MAKİNE ESKİYOR ANNEM

Ruh yaşlanmıyor onun yaşı hep aynı ve kişiye göre değişiyor. Benimkisi daha yirmilerinde bunun farkındayım. Bazen içimden dışarıya atladığını heyecanlı heyecanlı etrafta koşuşturduğunu, düşünmeden yaşadığını görüyorum. Kimi zaman başıma iş açsa da bir yolunu bulup kurtarıyorum paçayı; onunla eğleniyorum ben, ruhumu seviyorum. Kimisinin ruhu yaşlı oluyor; kaç yaşında olursa olsun bir anneanne gibi bir dede gibi konuşuyorlar, hareket ediyorlar, yaşıyorlar. Toplumda çok saygı görüyor böyleleri; bilirkişi misali… Ben bu insanların çoğunluğunun yanında çok sıkılıyorum. Hep doğruyu yapmak fikri bile benim tüylerimi ürpertiyor. Doğrunun ve yanlışın sürekli değiştiği, evrimleştiği bu hayatta, sadece bir yaşam hakkımızın olduğu bu evrende; söyler misin bana neden neden farklı olanı denemekten, tanımaktan korkuyoruz? Neden korkuyorsun?

Diğer yandan makine eskiyor… Kendine ne kadar iyi bakarsan bak yılların izleri hücrelerine siniyor ve bedeninde, yüzünde etkilerini görüyorsun, yaşlı denilen kavrama doğru yol alıyorsun. Bu durum bana hep Jan Luc Godard’ın bir filmindeki sahneyi hatırlatıyor: 80’li yaşlarında kadın pembe çocuksu bir elbsenin içinde, tekneye binmeye çalışırken genç ve yakışıklı bir erkek elinden tutup ona yardım ediyor. Pembeli kadın da bir liseli edasıyla kızarıp teşekkür ediyor. Teknedeki yerine oturduğunda da mutlu mutlu gülümsüyor. Sizce bu sahne saçma mı? Kadın deli mi? Cevabınız evetse, sizin çok köşeli olma ihtimaliniz var mı? Toplumun size dayattığı kalıpları sorgusuz kabullendiğinizin farkında mısınız? Belki aranızda bende varım…
İki ay önce kadar yüzüme botoks yaptırdım. Doktor yüzünü ovalleştirmemi ister misin deyince hemen evet dedim. Kaşlarımın kesinlikle alnıma fırlamamsı için bin kere tembihledim. Sonuçta kaşlarım havaya kalkmadı ama o kadar aşağıya indiki göz kapaklarım ortadan kalktı, yüzüm ovalleşti ama bu seferde gülüşümü kaybettim, gülmek için ağzımı her açtığımda felçli gibi belli bir noktada kalıyordu dudak kenarlarım. Bunun sonucunda da yeterince yanlara yayılamayan yüzüm çenemden alt ve üst dişlerimin birleştiği nokta arasında büzüşüp aşağıya doğru sarkma yapıyordu. Bu durum yaklaşık bir buçuk ay sürdü ama aynaya bakıp kendimi görmek benim için çok hoş bir duygu değildi. İki ayın sonunda, botokslar biraz açılınca istediğim görüntüye ulaştım ve tekrar aynalarla barıştım. Bu sefer de yanaklarım gözüme takıldı, elmacık kemiklerimin üstü biraz daha dolgun olsa diye düşünmeye başladım.

Ve ardından Katıksız bana fotoğraflarını yollamaya başladı. Yanağının kenarında derin bir gülümseme çizgisi vardı, bence ona olgun ve mistik bir hava katıyordu. Yanaklarına dolgu yaptırmıştı; çizginin derinliği gitmiş fakat çizgi kalmıştı yanağında. Bu durumdan çok rahatsızdı. Doktora gidip durumu anlattığı zaman doktor ona üç milyarlık bir fatura çıkarmıştı. Faturanın kapsamında yanağında kalan çizginin tedavisiyle ilgili hiçbir şey yoktu. Diğer yandan ben Katıksız’ın dolgun yanaklarını çok beğenmiştim ve kendi kendime ben de mi yaptırsam diye düşünmeye başladım.

Geçen hafta annemi ziyarete gittim. Annem durmaksızın yüzüme bakıp yorumlar yapmaya başladı:
Yanaklarım şiş şişmiş yüzüme dolgu mu yaptırmışım? Ağabeyim ışıktan öyle gözüktüğünü söyleyip konuyu kapattı.
Ama annem durmak bilmiyordu, hunharca devam etti.
Kaşlarımın kavisini neden düzleştirmişim?
Saçlarım takma mıymış? Yoluk yoluk duruyormuş?
Ben kesinlikle babamın tarafına benziyormuşum, yüzümün şekli değişmiş… Ağabeyim “Melike anneanneme çok benziyor.” deyince de “O eskidendi, anneannen onun yaşında genç kız gibi duruyordu.” dedi.
Bana söylediklerini duymamak için kulaklıklarımı takıp müzik dinlemeye başladım. Bu sefer sürekli omzumu eliyle dürtüp kulaklıklarımı çıkarttırıp aynı şeyleri söylemeye başladı.
Eve geldiğimde kendimi kötü hissediyordum. Aslında annemin söylediklerini ciddiye almamam gerektiğini çok iyi biliyordum. Ben lisedeyken belimin ve bacaklarımın çok kalın olduğunu söylerdi. Kanıt olarak da dergilerdeki mankenlerin vücutlarını gösterirdi. Yıllarca çevremdeki insanlar ne zaman bana iltifat etseler onları bacaklarımın ve belimin ne kadar kalın olduğuna inandırmaya çalıştım. Sonra bir gün benden habersiz çekilmiş bikinili bir fotoğrafımı gördüm; o bendim ve güzeldim… Ama yine de elimde değildi; insan tekrar tekrar aynı şeyleri, defalarca dinleyince beyni yıkanıyor sanırım.

Katıksız’a anlattım. Biraz rahatladım. Sonra Katıksız’da her gün bana yüzündeki çizgilerin fotoğraflarını yollamaya başladı, bende dolgun olmasını istediğim yanaklarımın fotoğrafını yolladım. Bu durum bir süre devam etti. Sonra kendime geldim. Makine eskiyordu işte. Konuş konuş, aynaya bak bak nereye kadardı?
“Allah bize akıl fikir versin.” diye mesaj çektim Katıksız’a.
“Haklısın.”
İşte son durum budur tatlım. Görülen o ki toplumun üstün gerçek olarak kabul ettiği güzellik tanımları içime işlemiş. Bu durumun sadece kadınlara özel de olduğunu düşünmüyorum. Artı metroseksüel erkek denilen bir tanım var. Erkekler de botoks, dolgu yaptırıyor, estetik müdahalelere sıcak yaklaşıyor. Hatta bacak kıllarını aldıran erkekler görüyorum bazen. O zaman bu estetik kaygısının insanlığa ait bir durum olduğu da düşünülebilir mi sence? Bilimin insanın fiziksel problemlerine bulduğu çözümler her geçen gün gelişiyor. Ben ihtiyaçlara göre net, kesin ve güvenli çözümlerin bulunacağına inanıyorum… 100 yaşımda Ajda Pekkan’dan bile genç görünebileceğimi ya da dış görünüşümü takmayacak kadar kendimle barışabileceğimi umuyorum…

Were you born to resist or be abused?
Direnmek için mi yoksa sömürülmek için Mİ doğdun?
Is someone getting the best, the best, the best, the best of you?
Birisi senin en iyini, en iyini, en iyini, en iyini alıyor mu?
Is someone getting the best, the best, the best, the best of you?
Birisi senin en iyini, en iyini, en iyini, en iyini alıyor mu?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir