ÇİLE ÇEKMEYE VEDA 2: ÖYLE BÖYLE

Bazı vedalar acı verir diye yazarsam içinde acıdan başka hiçbir şey olmayan bir resim çizmiş olurum. Burada veda ettiğim gidenin ardından tutulan yasın acısına veda ve bu da acı veriyor. Hatta veda etmek istemiyorum, bu zamana kadar böyle yaşadım, neden değiştireyim ki diye düşünmeden edemiyorum. Sırf bu yüzden, bu yazıyı günlerdir yazamıyorum. Acı bağımlısı olmuşum, durduk yerde gözlerim dolu dolu olmazsa, sakin bir köşe bulup içli içli ağlamazsam olmaz… Yani ben şimdi çile çekmezsem babamı hala sevdiğimi nasıl anlayacağım? Evet, benim mutlu olmam onu mutlu eder de bunu ben nasıl anlayacağım?Çünkü mutlu olduğum zaman mutluluk duygusu babamdan gelmiyor, bu dünyadan geliyor.Diğer yandan acı direk kalbimden geliyor, içim titriyor, sanki 10 şiddetin de deprem oluyor ve sonrasında Japonya’daki prefabrik evler gibi hiçbir şey yıkılmıyor; her şey olduğu gibi var olmaya devam ediyor… Acı devam ediyor… Aci giderse ondan geriye hiçbir şey kalmayacak, anlamıyor musun? Sabah sabah yukarıda yazdıklarımı düşünürken acıya veda etmekten vazgeçtim. Hayır acıya veda edemem.
Spor salonuna gittim. Acı meselesi hala kafamda, egzersizlerde set arası instagramda gezindim ve Haruki Murakami imdadıma yetişti:

“Pain is inevitable suffering is optional.” Haruki Murakami
“Acı kaçınılmazdır, çile çekmek isteğe bağlıdır.”

Şöyle bir rahatladım.Yıllardır kurtulmak için her yolu denediğim bu acı benim en büyük dostum olmuştu. Ben acı sayesinde özgür oldum. O kadar çok acıyordu ki kalbim kendimi yollara vurdum, insanlardan medet umdum-hayal kırıklığıyla kendime döndüm, kendimi buldum, terapistlerin kapılarını aşındırdım, kişisel gelişime dair ne var ne yok yaladım yuttum, o kadar çok acıyordu ki içim bana acı verecek bir hayatın yüzüne bile bakamadım, toplumun yaptırımlarından bağımsızlaştım. Bu acı beni iyi bir insan olmak için sürekli uyanık tuttu. O kadar acıyordu ki içim kötülüğü yanında barındırmadı, yaktı yıktı, beni benle bıraktı. Çok da iyi yaptı. Oldukça katı bir öğretmendi ama bana sevmek nedir öğretmeyi başardı. Bu yüzden de acı kaçınılmaz olmalı… Ama çile çekmek, işte bütün mesele bu. Ben aslında çile çekmeye veda ediyorum. Babam unutulmak istemezdi, babam benim üzülmeme dayanamazdı. Beni mutlu etmek için elinden geleni yapardı. Belki de hala yapıyor…

Bu yazım çile çekmeye veda, babama değil. Bu yüzden de bu yazıyı da onunla ilgili anılarımı anlatarak bitireceğim. Acı ve hatıralar, giden bir insanı var edebilenler.

İnternet sayesinde bütün bilgilere rahat rahat ulaşabildiğimiz bir yaştaydık; ansiklopedi gibi her seyi bilen ağabeyim bir gün yanıma geldi,
“Senin neden böyle olduğunu buldum.” dedi.
“Böyle? ‘böyle’ ne demek?”
“İşte böyle senin gibi.”
“Sen de o zaman ‘öyle’sin”
“Tamam benim ‘öyle’ olduğumu kanıtla o zaman.”
“Sen benim ‘böyle’ olduğumu kanıtla.”
“Senin doğumun 10 saat sürmüş. Bir türlü doğmak istememişsin.”
“5 kilo olduğumdan çıkamamış olabilir miyim acaba?”
“Neyse, sonuçta seni vakumla çekmişler. Vakumla çekilen bebekler de beyin hasarı olma olasılığı çok yüksekmiş.”
“Ne yani sen bana gerzekalı mı diyorsun?”
“Hayır ‘Böyle’ diyorum. Araştırdım, okudum ben bunların hepsini. Sen ‘böylesin’ çünkü senin kafandan vakumla çekerek doğurtmuş doktor.”

Hemen gidip babama söyledim.
“Ağabeyim bana ‘böyle’ diyor; sence ne demek istiyor?”
Babam güldü. “Valla kızım seni bir tek ben anlıyorum diye düşünüyorum ama bazen ben bile anlayamıyorum.”
“Ne yani anlaşılmam şart mı? İlle açıklama kılavuzumla birlikte mi dolaşmam gerek?”
Babam yine sadece güldü…Son nefesine kadar söylediği ikinci cümle buydu: “Seni bir tek ben anlıyorum ama galiba ben de yalnış anlıyorum.”

Evet bir kaç garip huyum olabilir ve farklı da düşünüyor olabilirim. Ama ben bunları doğarken yanımda getirmedim. Büyürken edindim. Babamın bu işte payı çok diye düşünüyorum.

Ben küçükken kurtlanmışım. İçimden kurtlar çıkmaya başlamış durduk yere. Midem çok bulanıyordu ve hiç yemek yiyemiyordum, bu yüzden de bir deri bir kemik kalmıştım. Bunun üzerine babam yemeklerde sürekli benimle ilgilenmeye başladı. Çok ekmek yememi istiyordu ve ben ekmekten nefret ediyordum. Sonunda şöyle bir çözüm üretti.
“Ekmek ister misin?”
“Hayır”
“Ekmeğin kabuğunu ister misin?”
“O da ekmek değil mi?”
“Ama tadı farklı.”
“Tamam”
Ben ekmeğin kabuğunu yedikten sonra “Ekmek ister misin?”
“Hayır”
“Ekmeğin içini ister msin?”
“O nasıl oluyor?”
“Bak çok değişik tadı var”
“Tamam”

Böyle böyle ben ekmek yemeğe başladım. Fakat ekmeği parçalara bölüp yemeğe çok alıştım. Bu yüzden de hala simit ya da ekmek yerken önce dış kısımlarını ve susamlarını yerim, puaçaların yumurtalı kızarmış kısımlarını ayrı beyaz iç kısmını ayrı yerim, böreklerin her katını ayrı ayrı yerim. Bazen kendimi kaptırır ellerimle ayırırım. Çünkü böyle alıştım. Şimdi benim ‘böyle’ bir alışkanlık geliştirme sebebim doğarken kafamdan vakkumla çektikleri için mi oldu yani? Hiç sanmıyorum. Babam çok yaratıcı ve akıllıydı. Benim gibi inatçı ve dediğim dedik bir çocuğu ikna edebilmek için sürekli kendine has yöntemler deniyor ve başarılı oluyordu. Sonuçta da ben ‘böyle’ oldum.

Acı… Önce seni yakar içten içe, sonra çevreni temizler yakarak ve seni yakmaya devam eder…

Hey, burn it up like you’re gonna set everything on fire
Hey, sanki her şeyi ateşe veriyormuşsun gibi yak onu
Hey, turn it up until the sun rises
Hey,güneş doğana kadar sesini aç
It’s OK to just live freely because we’re still young
Hala genç olduğumuz için özgürce yaşayabilirz
Who do you think you are to say otherwise?
Sen kendini kim sanıyorsun ki aksini iddia ediyorsun bakalım?
Stop comparing, I’m just being myself
Kıyaslamayı bırak. Ben sadece kendimi yaşıyorum.
(So what)
Ne olmuş?
Live as you like, it’s your life anyway
İstediğin gibi yaşa, bu nasıl olsa senin hayatın
Stop trying, it’s OK to lose
Çabalamayı bırak, kaybetmek iyidir.
Errbody say La la la la la (la la la la la)
……….

(Fire) the scared, this way
Korkanları yak, bu yoldan
(Fire) the miserable, this way
Sefilleri yak, bu yoldan
(Fire) with your fists up, all night long
Yumruğun havada yak, bütün gece
(Fire) with your marching footsteps
Uygun adımlarla yak
(Fire) run and go crazy
Koşarak ve delirerek yak
……….
I’ll forgive you
Seni affediyorum

4 thoughts on “ÇİLE ÇEKMEYE VEDA 2: ÖYLE BÖYLE

  1. Dinlediğinde ne çok şey öğretir acı insana. Fark edene kadar da hep oradadır sadık bir yar gibi bekler daima.
    Bir tarafı delice korkuturken bir tarafı büyütüyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir