TOSKANA GÜNLÜKLERİ 11: SON MEKTUP

29.08.2017 sabahında Roma’dan İstanbul’a uçmak için sevinç ve mutlulukla uçağıma bindim. Halen Sarı Çiyan’ı artık hayatımın sonuna kadar görmek zorunda kalmayacağıma inanamıyordum. İzmir’e vardığımın ikinci günü ilk işim lüks bir spaya gitmek oldu. Benimle durmaksızın ilgilensinler, bütün o sıkıntılı günleri temizlesinler istiyordum. Sanki yüzyıllardır ülkemden uzak kalmışım da yeni dönmüşüm gibiydi. Neredeyse yüzüstü yatıp toprağa sarılacaktım, bir daha hiç ayrılmayalım diye ağlayacaktım. Ondan sonraki günler oradan getirdiğim herşeyi yıkadım, evi temizlettim ve bol bol uyudum. Döndüğümü bilenler heyecanla beni aradılar, güzel huzurlu, tatlı, sevecen, yoga dolu anılarımı dinlemek için. Sustum, tuvaletleri nasıl temizlediğimi mi anlatacaktım?

Biraz kendime gelince Minnak’la buluştuk. Ve ben hiç konuşmadığım kadar konuşmaya başladım, işin enteresan tarafı durup durup aynı şeyleri anlatıyordum. Adaletsiz iş görevlendirmeleri, başına dikilip sana neden bunu böyle yapmadın, niye böyle yaptın diye hesap sormalar, gözümün önünde ikram edilmeden yenilen karpuzlar, smoothyler, kahveler, sosisler, çikolatalar, peynirler… Ve tüm bu yaptıklarıyla gurur duyan, kendilerini her daim haklı gören, hep seni suçlu çıkartmaya çalışan, konuşmalarda usta olan yöneticiler… Anlayış mı? Sadece kendi içlerinde…

“Bu böyle olmayacak Melike. Kendi kendini hırpalıyorsun. Bunların hepsini yoga hocasına yazmalısın.” dedi Minnak.
“Ne fark edecek ki? Bu insanlar kendilerinin hatalı olabileceklerini kabul edebilecek bir yapıya sahip değiller. Allem eder kallem ederler kendilerini haklı çıkarırlar.”
“Önemli olan onların ne düşündükleri ve ne tepki verecekleri değil. Önemli olan senin mücadele etmen, kendini ifade etmen. Bu yaşadıklarını hocanın bilmesi gerekiyor.”
Düşündüm. Yazacaklarım hocanın hoşuna gitmeyecekti. Vereceği tepkinin ne olacağını kestiremiyordum. Bu okula öğrenci olarakta katılmıştım ve ileri seviyede sertifikam da vardı. Hem maddi hem manevi olarak çok emek vermiştim. Hoca bunların hepsini silebilirdi. Elimde hiçbir geçerli belge kalmadan başladığım yere dönebilirdim… Çok akıllıca değildi. Belki de susup Allah’ından bul demek akıllıcaydı.
Şeytan dürttü. Evet şeytan dürttü…
Kaybedeceklerin umrunda mı?
Diyelim ki sildi attı; bu, aldığı eğitimi veren insanların kalitesini göstermez mi?
Sen ne zamandır hayata güvenmemeye başladın?
Unutma bir kapı kapanır, bir kapı açılır.
Ait olmadığın yerde kalmaya ısrar ettiğin sürece asla ait olduğun yere varamazsın.
Ama yine de sen bilirsin.
Konfor alanında –miş gibi yapmalara devam et istersen.

İtalya’ya giderken not defterimi de yanım da götürmüştüm. Doğayla, sevgi ve saygı ortamında yaşadıklarımı, tanıştığım hoşgörülü ve güzel insanları tek tek tek yazmak istiyordum. Gerçekten de bunları bekliyordum. Çok güzel insanlarla tanışıp daha önceden de anlattığım gibi, güzel anılar biriktirmeme rağmen, beni incitenler de olmuştu. Ne yazık ki defterimde bunlar ağırlıktaydı. Bu yüzden hocaya her şeyi anlatan uzun bir mektup yazdım. Cevap olarak çok üzüldüğünü, bu konuda gerekli kişilerle konuşacağını, fakat benim oradayken neden ilgili kişilere sorunlarımı anlatıp çözmediğimi sordu. Ben de yine uzunca bir cevap yazdım. Üç kere kendimi ifade etmeye çalıştım. Üçünde de hiçbir şey değişmemişti.

Sonrasında yazdığı cevap gerçekten hayal kırıklığıydı. Ben o yoga grubuna ilk defa gelmemiştim; daha önce ki yıllarda da uzun zamanlar geçirmiştik. Demek istediğim hoca beni az çok tanıyordu. Binlerce öğrencisi olmuş bir öğretmen olarak söylüyorum tanıması gerekirdi. Hoca bana sistemlerinin bu olduğunu yazmış. Ne bir özür, ne de bir açıklama… Sistem? Ben sistemden kaçıp huzur bulmaya çalışırken nasıl bir kapitalizmin içine düşmüştüm. Ha bir de mektupta, benim ruhsal problemlerim olduğuna dair imaları da görmemek mümkün değildi. Diyelim ki öyleyim, sizin bir yoga kampında insanlara yaklaşımınız bu mu? Bunca senedir ruh hastası değildim de şimdi mi ruh hastası olmuştum. O zaman bu resmen ayrımcılıktı, beni Türk ve Müslüman olduğum için dışlamışlar ve psikolojik stres altına sokmuşlardı. Ben de onlar gibi mi düşünmeliydim? Hocaya cevap yazmadım. Varsın atsın beni o çok değerli sistemlerinden. “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.” derler ya işte öyle bir şey…

Her şeye rağmen bana iletişim kurmak iyi gelmişti. Yazılı olduğu için mesajım da net bir şekilde iletilmişti… Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yaşadıklarımı tekrar değerlendirdim. Aklıma bir zamanlar çok popüler olan “Ye, Sev, Dua Et” kitabı geldi. Julia Roberts da filminde oynamıştı. Oradaki kadın da Hindistan’da benim gibi bir kampta çalışmaya gidiyordu ve çok zor şartlarda çalıştırılıyordu. Ruh haline göre işler veriliyordu ona… Ben şimdi “Ye, Sev, Dua Et” mi yaşamıştım? O yüzden mi sürekli tuvalet temizlemiştim? Onların pisliklerini temizlemem mi gerekiyordu? Ve bu pislikleri temizlerken arınacak mıydım?
Şeytan dürttü. Ve ben şeytanı sevmeye başladım.
Hayır…
Bu tarz filmler belki de bizim insana yakışmayacak muamelelere göz yummamızın sebebi… Deneyimliyorum ve olgunlaşıyorum meselesi…
Hayır…
İnsan olmanın bir onuru vardır.
Hayır…
Eğer bir kişi eylemlerinin arkasında durup bunların nedenlerini ve niçinlerini açıklayamıyorsa, sistem bu diyorsa burada yoga değil birilerinin iktidarı ve onun baskıcı yönetimi vardır.
Olsun yine de deneyim kazandım…

Bilgi ortada dolanır. Aslında herkes her şeyi bilir. Asıl mesele özünün sözünün bir olmasıdır. Bu kolay değildir. Hayat öylesine karışık ve süprizli bağlarla birbirine bağlıdır ki farkında olmadan değişirsin. Çevren sana inanan, yaptığın her şeyi doğru gören körlerle dolduğunda kendini öyle sanabilirsin. O zaman seni kalabalık yönlendirir. Onların ilgisini, alakasını sevgisini kaybetmemek için küçük ödünler vermeye başlarsın, sonra bir bakmışsın ki sen gitmişsin; geriye çok sevildiğini düşünen, yanılgılarla dolu bir insan kalmış.

Benim için yoga bireyseldir. Kendi kendinin keşfidir. Yoga her şey gibi amacına uygun yapıldığında öğretici ve geliştiricidir. Eğer amacına uygun yapılmazsa hem ruhsal hem de fiziksel olarak inciticidir.

Kimse ve hiçbir şey seni belirlemesin. Senin arayışın kendi içindeki ışığa, beyazlığa olsun. Ve eğer bir gün onu bulduğuna inanırsan zaten havalara girmezsin… Eğer gerçekten bulduysan, hak ettiğin içindir. Bir saniye sonra kaybedebilirsin, her şey senin farkındalığına ve kalbinin sesine sadık kalmana bağlı.

Hocam geçen hafta sizi rüyamda gördüm. Bana “Seni seviyorum.” diyordunuz. Bunu durup dururken kampta da söylerdiniz. Eskiden ben de size severdim. Ne yazık ki yaşadığım tatsız olaylar ve sizin bunlara gösterdiğiniz tepki ve adalet anlayışınız yüzünden artık istesem de sizi sevmem mümkün değil. Bir insanı sevmem için o kişinin aklına, yüreğine ve insanlığına inanmam, güvenmem gerekiyor. Özü sözü bir olmayanı sevmek benim değil, hastalıklı insanların işidir.

Ekibinizin, sizin ve sisteminizin sevgi ve ışığı bulması ve onda kalması dileğimle…

Melike

3 thoughts on “TOSKANA GÜNLÜKLERİ 11: SON MEKTUP

  1. Yazıların da sevdiğim ne biliyor musun kendime dair parçaları okumak. Uzun zamandır bu yüzden okuyorum seni. Umarım hep devam edersin. Kendine farkındalığın ile.
    Sen ne zamandır hayata güvenmemeye başladın?
    Bugün bu cümlen ilgi mi çekti.
    Hayata güvenmek nedir ? Nasıl bir şeydir ? Bilmiyorum sanırım.
    Ama güvenmemeyi tanımlayabiliyorum yaşadığım için.
    Son günler de yaşadığım şeylerden bu sonucu çıkarıyorum. Hayata güvenemiyorum bu yüzden korku kalbimi ele geçiriyor. Nefes alamıyor muşum gibi hissediyorum bazen.
    Kendi içim de bu soruyu soruyorum acaba nasıl güvenebilirim Bunu yapabilecek miyim ?
    Kendime verdiğim cevap hazır olduğun da Hayatın öğrettiği bir şey var.
    Dinlemeyi bilirsen soruların cevaplarını alırsın.
    İyi geceler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir