TOSKANA GÜNLÜKLERİ 10: POSTMODERN SİNDİRELLA

Çok yorgundum. Öğrencilerin hepsi gitmişti. Bütün gün eşyaları toplamakla uğraşmıştık. Çadırları toplamak, temizlemek, taşımak. Akşam yemeği sonrası bankın üzerinde yığılıp kalmışım. Sarı Çiyan’ın sesiyle kendime geldim:
“Bulaşıklar yıkanacak.”
Çok yorgun olduğumu söyledim ve yapmadım.
Akşam kankasıyla birlikte odama daldılar. Benle konuşmaları gerekiyormuş, neden böyle tepkiler veriyor muşum vs, vs… Sarı Çiyan’ın kankası sürekli konuşuyor; İngiliz kibarlığında azarlama uslubuyla…
Sarı Çiyan’a döndüm.
“Ben sana ne yaptım? Niye sürekli benimle uğraşıyorsun?”

En iyi başardığı, sırf bunu başarabildiği için sabırlı, erdemli gözüktüğü tavrı sergiledi. Sustu. Diğer yandan kankası benim samimi olduğumu fark etmişti. Konuşmasını kesti. Gittiler.

Resmen burada Külkedisine dönmüştüm. Biraz önce üvey ablalarım beni azarlamıştı. Kül kedisinin Prensi vardı. Benim Prens de nefsine yenilmişti. Yaşadığım duruma güldüm. Sanırım bu tepki bana yıllarca süren meditasyon ve yoganın armağanıydı. Ey insanoğlu artık ne yaparsan yap beni kırıp üzebilme potansiyeline sahip değilsin. Belki sakin modumdan çıkabilirim bir süreliğine ama çok uzun sürmez neşeme geri dönmem.

Sarı Çiyan ertesi gün, sabah ve akşam olmak üzere bulaşık yıkama görevi verdi. Allah’ından bul dedim içimden. İki bulaşık beni yıkmaz ama senin ruhun nasıl yıkanır, hayatın bunun için nasıl bir kurgusu vardır bilemem.

İşte Once Upon a Time dizisinin 7. Sezonun 1. Bölümünü izlerken bir anda bu anılar canlandı zihnimde. Artık Külkedisi bildiğimiz Külkedilerinden değildi. Onun bir Prens’e ihtiyacı olmadığı gibi Prens’in Külkedisi için hiçbir önemi yoktu. Çünkü Külkedisi artık akıllanmıştı, güçlenmişti ve pek çok becerisinin farkına varmıştı. Artık onun kendisini kurtaracak bir Prens’e ihtiyacı yoktu. Kurtuluşa da ihtiyacı yoktu. Onun her durum ve her şart için kendi donanımı vardı. Külkedisi’nin ihtiyacı olan tek şey birilerinin ona olduğu gibi inanması ve yanında olmasıydı. Gerisi de masaldan ibaretti. Külkedisi artık post modern masallarda yaşayacaktı: Tüm rollerin değiştiği, hayatın kendi yolunda onun iyiliğine ilerlediği… Ve bu postmodern masalın ismi gibi çok farklı yöntemleri vardı. Külkedisi geleceğinde neler olacağını artık çok iyi biliyordu fakat bunun hangi yollardan gerçekleşeceğini o da ancak yaşayarak görecekti. Elveda prens, merhaba hayat☺

Her şey umutsuz görünebilir. İşler istediğiniz gibi gelişmeyebilir. Çünkü yaşadığın hayattır ve hayat sana özünde ne istediğini verir, ne istediğini düşündüğünü değil. Hayat senin en derin arzularını ve isteklerini bilir ve o sadece buna hizmet eder. Ve bir şekilde farkına varabilirsen, kendi nefsinin dışına çıktığında, orada dışarılarda uğruna herşeyi göze alabileceğin bir değer olduğunu görürsün ve o gün gerçekten nefes almaya başlayabilirsin. Hayat bunu görmen için de didinir durur; önüne üvey kardeşler çıkarır, yalnızlığı verir, ihaneti, öfkeyi, kıskançlığı, şiddeti yaşattırır, sırf sen gör ve farkında ol diye bunları hayatından hiç eksik etmez.

Her şey umutsuz görünür, ta ki bir gün birisi sana aslında böyle olmadığını hissettirene kadar. Çünkü yeni bir başlangıcın ilk adımı olası olanı hayal edebilmektir.

Hemen atılması gereken o ilk adımı at, pişmanlık senin kelime dağarcığına dahil değil…

Unutma hiçbir hikaye mükemmel olmayacaktır. Diğer yandan bütün hikayelerin eğer gerçekleştirmek istiyorsan başlaması gerekir. Bu da ilk cümleyi yazmakla başlar. Kendine inan ve o ilk cümleyi yaz. Bırak gerisini hayat senin için tasarlasın.

5 thoughts on “TOSKANA GÜNLÜKLERİ 10: POSTMODERN SİNDİRELLA

  1. Size yazmayı düşünürken defalarca yazdım sildim.
    Hayata ve fark ettirdiklerine sinirliyim yazınız bu hissiyatı fark ettim.
    Bazen düşünüyorum fark etmek mi insana acı verir kendinde olanı fark etmeden yaşamak mı ?
    Bana göre fark etmek acı veriyor.
    İyi geceler.

        1. Bunu bir metaforla kısaca anlatabilirim: farkında olmamak hali bir ormanda boyunu aşan duvar gibi çalılıklarla çevrili olmak demek bence. Orada sadece mış gibi yapabilirsiniz. Farkındalıksa bir anda gelen bir şey değil. O çalılıkları ellerinle aralaman gerekiyor, her ne pahasına olursa olsun ve geri dönüşü yok… Yaşıyorum demenin cilvesidir bu…

          Çok uzun süredir benimle birliktesiniz. Bir gün sizinle tanışmak isterim.

          sevgi ve ışıkla

          Melike

          1. Yaşıyoruz her şeye rağmen. Sizde mail görünüyordur sanırım oradan yazabilirsiniz isterseniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir