve anlayışla karşıladı. Ama yazımı yayınlamadı kendi sayfasında. Oysa ki bana sen ne yazarsam kabulüm demişti.

Tarçınlı kurabiyemle çayımı yudumlarken ister istemez düşünüyorum: Bir arkadaşlık nerede başlar nerede biter? Senin özgürlüğünün başladığı yerde benim özgürlüğüm bitiyorsa bu başlangıç ve bitiş çizgilerini görmekte neden zorlanıyoruz? Neden artık çağımızda incelikli ve kibar olmak enayilik olarak görülmeye başladı? İnsanlar ne kadar süre daha sırf kendi dedikleri olsun diye siyaha beyaz demeye devam edecekler? Don Kişotlar’a yaşayacak yer var mı bu dünyada?

I could pretend like I was strong when I was hurt
Kırıldığım zaman güçlüymüşüm gibi yapabilirim
I wish love was perfect as love itself
İsterdim ki sevgi, sevgi kadar mükkemmel olabilseydi
I wish all my weaknesses could be hidden
Bütün zayıflıklarımın saklı kalabilmesini dilerdim.
I grew a flower that can’t be bloomed
Çiçek açamayacak bir çiçek büyüttüm
In a dream that can’t come true
Gerçek olamayacak bir hayalde

2 thoughts on “SINIRLAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir