TOSKANA GÜNLÜKLERİ 5: ALLAH BETERİNDEN SAKLASIN!!!

5-29.08.2017

İtalya’ya giderken yanıma kitap almayı düşünmüyordum. Öyle ya orada üstüme düşen görevleri yaptıktan sonra kalan vaktimi meditasyon yaparak doğada geçirmek niyetindeydim. Fakat evden çıkmadan 2-3 saat kadar önce şeytan mı dürttü bilmiyorum bilgisayarı açıp ilgimi çeken bütün kitapları internetten kindle’ıma kopyaladım. İyi ki de öyle yapmışım… Geceleri uyumakta zorlandığım için sürekli okudum.

Okuduklarım:
“The Wonderful Story of Henry Sugar and Six More” Roald Dahl
“Kabuk Adam” Aslı Erdoğan
“Kırmızı Pelerinli Kent” Aslı Erdoğan
“Kötü Çocuk” Büşra Küçük
“Saftrik Greg’in Günlüğü 1” Jeff Kinney
“Heart of Darkness” Joseph Conrad
“İçimizdeki Şeytan” Sabahattin Ali

The Wonderful Story of Henry Sugar and Six More (Şeker Henry’nin Akılalmaz Öyküsü)

Dahl’ın bu kitabını İtalya’da barn dedikleri oturma ve dinlenme odasında sehpanın üzerinde buldum. Ve hemen okumaya başladım. Hikayelerin hepsi ayrı güzeldi ama Şeker Henry’nin hikayesi aynı zamanda spiritüel bir hikayeydi. Meditasyonla kazanılan doğaüstü güçlerle ilgili… Gücün her ne olursa olsun kötü kullanırsan seni öldürür… İşte ana düşünce. Ölümü fiziksel olarak düşünme; bir işe başlarken inandığın değerleri ve asıl amacını da unutursan ölürsün. Ruhun ölür. Bu da en kötüsü…

Kitabın sonunda Dahl, yazarlık hayatına nasıl başladığını anlatıyor. Ve yazmak isteyenler için yedi tavsiyede bulunuyor.
1) Hayal gücünün çok kuvvetli olması gerek.
2) Çok iyi yazabilmelisin.Bununla kastım yazdığın hikayenin okuyucunun zihninde canlanması. Herkesin böyle bir yeteneği yok. Bu bir hediye; sen de vardır ya da yoktur. Ortası yok.
3) Dayanıklı olmalısın. Bir diğer değişle yaptığın işe sımsıkı bağlanmalısın ve asla bırakmamalısın; saatler, günler, haftalar, aylar boyunca…
4) Mükemmelliyetçi olmalısın. Bunun anlamı yazdığını tekrar tekrar yeniden yazana kadar, onu en iyi haline getirene kadar asla tatmin olmamalısın.
5) Öz disiplinin olmalı. Tek başına çalışıyorsun. Hiç kimse seni işe almış değil. İşe gitmedin diye kimse seni işten kovmayacak ya da tembellik yapıyorsun diye kimse seni azarlamayacak.
6) Keskin mizah duyun varsa bu sana çok yardımcı olur. Mizah yetişkinler için şart değil ama çocuklar için çok önemlidir.
7) Tevazu sahibi olmalısın. Yaptığı işlerin muhteşem olduğunu düşünen yazarlar zor zamanlara doğru gidiyorlardır.

Kendimi bildim bileli hep yazdım ve hep yazmayı hayal ettim. Yazdım da ama asla hayallerimdeki kadar yazmaya kendimi adamadım. Evet belki çok zaman kaybettim. Olsun. Ben önce dünyayı da tanımak istedim. Artık tamam. Artık sadece yazacağım. Galiba yine yeniden çocuklar için yazmaya devam edeceğim… İtalya’da kendime bunun sözünü verdim. Hiç durmadan yazacağım ve yedi kurala uyacağım için and içerim☺

Kabuk Adam

Namı diğer Aslı Erdoğan’ın ilk kitabı… Aslı Erdoğan’ı hep okumak istedim fakat bir türlü denk getiremedim. Hep başka kitaplar onun kitaplarının önüne geçti. İtalya’ya gitmeden önce internette onun iki kitabının pdfsini görünce düşünmeden yükledim. İtalya’da bu kitabı okurken cümleleri beni çarptı, yerden yere vurdu. Erdoğan’ın fütursuz ve asi kalemi, benzetmeleri yaparken ki doğallığı beni hayretlere düşürdü. Bu kadın adeta yazarken düşünmüyordu bile sadece yazıyordu. Gerekli çarpıcılıktaki birbiriyle uyumlu sözcükler boncuk gibi yanyana diziliyordu. Bir cümleyi bazen beş kere okuyordum. Her okuduğumda ayrı bir şaşkınlık yaşıyordum. İtiraf etmeliyim ki hayatım boyunca böylesine güçlü bir kalemle karşılaşmamıştım.

Tabi ki Kabuk Adam bir çocuk kitabı değildi ve sorunlu bir yetişkinin dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya seriyordu. Bir fizikçi ama aslen yazar; acımasız bir akademik dünya ve düş dünyası arasında kalmış. Adeta arafta; çareyi başka yerlerde arıyor…

Sorunlu büyük çocuk olmayı çok iyi bilirim. Ben ilk yazmaya başladığım zaman yetişkin öyküleri yazdım bir kaç tane; sonra bir baktım yazdıklarım beni bunaltıyor, her cümlenin sonunda ayrı bir huzursuzluk yaşıyorum. Bu acıdan keyif almak gibi bir şey… Sonra yapamayacağıma karar verdim. Ben mutlu olmak istiyordum. İçimde ki karanlıklara dalmak değil, karanlığı aydınlığa çevirmek istiyordum. Çocuk hikayeleri, ardından çocuk kitapları yazdım. Sonra hayatın içinde mutlu olabilmek için, huzurlu olabilmek için başka diyarlara gittim… Artık geri dönme zamanıydı, biliyordum.

“Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı vermez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır.

Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, bir öykü gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan uzaktır, onun birkaç resminden simgesinden oluşmuştur. Az sonra başlayacağım, Karayipler’de geçen o korkunç öyküyü yaşamış kişi benim. Oysa biliyorum ki , son noktayı koyduğumda, elimde bulacağım, gerçeğin tortusundan ibaret olacak. Yaşadıklarım, o her biri elmas değerindeki anlar su damlaları gibi kayıp gitti avucumdan…” sy1

“Sonuçta alışmıştım, yalnızlığa, sevgisizliğe, yalnızca kendim için var olmaya, en insani tepkilerimin anarşistlikle suçlanmasına alışmıştım. Giderek karşımdakinin kafasındaki imgeye daha çok benzemeye başlamıştım. Her geçen gün daha vurdumduymaz davranıyor, daha çok başkaldırıyordum, hiçbir otoriteyi önemsememeyi öğreniyordum. Şimdi de bu yaz okulunda en büyük yasakları çiğniyordum. Padişaha kazan kaldırdığım gibi, uslu uslu seminer dinlemek ve doktoralarını en iyi üniversitelerde tamamlamış bu parlak gençlerden birine aşık olmak yerine… Keşke hayatım onların sandığı kadar basit olabilseydi!” sy74

“Güneş okyanusa düşerek sönen kocaman, kızıl bir ateş topu gibi batıyordu. Gün boyunca buraların tek hükümdarı oydu, oysa şimdi çabucak ve sessizce bırakıveriyordu tahtını. Geriye kalan, bir cinayetten arta kalan kan gibi, gökyüzünü boydan boya kaplayan bir kırmızılıktı. Bir de gece boyunca sürecek olan sıcaklık. Tony ve ben, geceyle gündüz kadar iki farklı insan, hep geceyle gündüzün sınır çizgisinde, birbirleriyle birleştikleri ve birinin ötekine dönüştüğü akşam saatlerinde buluşuyorduk.” Sy78

“İkimiz de karşımızdakinin karanlığını, yabanıllığını sezmiştik demek ki. İçimizdeki ortak uçurumdu bizi bağlayan ve aramızdaki bağın bu kadar güçlü oluşunun nedeni çok derinlerde, ruhun en karanlık diplerinde kurulmuş olmasıydı. Okyanus dipleri kadar derin ve ulaşılmaz.

Hiçbir zaman sonuna dek gitmeyi başaramadım, ne onu öldürebildim ne de kendimi. Hiçbir zaman sonuna dek gidemeyeceğim.” Sy81

“Sonuçta insan yaşamayı hep sürdürmek zorunda ve bunun için de kendisiyle yaşamayı öğrenmeli. Gündelik hayat denilen o sığ, engin denizde bir dizi mercandan başka bir şey değil işlediğimiz cinayetler, gizli suçlar, sırlar.” Sy82

“Bu silfid denilen hayali bir yaratığın dansı, su perisi gibi bir şey, en önemli özelliği kendisine dokunulduğunda ölmesi.”
“Mercan gibi.”
“Evet, mercan gibi…”

“Gökyüzü son kez tutuştu, bulutlar korların arasında yanıp söndüler, dünya lacivert bir kabuğa dönüştü. En sonunda, gece bulutu gelip bütün adayı yuttu.” Sy117

“Bugün artık biliyorum: Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.” Sy123

Kırmızı Pelerinli Kent

Kitap şu karnavallarıyla, çılgın eğlenceleriyle bildiğim Rio’da bir şekilde mahsur kalan genç bir kadının hikayesi. Her sayfada Rio’ya dair bildiklerimin hepsi bozuldu, Rio Rio değil adeta cehennemin dünyada vücut bulmuş haliydi. Ve bazı insanlar orada gerçekten varolmak ve yaşamak istiyorlardı. Cinayetler, uyuşturucu, soygun, işkence, acımasızlık, AİDS, öldüren, kurşuna dizilen, seks işçileri, çalan çocuklar, kana bulanmış caddeler, sokaklarda bir yerde öylece bırakılmış cesetler…

Kanım dondu okurken ve hallime şükretmeye falan başladım. Düşünsenize ya Rio’da olsaydı bu yoga kampı?

“Serüvensever iyi aile kızı, o küçük, kırılgan, ürkek kız, şimdi su katılmamış serseri. Peri masallarına kanmıyor artık, karanlık sokaklarda tek başına yürüyebiliyor, yediği şamarlarla böbürlenmiyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmayan bu kentte, bağırsakları deşilmişcesine yere serilmiş, ölüm düşüncesinde bile avuntu bulamıyor. Okyanusu aşmış, ekvator çizgisini geçmiş, hakkında hiçbir şey bilmediği bir kara parçasına basmıştı. Geride bıraktığı her şeyi ateşe vermişti. Bütünüyle kirletilmiş bir evren çıkmıştı karşısına. Eski Dünya’nın eski yöntemleri geçersizdi burada. Değer yargıları, Türkiye’den getirdiği ağır, kullanışsız bavul gibiydi artık. Altı aşınmış, sapı kopmak üzere, tropiklerin neminde çürümeye bırakılmış. O hep ertelenen dönüşe dek gözden çıkarılmış.” Sy6

“ ‘Yalnızlığımı asla yenemedim,” diye düşündü, ‘ama sanki ondan dışarı doğru büyüdüm _ onu sarıp sarmalayacak denli büyüdüm. Bir cenin gibi içimde artık, bir madalyon gibi de göğsümde.” Sy12

“Yeryüzünde yüzeysellik salgın halde ama bu kentte bir din olmuş… Şu koca dünyada nereye ayak bastıysam, karşıma hep yüzeysellik çıktı, ama burada bir sanata dönüşmüş.” Sy21

“HAVAİ FİŞEKLER GÜNÜ! Bir zamanlar amma safmışım. Her pazar altı yüz favela’dan gökyüzüne fırlayan havai fişekleri Brezilyalıların yaşama sevincine bağlamış, bu coşkulu halka hayran kalmıştım. Yapay kuyrukluyıldızların kokain sevkiyatını haber verdiğini aylar sonra öğrenmiştim. Neydi acaba o gün yitirdiğim şey? Gökyüzünün ‘ışıltılı labirentini’ çözdüğüm gün? Masumiyet mi? Yok canım, böyle
iri iri, yaman sözcüklere sığacak bir şey değil.” Sy 32

“Yaşam ile yazı, karşı karşıya durmuş, karnından konuşan iki vantrilok gibi. Biri sürekli ötekinin sesini bastırmaya çalışıyor. Artık hangisinin sözlerini duyduğuma emin değilim. Çıldırmak böyle bir şey olsa gerek.” Sy52

“Sonuçta eline kalem alan herkes şu soruyla fazlasıyla boğuşmak zorundadır: Gerçeğin ne kadarına DAYANABİLİRİM?” sy 65

“İnsanı tanımak için uzaklara gitmek gerekir demişti bir yazar. Oysa Özgür, ancak uzaklara geldikten sonra Latinleri anlayabiliyordu. ‘No ire foras…’ ‘Uzaklara gitme gerçeklik senin içindedir.’ Yeniden doğmadan önce cehennemi aşmak gerekiyordu belki.” Sy68

2 thoughts on “TOSKANA GÜNLÜKLERİ 5: ALLAH BETERİNDEN SAKLASIN!!!

  1. Dahl’ın yedi tavsiyesini hafızama kazıdım:) Ve Aslı Erdoğan’ı çok merak ettim doğrusu.”Hayatım boyunca böyle güçlü bir kalemle karşılaşmadım” cümlesi oldukça iddialı 🙂
    Zevkle okuyorum seni 🙂 Sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir