BİR TESADÜF MESELESİ

Rastlantılar konusunda ne düşünüyorsun? Sence rastlantı tesadüf müdür? Yani kişiler, zaman ve mekan denk düştüğü için mi oluşmuştur? Ya da çok özel bir anlam ve önemi var mıdır? Hiçbir şey gerçekte tesadüf değil midir? Eskiden, daha romantik ve hayalperestken her şeyden bir anlam çıkarırdım. Sayılar, renkler, görüntüler, sanki hepsi birer mesaj taşıyordu. Sonra bu sembollerin tetiklediği hayal gücümün ürünü olan düşlerim gerçekleşmeyince yaşadığım hayal kırıklıkları düşlerim kadar büyük oldu. Ama umudumu kesmedim, rastlantılardan anlam çıkarmaya devam ettim. Düş gücümün bir oyunu olan bu hayallerin hiçbiri gerçekleşmeyince, oyunu bıraktım. Şimdi daha iyiyim. Tesadüflere anlam yüklemek yorucu ve gereksiz çünkü bir şeyi öğrenmen, bilmen yaşaman gerekiyorsa kader zaten yakana yapışıp gerekeni yapıyor. Olanı olduğu gibi yaşamak lazım. Hayallerle, beklentilerle süslemeye gerek yok.

Asuman Portakal’ın 2017’de 1. Basımı yapılan “Bileğimdeki Omega” kitabını okuduktan sonra nedense bu düşünceler geçti aklımdan. Bir çocuğun hayatı boyunca utançla saklamaya çalıştığı bileğindeki doğum izinin ona başka bir gerçekliğin kapılarını açması ve ondan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı… Gerçekliği doğrulanmamasına rağmen bir olasılığın tüm yaşamı değiştirebilme gücü… Her şey Yonca’nın herkesten saklamaya çalıştığı omega şeklindeki doğum izini yaşlı ve alzeimer hastası Perver Hanım’ın görmesiyle başlar. Perver Hanım, gördüğü anda hatırlar; geçmişini hatırlar, güzel günlerini hatırlar, kötü günlerini hatırlar, yıllarca bitmeyen vicdan azabını hatırlar ve sonra unutur. Hem de hiç hatırlamamacısına unutur ve sonra yine hatırlar…

On dört yaşındaki Yonca, Perver Hanım’ın karanlık geçmişinin peşine düşer ve kendine dair korkunç bir olasılığı keşfeder ama bilemez… Gerçeklik nerede başlar, nerede biter bilemez. Alzeimer hastası yaşlı bir kadının sözleri acılarla dolu geçmişinden süzülüp gelen gerçekler mi yoksa hastalığına özgü sanrılar mı? Bir türlü emin olamaz Yonca. Ama yine de kabullenmek istemediği bu olasılık onun hayatını değiştirir.

Kitap akıcı ve yalın bir dille yazılmış. Kelimeler cümleleri doğallıkla oluşturuyor. Kurguda yer alan Şakşuka Apartmanı, emekli olmasına rağmen hâlâ asker olduğunu zanneden apartman yöneticisi emekli albay Şevki Palaspandıras ve apartmandaki komşuluk ilişkileri komik bir dille anlatılmış. Enteresan karakterlerle renklendirilen bu ilişkileri okumak her ne kadar keyifli olsa da ben kendi adıma Perver Hanım’ı daha fazla tanımayı tercih ederdim.

Bileğimdeki Omega romanında Asuman Portakal, kitapta yetişkin öykülerine de yer vermiş. Bileğinde omega biçiminde bir doğum izi olan Yonca, Tırlak Kalem isimli bir blog yazarının öykülerini düzenli takip ediyor ve bundan çok keyif alıyor. Her ne kadar bu öyküler ana hikâyeyle ilgili olmasa da kitaba ayrı bir renk katmis.

Romanda başta Oğuz Atay olmak üzere J.D. Salinger’in “Çavdar Tarlasında Çocuklar”, Luis Sepulveda’nın “Martıya Uçmayı Öğreten Kedi” gibi farklı yaş gruplarına hitap eden kitaplara atıflar yapılmış. Böylece genç okura adeta gelecekte okuması için bir yol haritası çizilmiş.

40. Not:
Zorladım mı kalmaya?
Geç anladım bağışla…

Ah ben, mühürlü kapıların müdavimi
Sessizliğinin dinleyeni
Hiç gelmeyenin bekleyeniydim
Öyle olsun

Ah sen, bir ölüm kalım meselesi
Bir ölüm kalım meselesi
Bir ölüm kalım meselesiydin
Uzak dursun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir