FARKLI KÜLTÜRLERİN İZİNİ SÜRERKEN, ANTAKYA 2

Sabah kalkar kalmaz 17 nolu otobüse binip Antakya müzesine gittim. Müzeye gittiğim yol köhne ve eski binalarla doluydu. Bir şehrin modernliğinden ve temizliğinden çok uzaktı. Fakat müze hem görünüşüyle hem de iç tasarımıyla oldukça başarılı ve moderndi.

Müzeye giden yoldan bir kesit…
Kral Suppiluliuma ne şeker değil mi?
Mozaiklerin büyüklüğü ve canlılığından çok etkilendim.
Hatay arkeoloji müzesi dünyanın en büyük ikinci mozaik müzesidir.
Mozaiklerin şehir merkezinden bulunan eski müzeden buraya taşınırlken bozulduğu, yerleştirmelerinin doğru yapılmadığı söylenmektedir.

Sonrasında da bir gün önce dükkanda tanıştığım kadına gittim. Yemek yiyebileceğim bir yer sordum. Merkezdeki yerlerden birine değilde ara caddede meşhur bir kasaba yolladı beni. Komşusuymuş kasap, gayet güvenli olduğunu söyledi. “Çok kendinden emin ve rahat görünüyorsun. O yüzden yolluyorum seni oraya. Buraya gelen insanlar genelde çok tedirgin oluyor, bu bizi de tedirgin ediyor.”dedi.

Kaytaz böreğine bayıldım. Bu böreği, ev kadınlar kasaba misafirleri gelince ısmarlıyormuş, benim de kısmetimmiş.Ben de misafir sayılırım.
Burası kasap, hem de tadilatta, ben de işte bu köşede 300 gr kağıt kebabımı yedim. Ziyan olmasın diye kendimi zorlarken parçaları bütün bütün yutmuşum. Boğazına kadar yemekle dolmak ne demek anladım. Bir ara nefes alamadım.

O kadar yedikten sonra sokaklarda nereye gittiğimi bilmeden yürümeye başladım. Başka türlü yediklerimi hazmetmemim bir yolu yoktu.

Anayoldan ayrılıp yukarı çıktıkça kentin tozlanmış tarihi dokusuyla karşılaştım.
Antakya katolik kilisesinin terasından; minareye bakan çan… Antakya merkezde birbirine çok yakın katolik, protestan ve ortodoks kiliseleri var. Bu arada St. Pierre kilisesi de Hıristiyanlığın bilinen ilk kilisesidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir