ZAMAN YALAN

Hindistan’da meditasyon yaptıktan sonra hoca “Şimdi dinlenin. Oldukça yoruldunuz. Bu bir ameliyat, ruhunuzun derinliklerine indiğiniz, farkında olmadan kendinizle yüzleşip iyileştirdiğiniz çok büyük bir operasyon.” derdi. İki saat boyunca oturup sadece bedenime ve nefesime odaklandığım, fiziksel hiçbir güç harcamadığım için bu bana çok saçma gelirdi. Öte yandan odama gider gitmez derin bir uykuya dalardım. Ve uyandığımda içimde sevinç ve mutluluk olurdu.

Yaklaşık on senedir bilerek ya da bilmeyerek hep meditasyonla iç içe oldum. Dönüp geriye baktığım zaman değişime şaşırıyorum. Karanlıktan korkardım, tek başıma İstanbul’a bile gidemezdim,vs,vs… Varolduğunu düşündüğüm sorun her neyse bir süre sonra çözümleniyor ama bu ameliyat bir türlü bitmiyor. Hep yeni bir döngünün içinde buluyorum kendimi ve sonra o döngü de yalan oluyor…

Burada da çok net bir biçimde görüldüğü üzere zaman göreceli bir kavramdır. Ama bu görelilik fizik yasalarını kesinlikle etkilememektedir. Fizik yasaları sahip oldukları simetri sayesinde(o da belki bir başka yazının konusu olabilir) her koşulda kesinliğini muhafaza etmektedir. Şu unutulmamalıdır ki, eğer hız, zaman gibi kavramlardan bahsediyorsak anlam kargaşasını önlemek için mutlaka bir referans noktası belirtmeliyiz. Kim bilir belkide zaman kavramını daha ayrıntılı bir şekilde anlayabilirsek birçok bilim adamının ve bilim-kurgu yapımcısının fantezisi olan geleceğe ve geçmişe yolculuk rutin yapılan işlerden birisi olacaktır.
https://www.fizikist.com/zaman-kavrami-ve-ikizler-paradoksu/

Bu bağlamda aslında sana yazmak kendi içimde yol aldığım bir yolculuk. Meditasyondan farkı yazdığım zaman ameliyatın her aşamasını çok yoğun hissediyorum. Örneğin son yazdığım yazıdan sonra biraz farklı bir ruh hali içine girdim. Dört beş gündür hiç ummadığım bir anda gözlerim doluyor ve eğer ortam uygunsa ağlıyorum. Bazen sınıfta da oluyor. Göz pınarlarım dolduğu anda tek düşüncem “Allahım ne olursunuz hiç kimse bana soru sormasın şimdi.” oluyor. Sonra başımı çaktırmadan yukarı doğru kaldırıyorum böylece gözyaşlarım içime akıyor… Ya da ben öyle sanıyorum. Bu ağlama durumu acıdan kaynaklanmıyor, bu konuda çok eminim.

Yıllar önce Until The End of The World (Dünyanın Sonuna Kadar) adında bir film izlemiştim. Filmin bir sahnesini hiç unutamadım. Başrol oyuncaları rüyaları ve hayalleri kaydedebilen bir kamerayı ele geçirirler. Kamerayı kullanmaya başlar başlamaz bir köşeye çekilirler, günlerce belki haftalarca rüyalarını ve hayallerini izleyip kendi mistik evrenlerinde kaybolurlar. Kimi zaman da hıçkıra hıçkıra ağlarlar… İşte son yazımdan sonra sanki bu kamera elime geçmiş gibi oldu… Kendi başıma kalmak istedim, dalıp dalıp gittim, yollarda sokaklarda boş boş dolaştım, deli gibi spor yaptım. Çocukluğumdan kesitler geliyor gözümün önüne:

Babamla pazara gitmişiz. Dört beş yaşlarındayım. Yanımda benim gibi bir küçük çocuk beliriyor. Babam çocuğa bakıp gülümsüyor. Ben de çocuğa sıkı bir tokat atıyorum. Çocuk ağlıyor. Babam ne yapacağını şaşırıyor. Benimle göz göze gelecek kadar çömeliyor.
“Neden vurdun?”
“Canım istedi.”
Doktora gidiyoruz. Yüzümde, ellerimde bedenimde beyaz beyaz lekeler var. Doktor vitrigo diyor. Sinir ve asabiyetten kaynaklanırmış. Annem ağlıyor. Hastalığın çözümü yok gibi. Bir ilaç var; o ilacında yan etkisi başka bir hastalığa yol açıyor.
“Abisini kıskanıyor. Zaten çocuğu sürekli dövüp ısırıyor. O da kardeşine hiç kıyamıyor.” diyor annem.
Sonra sürekli domates suyu içirtiyor annem. Sabah öğle akşam içim dışım domates suyu. Hastalık zaman içinde duruyor ve bir kaç hafif iz kalıyor dudaklarımda ve parmaklarımda. Babam bana eskisinden de çok ilgi ve sevgi gösteriyor.

Biliyor musun ben senden kaçmadım. Seni aklımca kendimden korudum. Düşünüyorum da aslında bu gereksiz bir hareketmiş. Senin sevgini, samimiyetini, gücünü ve öngörünü hafife almış olabilir miyim? KİMSİN?[/caption]

Bugün sabah arabama binerken fark ettim. Sürücü koltuğunun arkasındaki cama birisi kocaman bir kalp çizmiş. Uykulu gözlerle gülümsüyorum. Ben şimdi bu arabayı nasıl yıkatırım? Kimsin sen bakalım? İşte ana geldim ve hemen geleceğe yollandım: Bir gün karşıma çıkar mısın acaba? Kalbin içine yazdım: Kimsin?

Bir sınıfımda öğrencilerimle her dersin başında yoga ve meditasyon uygulaması yapıyorum. Geçen Çarşamba sınav oldular.İngilizce zor bir ders hele söz konusu okuma becerileriyse… Kaygıları ve korkuları epey yoğundu. Meditasyon uygulamasına başlamadan önce onlardan sınavlarını düşünmelerini istedim. Ne hissediyorlardı bu konuda, sınavdan beklentileri neydi, ne kadarını gerçekleştirebilmişlerdi ve gelecekte ne yapabilirlerdi? Onlara bir kaç dakika verdim düşünmeleri için. Sonra düşündüklerinin hepsini bir kenara bırakıp sadece nefeslerine konsantre olmalarını istedim. Zihinlerine sorduğum soruların cevapları gelse bile bunun üzerinde kafa yormayacaklardı. Şahit olmalarını istedim. Nefeslerine, bedenlerindeki hislerine ve en önemlisi zihinlerinin karmaşasına…Dilerim onlara da bana olan olur. Dilerim ders başarıları ya da sınava karşı geliştirdikleri tutum iyileşir. Hep birlikte göreceğiz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir