KALBİNE DOKUNMAMA İZİN VERİR MİSİN?

“Kalp konuştuğu zaman, zihin itiraz etmeyi uygunsuz bulur.” Milan Kundera

“Fotolar harika, Almanya’da proje iyi gidiyor galiba?”

“Ya işte instagram hilesi. Yoksa mutlu değildim son iki gün. Antalya’da sevgilimle kavga ettik. Ben saçmaladım. Onun suçu yoktu. Benim kafa gidik Melike. Olur olmaz şeyleri büyütüp kıskanıyorum.”

“Kendini kurban ediyorsun gibi hissediyorum.”

“Yok bu sefer değil. Söylenmeyecek sözler söyledim. Olmaz yani.”

“Kendini benim gözlerimle görmeni isterdim. O kadar güzelsin ki hata bile yapmak sana çok yakışıyor.”

“Canım çok teşekkürler.”

“Kendi değerini bilmiyorsun.”

“İşte sevgili konusunda insan farklı oluyor.”

“Hiç düşündün mü acaba sen neyi hissettin de o sözleri söyledin? Yaptığı bir şey olmalı ki sen tepki verdin.”

“Benim temelde güven problemim var. Bir kere beni aldattı ya artık yapsa da yapmasa da deliriyorum. Yani ona da ayıp ediyorum bir yandan. Hayatını zindana çeviriyorum. En sonunda ruh hastası edeceksin beni dedi.”

“Kimin güven problemi yok ki?”

“İnsan değişemez mi Melike?”

“Yani değişim bence zor. Sadece farkına varırsın, görürsün ve zamana bırakırsın. Doğru zaman doğru koşullar oluştuğunda ve sende istediğinde değişim gerçekleşebilir. Ama garantisi yoktur.”

“İşte ben kesinkes değişimin gerçekleşeceğine inanmak istiyorum. Diğer yandan ben değişemiyorum, kaldı ki karşıdan bekleyeyim.”

“Sadece gerçek sevgi insanı dönüştürür.”

“Benim ki gerçek sevgi değil mi acaba?”

“Ben senin sevgi dediğin şeyin tamamen kalpten geldiğini düşünmüyorum.”

“Yani benim sevgim saf değil mi? Bu hissettiklerim gerçek değil mi?”

“Kalbimiz bembeyaz fakat çevresi farkında olmadığımız bir sürü arızayla sarılı. Ve söz konusu kalp olduğunda evrenin grilerde, siyahlarda gözü yok. O sende ki beyaz kalbin ışığını gün yüzüne çıkartmak derdinde. Bu yüzden de hep en zayıf noktandan sana yaklaşıyor. En kırılgan olduğun, acısından en çok kaçtığın noktadan. Sen buna sevgi diyorsun, bana göre acı bağımlılığı. Ancak bağımlılığından kurtulup hayata kalbinle bakabilmeyi başarabildiğin zaman gerçek bir aşkla karşılaşma ihtimalin var.”

“Katılıyorum canım. Hep acılı olana yönleniyoruz. Bildiğimiz yol en iyisidir diyoruz. Hatalı da olsa güvenlidir diye bakıyoruz.”

“Ve sonra ne oluyor biliyorsun? Yaşadığın onca hayal kırıklığının tortusu katran gibi kaplıyor kalbini. Bir gün karşına gerçekten sevdiğin birisi çıkacak ve sen böyle gidersen onun aşk olduğuna inanmıyacaksın. Ezip geçmeye çalışacaksın ama bunu da beceremeyeceksin. İşte o zaman hikayen başlayacak.”

“Sen bunun üzerinden yaz bu hafta .”

“Denerim ama yazarsam seni anlatırım.”

“Tamam beni anlat dışarıdan görmek isterim kendimi.”

“Deneyeceğim.”

Bir gece gökyüzüne bakarken ansızın bir yıldız gibi hissedeceksin kalbini, ay olup saracaksın o yıldızı…
resmin sahibi instagram @benwoodgates

Uzun süredir acı üzerine bir yazı yazmak istiyordum. Aklımda düşünceler dönüp duruyordu ama bir türlü elim klavyeye varıp yazamıyordu. Geçen gün Katıksız’la mesajlaşırken döküldü düşüncelerimin büyük bölümü. Daha da açıklamak istediğim tek şey var: renkler.

Bilmem hatırlar mısın bir gün yine çok acılıydım ve sana karanlık dünyamı anlatıyordum. Sen bana dedin ki ben grileri severim. Grilerin içinde yaşarım. Ne çok kötü ne çok iyi, ara tonlardadır benim dünyam. Senden sonra grilerde yaşamayı çok denedim. Olmadı. Bunu yapmama hayat izin vermedi. Parotonel gibi nerede bela var beni buldu. Belirli bir süre, hatta çok uzun süre isyan ettikten sonra anladım hayatın benimle özel bir meselesi vardı. O bende ki saf beyazlığı istiyordu. Bunun içinde benimle durmadan uğraşıyordu. Biliyor musun işte seninle benim aramdaki fark buydu: sen grilerin içindeydin ve hoşnuttun halinden; sırf bu yüzden yollarımız ayrı düştü. Sen ortalarda risk almadan yaşayıp gidersin, orjinaller değildir derdin, yolun açıksa eğer benzerlerle de gayet iyi idare edersin. Ettin de zaten. Hayatın da sana biçtiği yol buydu. Ben siyahın içinden süzülen beyaz ışıltıya yürüdüm. Daha doğrusu o kadar yalnız kaldım ki gözüm sadece beyazı gördü. Uzaktaydı, ona yürüdüm. O ışıltı bana inancı öğretti, o ışıltı bana sevmeyi öğretti ve bir gün bir baktım ki o ışıltı kalbimdi. Sen bir zamanlar gri tonlarınla benim o karanlığıma ışık olup beni yaşamam için cesaretlendirdin. Bu yüzden minettarım, ne desem az. Diğer yandan sen grileri seçtin… Dilerim bir gün ışıltım senin kalbine kristalize olup ulaşır ve onu kaplar. Beyazlar içinde yaşamak nedir öğrenirsin…

Katıksız sana da sözüm var: kendi değerini bil. Ne olursa olsun senin için oluyor. Önemli olan onun değişmesi değil, senin kendini sevebilmen. Şu anda sevgilini sevdiğini düşünüyorsun çünkü sana hak ettiğin değeri vermeyerek senin değersizlik hissini besliyor. Sen çok değerlisin ve bunu bir gün göreceksin, o gün anlayacaksın, aslında değişmene hiç gerek yok. Sen olduğun gibi çok güzelsin, çok iyisin, çok doğrusun, sen mükemmelsin…

Hey, words aren’t enough to express my feelings but I will tell you as it is
Hey, kelimeler hislerimi anlatmam için yeterli değil am asana olduğu gibi anlatacağım.
Can I touch your heart?
Kalbine dokunabilir miyim?
I want you to believe me, I’ll come get you
Bana inanmanı istiyorum, seni gelip alacağım
Someday, someday
Bir gün, bir gün

It’s always you, it’s always you, crystal snow
Her zaman sendin, her zaman sendin, kristal kar

NOT: Bu yazıyı tamamladıktan sonra Katıksız’a yolladım. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde bana bu iletiyi yolladı:

Sabah sabah beni darmadağın ettin :))))) elbette yayınlayabilirsin . Öncesinde bana sorman da çok ince:))

Bu arada benim saçmaladığımı düşündüğüm her şeyin gerçek çıkması da ayrı bir ironi. Sevgilim ben Berlin’deyken eski kız arkadaşıyla mesajlaşmış bir aşk meşk havalarına girmiş. Mesajlarda kıza beni küçük düşüren laflar etmiş. Sonra da kıza tabii ki onu bıraktım demeler. Kız sonra eski sevgilisi ile barışma turlarına girince gerizekalı ortada kalmış. Falan filan yanii
Salı gecesi bu mesajları okudum. Önce delirdim sonra sakinleştim sonra vicdanım temizlendi ve kurtuldum dedim. Kendimin en azından ruh hastası olmayıp hislerimin ne denli kuvvetli olduğunu gördüm. Bu da benim kendime güvenmemi sağladı. Artık yol açık Melike’ciğim.
Sevgiler

Bunu bilir bunu söylerim: KALP HER ZAMAN DOĞRU SÖYLER, KALBİNİ DİNLE…

9 thoughts on “KALBİNE DOKUNMAMA İZİN VERİR MİSİN?

  1. İnsan bazen hissettiklerinden korkmasına rağmen gidişlere izin vermeli ki hayatın anlatmak istediklerini anlayabilsin.

    Ben izin veremiyorum kendimde yapmıyorum deneyen olduğun da savunmalarım başlıyor.
    Belki bir gün kendim girdiğim de diğer insanlara da açılır.

    Günaydın. Bugünün nicki de bu olsun 🙂

        1. Soru başlığına hitaben yazmıştım. Girmediğim ve girilmesini istemediğim bir kalp alanım var. demek istedim

          1. Herşey olması gerektiği gibi gerçekleşiyor. Hayat senin oyunun değil, sen onun içinde varsın. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz kalp alanınızın kapalı olduğundan? Belki karşınıza çıkan insanlara kapıyı açmaya değmezdi.
            Yorumunuz için teşekkürler
            Sevgi ve ışıkla
            Melike

  2. Kalbe girmek insanlarda geçmez kişinin kendine olan bakışından geçer.
    Belli evreler vardır bir zaman kimseyi almak istemezsin. Kendini bile.
    Bir zaman yaraların iyileşir bir çocuğun emeklemesi misali yürümeyi öğrenirsin.
    O zaman insanlar devreye girer İçeri girer girmez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir