ANNEM HAKKINDA HER ŞEY 3

Çocukluğumda anneme dair en net hatırladığım kareler onun sürekli hareket ve devinim halinde olmasına dairdir. Sürekli temizlik yapardı. Evin içinde ip atlar, hulolop çevirir, çeşitli beden hareketleri yapardı. Tüm bunlar yetmezdi ona, her bulduğu fırsatta yürüyüşe çıkardı, hem de oldukça hızlı tempoda… Bizi evde yalnız bırakamayacağı için ağabeyimle beni de yürüyüşe götürürdü. Hızına yetişemezdik minik adımlarımızla, arada arkasına dönüp “ Hadi biraz daha hızlı yürüyün.” diye bağırırdı. Bizim için bu tam bir çileydi. Kim bilir belki de ağabeyimin de benim de sporu bir yaşam şekli haline getirmemizin sebebi o günlere dayanıyordur.

Geçtiğimiz iki hafta annem ben de kaldı. Onu göz ve kalp doktorlarına götürdüm. Bizim buralarda arabayla bir yerden bir yere gitmek tam bir eziyet haline geldi. Tramvay yolun her yerini kapladı. Arabalar için çok az yer kaldı. Hiçbir yerde doğru düzgün park yeri yok. Ben tek başıma olduğumda toplu taşımı tercih ediyorum. Tramvay ya da otobüs eve kısa yürüyüş mesafesinde. Annem için yürüyüşün problem olmayacağını düşündüğüm için annemi de ilk gün yürüttüm. Yol boyunca bana kızdı, sürekli söylendi, geride kaldı. Ne olduğunu anlayamadım. En sonunda yürürken dizinin ağrıdığını itiraf ett. Ama doktora gitmek istemiyomuş. Doktorlar hep kötü söylüyormuş. Taksi tutualım dedim kabul etmedi. Daha sonraki seferlerde arabayı aldım. Gelgelelim park sorunu vardı ve yine doktorun bulunduğu binadan uzak bir yere park etmek zorunda kaldım. Yürüdü ve söylendi, sürekli bana kızdı. Gerçekten de sabretmesi çok zordu. Annem, enerji küpü annem, hareket etmek istemiyordu…

Annem bu foğrafın çekildiği tarihten 4 ya da 5 sene sonra bizi açık havada tempolu yürütmeye başladı:)Fotoğrafı çeken babam, benim bakışlardan belli.

Annem son iki senede fiziksel olarakta çok değişti. Şeker hastalığına yakalandığı için kullandığı haplar yüzünden 10 kilo verdi. Sporu da bıraktığı için kasları gevşemiş ve vücudu diriliğini kaybetmişti. Saçlarını da boyamayı bırakıp beyaz saça döndüğünden zaten soluk olan yüzü daha renksizleşti. Boyu da 8cm kısaldı. Eski dostlarımız ve akrabalarımız onu görünce bana hasta olup olmadığını soruyor. Bütün tahlillleri gayet iyi çıktı. Bir tek kolestrol artmış hareketsizlikten. Doktor kilo vermesinin de sağlığı açısından iyi olduğunu söyledi. Kısaca annem her ne kadar sağlıksız gözükse de tıbbi olarak sağlıklı sayılır. Yaz sonunda da dizi için doktora gitmeyi zorla da olsa kabullendi. Yazın yüzeceğini söyledi. Kolestrolu o zaman düşermiş. Endişe edilecek bir durum yoktu ama ben tedirgindim…

Sonra aklıma anneannem geldi. Anneannem de gençliğinde iriyarı bir kadınmış sonra küçüldü ve kamburlaştı. 85 yaşına kadar saçını boyamayı bırakmadı. 70 yaşlarında katarak ameliyatı oldu. 82 yaşında kalbine stant takıldı. Bunlar dışında hiçbir fiziksel rahatsızlığı olmadı. Kalp rahatsızlığından sonra hareketlerini sınırlamak zorunda kaldı. Ve bu durum onu depresyona soktu. Bir gün ağabeyimle beni çağırdı. Bize birer burgu altın bilezik uzattı.
“Ben öleceğim böyle yaşayamam. Sizin de evleneceğiniz yok. İşte bu bilezikler sizin hakkınız. Artık ne istiyorsanız yapın.” dedi. Hareketsizlik onun için ölümle eş değerdi.
Demek ki bizim ailenin kadınları yaşlandıkça fiziksel olarak küçülüyorlardı. Annem de anneanneme benziyordu bu açıdan.

Bu arada annem her ne kadar artık çok fazla hareket etmesede televizyondaki “Survivor” programıyla inanılmaz mutlu oluyor. Hep gönüllüler takımını tutuyor ve onlarla birlikte hareketlerin hepsini yapıyormuş gibi hisssettiğini söylüyor. “Survivor olmasaydı benim hayatım çok sıkıcı geçecekti.” diyor. Bu yüzden de Acun Ilıca’lıyı çok seviyor. Acun Ilıcalı daha çok para kazansın diye reklamları bile izliyormuş. Bir gün Acun Ilıcalı’yla tanışmak istiyormuş, oğlu gibi seviyormuş onu. Tabi ki adaya da gitmek istiyor. “Yarışmalara da katılmak isterdim aslında” diyor bazen kendini kaptırıp.

Doktor işlerinin hepsini bitiince annem gitti. Çok yorulmuştum. Hem beyin olarak hem de fiziksel olarak. Sorun değildi, Allah sağlık versin, her şey hallolur. Uzun süredir annemle ilk defa bu kadar uzun süre birlikte kalıyorduk. İlk gün çok iyiyidi. Sonraki günler eski haline döndü. Evde de neyin nerede olduğunu bilmediği için sürekli şikayet ediyordu. Ağabeyim annem için “Ana Muhalefet” diyor sanırım haklı.

Annem perşembe günü gitti. Cuma günü sabah ben okuldayken aradı.
“Melike, ne yapıyorsun?”
“Dersteyim anne?”
“Anneannen ölmüş dün gece.”
“Ölmüş mü?”
“Teyzen haber verdi.”
Okuldan izin aldım, apar topar Ab-ı Hayal’e gitik. Anneannemi 89 yaşında toprağa verdik. Anneannem hep gönlüne göre ve başına buyruk yaşadı. Ne istediyse onu sonuna kadar yaptı.

Biz kocaman köklü bir aileydik ve artık param parçayız, cenazede bunu anladım. Aile içinde ki çatışmalar ve iletişim problemleri yüzünden herşeyden son anda tesadüfen haberdar olmuştuk. Anneannem kız çocuklarını hiç sevmedi. En çok oğlunu sevdi. Annem ağlıyordu. Ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Ortada ki anneannem, kucağında ben, solunda annem, yanındaki ağabeyim, en sağdaki komşumuz,kendisiyle hala görüşürüz.

“Annem bana hiç sarılmadı. Beni hiç öpmedi. Başkalarının çocuklarını daha çok sevdi.” dedi ve bana sarıldı, ağladı.

66 yaşındaki annemin içinde halen daha küçük bir çocuk vardı ve o çocuk ailesi onu sevmediği için dertliydi. Anneme sarıldım.
“Anneciğim ben seni seviyorum.”

Annemi seviyorum. Babamı sevdiğim kadar seviyorum. Ve şükrediyorum; yaşadığım hayatta kaderimin yönünü değiştirebilecek güç ve cesareti bulabildiğim için şükrediyorum. Dileğim sağlık ve sıhhat ailem için, senin için, herkes için. Artık biliyorum ölüm bir son değil, belki de ölüm bir kavuşma, bir kurtuluş. Bunu ancak görünce anlayacağım. Yaşamak dediğin şu anla ilgili, hakkını vermek lazım, her anlamda. Bir sonraki an ne olacağı belli değil.

Not: Bu şarkının Türkçe ne anlama geldiğini yıllardır bulamadım. Anlamasam da kalbimin en derinlerinde hissettiğim sözler ve müzik bu. Bu yazıya da bu şarkıdan başkası yakışamazdı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir