TOSKANA GÜNLÜKLERİ 8: KÖTÜ ÇOCUK

10.08.2017 -25.08.2017

Toskana’ya gitmeden önce çocuk kitapları yazarı olan dostum Minnak’la onun imza günü etkinliğine gitmiştik. O kitapları imzalarken ben çocuk ve gençlik edebiyatı kitaplarına göz gezdirmeye başladım. Görevli yanıma geldi ve ne aradığımı sordu. Ben de durumu açıkladım. Minnak’ın arkadaşım olduğunu öğrenen görevlinin gözlerinin içi parladı, meğersem kızı Minnak’ın kitaplarına bayılıyormuş. Sonra bir iç çekti ve bana gençlerin çok tercih ettiği kitap rafını gösterdi.
“İnanır mısınız hepsi sapık ögelerle dolu. Ve gençler bu kitapları kapış kapış okuyor.”
Doğrusu bu sözleri duyunca benim de içimde bir merak uyandı. Kitapların içinde “Kötü Çocuk” dikkatimi çekti. Bir tanıdığımın kızı bu kalın sayılabilecek kitabı iki günde bitirmişti. Kitabı alacakkken vazgeçtim. Okunacak bunca değerli yapıt varken bu sabun köpüğü romanlarla mı zaman harcayacaktım?

Nedense İtalya’ya giderken kindle’ımın içine giriverdi Kötü Çocuk. Ve ben bu kitabı, tıpkı diğer kitaplarda yaptığım gibi yemeklerde, dinlenme molalarında sürekli okudum. Okurken bu kitabın bir bakire erotizmi olduğunu düşündüm. Cinsellik ince ince anlatılmıştı. Fakat bu kitaba bir sapık kitabı diyebilir miydik? Kesinlikle diyemezdik. Aslında bu kitap anne baba olmayı becerememiş yetişkinlere “Bakın böyle sağlıksız davranırsanız ortaya böyle garip durumlar çıkar.” demek için yazılmış gibi geldi bana.

Romandaki gençlerin hepsi benim yaş grubumdan çok daha akıllı ve neyin ne olduğunu çok iyi bilen gençlerdi. Yapabildikleri kadar hayatlarına sahip çıkmaya, kendi yollarını bulmaya çalışıyorlardı; çünkü onlara model olabilecek bir yetişkin modeli yoktu önlerinde. Kendileri keşfediyorlardı herşeyi el yordamıyla. Kitabın edebi bir değeri olduğunu asla söyleyemem ama çok akıcı ve sürükleyici olduğu kesindi. Aklıma büyük yayınevlerinin çocuklara iyi örnek teşkil etsin hayata dair bir çok şeyi kırpıp pembe pembe çiçeklerle süsledikleri çocuk ve gençlik kitapları geldi. Yeni nesil bunlarla yetinebilir miydi? Başka bir deyişle teknoloji ve internetle her bilgiye ulaştıkları, yabancı dizileri büyük bir keyifle izledikleri dünyalarında yetişkinlerin onlara “Al oku, bu kitap cici, hayat böyle işte.” dedikleri kitapların onları geleceğe hazırladığına inanabilirler miydi?

İşte ben tüm bunları İtalya’da bir öğle yemeği molasında mutfağın yanındaki herkese açık odada oturmuş kafamda evirip çevirirken bir yabancı erkek sesi duydum:
“Selam, ne okuyorsun merak ettim. Bayağ etkilenmiş duruyorsun.”
“Türkiye’de bestseller olan bir gençlik romanı.”
“Gençlik romanı?”
“Benliğimde bütün yaş gruplarını barındırırım.” deyip okumama devam ettim. Yabancı gitti.

Ertesi gün yine aynı yerde kitabı okurken yanımdaki koltuğa birisinin oturduğunu fark ettim. Kafamı çevirdiğimde Yabancı’yı gördüm:
“Merhaba, burası gerçekten de kitap okumak için iyi bir köşeymiş sana özendim.” dedi Yabancı.
Okuduğu kitabın ismini görmek için kapağa baktığımda gözlerime inanamadım: Gabriel Garcia Marquez “Yüzyıllık Yalnızlık”… En sevdiklerimden… Bir anda Yabancı’nın ne kadar yakışıklı olduğunu da fark ettim: küllü kumral saçlar, ela yeşil karışımı gözler, uzun bir boy ve sağlam, kaslı bir beden. Melike dedim kendi kendime hiç bulaşma Sarı Çiyan buradayken senin mutlu olabilme ihtimalini bile ne yapar ne eder bozar, hevesini de kursağında bırakır. Bu yüzden de önüme dönüp kitabımı okumaya devam ettim.

Ertesi gün aynı yer ve aynı saatte yine benim yanımdaki koltukta oturuyordu. Bu sefer elinde bir de defter vardı ve sürekli bir şeyler yazıyordu. Dayanamadım ne yazdığını sordum. Hayata dair devinim ve dönüşümle ilgili beyin fırtınasıyla yazılmış şiirsel metinlerdi. Bir kaçını okuttu, bazılarını okudu. Evet yazılarında sağlam bir derinlik vardı. Acaba dedim Sarı Çiyan’ın elinden kurutlabilir mi? Yani bu yabancıyla ben rahat rahat iletişim kurabilir miyiz? O gün epey sohbet ettik. Hatta birlikte ormanın derinliklerindeki bir nehirin oluşturduğu havuza gittik ve havuzda yüzdük. Çok kibardı ve espirileri çok iyiydi. O gün onun yanında kahkahalarla güldüm. O gece “Acaba şansım dönüyor mu?” diye düşünmeden edemedim.

Evet ertesi gün yine aynı zamanda, aynı yerde bu sefer çift kişilik bir koltukta yan yana oturuyorduk. Kitaplar umrumuzda bile değildi. O kadar çok ortak noktamız vardı ki, habire konuşup gülüşüyorduk. Sohbetimiz sırasında onun çok iyi bir swing dansçısı olduğunu öğrendim. Bu konu hakkında hiçbir fikrim yoktu, bana öğretip öğretemeyeceğini sordum. İnternetimiz olmadığı için swing müziklerini açamadık. Bu yüzden dört gün sonra olan boş günümde köye gitmeye karar verdik. O da yoga derslerini ekecekti. Sabah kahvaltı edeceğiz, sonra müzikleri yükleyip dans çalışacaktık. O gün yine havuza gittik. Havuza giden yolda benimle aynı gün kampa gelen Rus çocukla karşılaştık. Onu sevdiğimi söyleyemezdim ama inanılmaz yakışıklıydı. Kamp boyunca tek yaptığı Sarı Çiyan ve kankasına methiyeler düzüp en kolay işleri yapmaktı. Örneğin; Sarı Çiyan’ın kankasının ayakkabılarını giydirmek, Sarı Çiyan’a masaj yapmak gibi… Neyse bu Rus yakışıklı çok fesat gözlerle baktı bize. O anda olayların renginin değişeceğini hissettim. Öyle de oldu…

Ertesi gün Sarı Çiyan bana en ağır ve yorucu görevleri verdi. Öğle tatilinde bile oturamadım. Üstüne üstlük boş günümü öteledi. Dolayısıyla Yabancı’yla çok ilgilenemedim. Bir ara ötelenen boş günüm için planımızı yenilemek üzere sözleştik.Sonra da zaten yüzüme bile bakmamaya başladı. Rus yakışıklının yanından ayrılmaz oldu. Aralarına Sarı Çiyan’da katıldı. Hep birlikte bir sevgi çemberi oluşturdular. Ben tekrar kitabıma geri döndüm. Bu sefer “Kötü Çocuk’u okurken düşünmeden edemedim: Belki benim yerimde bu kitaptaki gençler olsaydı olaylar ne kadar da farklı gelişirdi? Acaba Sarı Çiyan, bu kadar rahat çiyanlıklarını sürdürebilir miydi? Hiç sanmam, yeni nesil çok fena…

Yabancı sadece gideceği gün tekrar yanıma geldi. Vedalaşırken sarıldı. “Üzgünüm.” dedi.
Ben de salağa yatıp “Niye ki?” dedim.
Gülümsedi, yanağımdan öpüp gitti.Ben de arkasından bakıp yanağımı avucumun içiyle sildim (şaka tabi ki:))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir