YARALI CEYLAN SENDROMU

Aslında içten içe hep yapamadığım için üzüldüğüm ve bir o kadar da gerçekleşmesinden adım kadar korktuğum şeyler var bu hayatta… Çözümün ne olduğunu zihnimde çok iyi bildiğim fakat iş pratiğe gelince donup kaldığım. Gerçekleştirdiğim, kendime ve hayata olan inancımı perçinlediğim pek çok deneyim yaşadım. Bunların aslında hiçbiri birazdan itiraf edeceklerim kadar önemli değil. Aslında her şey sadece onun için… Günlerdir tezime konsantre olamıyorum, her boş anımda kafamda beliriveriyor. İçimde kalan her şey gibi aklımdan da çıkmıyor bir türlü. Sana anlatmam gerek, senin sanki sihirli bir değneğin var.

Korkusuz gibi duruyorum. Korkusuzum da nispeten, korktuğum tek bir şey var… Yüreğime dokunanlar… Yüreğime dokunan herşey beni felç ediyor, yüreğime dokunan herşey beni harekete geçiriyor. Kalbim; önceden hissetmiyordum seni; ta ki birileri hayatımda mucizevi bir şekilde belirip hissettirene kadar. O kadar korktum ki kaybetmekten arkama bakmadan kaçtım. Ve ondan sonra yaptığım herşey tekrar o hissi yakalamak için oldu. Giden geri gelmedi ya da belki de ben boş gururumdan geri gidipte yeniden başlamayı deneyemedim. Aslında şu hayalperest zihnimin bana oyun oynadığını sandım. Ve hala da emin değilim; belki de yaşanan her şey benim hayalperest zihnimin kurgusu içinde oldu bitti. Diğer yandan karşı taraf gerçekliğe adım atmak için gerçekten de büyük çaba gösterdi ve ben arkama bakmadan kaçtım. Ben tek başıma kaldım; onun bana verdiği güvenle yoluma devam ettim. Evet güvenmediğim için kaçtım, güvendiğim için devam ettim. Bütün yollar hep ona çıkabilsin diye hep onun izlerini sürdüm; yaptığım her şeyde, gördüğüm her güzellikte hep o tarifsiz his… Bir özlem, bir ulaşamama, bir yitiklik hissi. Duygusal hayatım söz konusu olduğunda da attığım adımlar diyemeyeceğim çünkü o hissi hiç yakalayamadım.

Ne zaman bir kişiden etkilensem, ne zaman bana gerçekleşmesini çok istediğim bir şeyi sunsalar ben dondum kaldım ya da oldurtmamak için gerçekten farkında olmadan elimden gelen herşeyi yaptım.. Karşı tarafta sandı ki ben hiç istemedim; mış gibi yapıp oynadım. Bilemediler ben kendi içimde neler yaşadım, hangi bilinçaltı oyunlarıma yenik düştüm. Sihirbaz’a gittiğim zamanlardan birinde bu durumumu ona anlattım. Bana döner kapı teorisinden bahsetti. Döner kapıları bilirsiniz; sürekli dönerler. Siz içeriye girmek için döner kapı size açıldığında hemen içeri atlamanız gerekir. Duraksarsanız, kapı gider ve siz dışarıda kalırsınız. Ve belki de yalnış zamanda adım attığınız için bir yerlerinizi yaralarsınız.Yaralı bir halde dışarıda kalırsınız. Eğer doğru zamanda, doğru eylemleri ve sözleri sarf etmezseniz hep dışarıda kalırsınız. Ben hep dışarıda kaldım. Dışarıda kendimi yüreğinden sağlam bir yara almış fakat bir şekilde ayakta kalmış bir ceylan gibi hissediyorum. Duyuyorum, görüyorum ve uzaktan sadece izliyorum. Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin bana, yüreğime dokunmasına izin veremiyorum. Bu bende otomatikleşmiş. Ne yapsam olmuyor…

Ta ki geçen gün bir sergide onunla karşılaşana kadar… Bana gitme, kal dedi. Ben yine arkama bakmadan kaçtım. İşte gördüğün gibi şimdi aklımda… O adımı atsaydım ne olurdu? Ve yüreğim yine o yıllar önce bütün dünyasını değiştiren o hissi yakaladı. Zaman geçti. Kapı kapandı. Ben dışarıda kaldım. Aklımla ve hayallerimle başbaşa. Artık olamayacak, yaşanamayacak olasılıkların kollarında teselli arıyorum. Oysa ki Sihirbaz demişti ki “Her deneyim bir hediye. Yaşamaktan korkmamalısın.” Biliyorum ama korkuyorum. Yine aynısı olsa biliyorum büyük ihtimal yine aynı davranacağım. Yaralı ceylan sendromu yani…

Ve başımda kavak yelleri, içimde bir kıpırtı bir mutluluk. Aşığım, çok aşık ama aşık ortada yok. Mutluyum, yüreğim bir çağlayan…Geçen gün Katıksız’a dedim ki:

“Çok garip hisler içindeyim. Sanki çok seviliyor ve seviyorum. O kadar güzel bir ilişki içerisindeyim ki hayat olduğundan çok daha güzel görünmeye başladı.”

“O duyguyu bilirim. Bu bir vecd hali…”

“Vecd mi? O ne demek?”

“Vecd, hayranlık duyma, muhabbet, kendinden geçerek unutacak kadar ilahi bir aşk hali…”

“Bu duygu, yani bu mutluluk hep vardı ama o günden sonra çok kuvvetlendi.”

“Galiba bir kapı açtı gönlünde…”

“Bunlar çok iddialı sözler, bilemiyorum… Bildiğim çok mutluyum, aşık gibi yani…”

Eğer vecd ise niye kaçıp gittim… Eğer vecd değilse nedir bu içimdeki sonsuz mutluluk?

Zaman cevaplayacaktır elbet. Sabır…

Buna rağmen sana bir çift sözüm var hayat. Belli ki beni seviyorsun ve bana süprizler yapmaya bayılıyorsun. Çok teşekkür ederim. Ben de seni seviyorum. Eğer bir daha bana süpriz yapmayı planlıyorsan senden bir ricam olacak: Beni kapının dışında bırakma.Bir yolunu bul içeri al. Tamam dışarıda çok mutluyum, aşk içindeyim. Ben artık içeri girmek istiyorum. Nasıl girilir bilemiyorum. Sen tut kolumdan beni içeri al. Ben yapamıyorum. Benim bütün ederim bu kadar işte…

2 thoughts on “YARALI CEYLAN SENDROMU

  1. Ben de yazdıklarınla aynı bire bir durumdayım. Senin yazdıklarını senin gibi cesaret edip birine ne anlatabiliyorum ne de yazabiliyordum. Benim yaşadıklarımın aynısını yaşayan birini görmek şaşırttı ve bu sayede ilk defa itiraf etmiş oldum. Yaptığım hatalar yüzünden ve bu halimden, kendimden nefret ediyorum. Kendi içimde bunalımdayım sürekli. Bir daha aynı hatayı tekrarlamayacağım kesin. Tabi toparlanabilirsem. Yazını okumak rahatlattı. Teşekkür ederim

    1. Merhaba, yazdıklarımda kendinizi bulup rahatlamanıza sevindim.Umarım çok daha iyi olursunuz. Yalnız unutmayın hayat her zaman bize taşıyabileceğimiz kadar yük verir. Acı da, mutluluk da, sevgi de, nefret de ondan gelir ve armağandır.Bu deneyimlerin bizi nereye taşıyacağını zaman gösterir. Her ne olursa olsun önce kutlama yapmalıyız, yaşıyoruz ve hissediyoruz, dahası var mı?
      sevgi ve ışıkla

      Melike

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir