ANNEM HAKKINDA HER ŞEY 1: Ah Minel Aşk!

Uzun süredir yazamadım sana… Niyetim annemi anlatan bir yazı yazmaktı. Yazmaya başlayınca anladım ki anneannemi anlatmadan annemi anlatmak çok zor. Annem için yazmayı planladığım bu yazı dizisine anneannemle başlayacağım.

Anneannem : Melike
Anneannemin annesi : Esma
Anneannemin babası: Ahmet
Anneannemin kocası/halasının oğlu : Hasan

Anneannemin annesi Esma, Akseki’nin en zengin ailesinin güzelliği dillere destan kızıymış. Bir dediği iki edilmeyen bu kız kendisinden 6 yaş küçük çulsuz Ahmet’e aşık olunca, anası babası kara yazılar bağlamış. Sonunda kızın isteğini gerçekleştirmek zorunda kalmışlar. Ahmet ile Esma’nın dört kızı olmuş. Bu kızlardan biri de Melike, yani benim anneannem… Bir süre mutlu mesut yaşadıktan sonra Akseki Ahmet’e dar gelmiş ve İstanbul’a gitmek istemiş. Sözünü herkese geçirmeye alışkın Esma, Akseki’de kalmak için inat etmiş. Bu kez Esma’yı dinlemeyen Ahmet, bütün ailesini geride bırakıp İstanbul’a gitmiş. Kimin yanına mı?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ahmet’in yoksul amcası, İstanbul’a gidip zengin olma hayalleriyle bir eşeğin sırtına atlayıp Akseki’den yola çıkmış. Ege sahillerinde sağlığı daha fazla ilerlemesine izin vermeyince Ab-ı Hayal’de kalmaya karar vermis. Orada evlenmiş, çocukları olmuş ve oraya kök salmış. Bir süre sonra Akseki’deki akrabalarının bir kısmını da Ab-ı Hayal’e getirtip yerleştirmiş. İstanbul’a gidemeyen Ahmet’in hayalini, yıllar sonra çocukları gerçekleştirmiş ve içlerinden bazıları İstanbul’a yerleşmeyi başarmış.

Karısı Esma’yı dinlemeyen Ahmet, İstanbul’a amcasının çocuklarının yanına yerleşmiş ve bir süre onlarla yaşamış. Zeki bir adam olan Ahmet, tüccar kafasına sahip, öğrenmeye açık bir adammış. Bir süre sonra kendinden yaşça büyük, zengin bir yahudi kadına aşık olup onunla birlikte yaşamaya başlamış. Bu kadın ona zengin bir hayat yaşatmakla kalmamış, ticaretin kurallarını da öğretmiş. Ahmet’in bu kadınla ilişkisi on sene kadar sürmüş. Bu zaman diliminde Ahmet Bey çok zengin olmuş. Benim bildiğim Tahtakale’de üç dört tane hanı, Balat’ta ve Sultanahmet’te evleri olduğu… Balat’taki apartmanının bir katına kızlarını yerleştiren Ahmet, bir katına da karısı Esma’yı yerleştirmiş. Yıllarca karısından boşanmak isteyen Ahmet, Esma’nın karşı çıkması yüzünden bunu başaramamış. Bu arada yahudi kadından ayrılan Ahmet, genç bir kıza aşık olmuş ve onunla aynı evde yaşamaya başlamış. Ancak yıllar sonra Esma’nın boşanmayı kabul etmesinden sonra genç sevgilisiyle evlenebilmiş.

Ahmet Bey çok merhametli bir adammış. Yoksullara yemek dağıtmak için özel bir ev kurmuş. Annem, onun eve sık sık ceketsiz geldiğini söylerdi. Yolda gördüğü yoksulların hâline üzülen Ahmet, üstünde ne var ne yok çıkarıp verirmiş. Ahmet Beyin genç eşinden de dört çocuğu olmuş. Sekiz çocukla yetinmeyen Ahmet Bey, dört tane de evlatlık alıp büyütmüş. Çocuklarının ve eşlerinin hiçbir şeyini de eksik etmemiş.

Annem küçükken bir sene dedesi Ahmet Beyin evinde yaşamış. Ahmet Beyi hep Atatürk gibiydi diye anlatır. Şapka takarmış, ev düzenine çok önem verirmiş. Her akşam bütün aile birlikte yemek yermiş. Sonrasında da Ahmet Bey herkesle tek tek ilgilenirmiş. Özellikle küçük çocuklarla uzun uzun vakit geçirirmiş. Anneme orada el bebek gül bebek gibi bakmışlar.

Anneannem Melike Hanım, Ahmet Beyin en sevdiği çocuğuymuş. Yemek masasında hep yanında otursun istermiş. Anneannem de babasına aşırı derecede düşkünmüş. Bu düşkünlük söylediklerine göre öz annesine sırtını dönüp üvey annesine destek olacak kadar güçlüymüş. Tabi ki bu sevgi, dedem Hasan Beyi görene kadar sürebilmiş ancak…

Dedem Hasan, Ahmet Beyin halasının oğluymuş ve Ab-ı Hayal’de yaşarmış. Askerlik için İstanbul’a gelince hafta sonları izinlerinde Ahmet Beyin evinde kalmaya başlamış. Gide gele aralarında tutkulu bir aşk doğmuş. Anneannemin aklı fikri dedemdeymiş. Dedem hafta sonları gelince kardeşlerinin hepsine evin dışında görevler verip bir şekilde eve sokmazmış. Böylece anneannem dedem Hasan’la başbaşa kalırmış… Dedemin askerliği 2. Dünya savaşının çıkmasının sonucunda 4 sene sürmüş. Askerlik bitince dedem anneannemi, babası Ahmet Bey’den istemiş. Gelgelelim Ahmet Bey durumdan hiç hoşnut olmamış.

Meğersem anneannemin güzelliği o zamanların İstanbul’unda bir efsaneymiş, kapıda tacirler, pamuk tüccarları sıralanmış anneannemle evlenmek isterlermiş. Babası Ahmet Bey de benim kzım daha küçük diye evlendirmeye kıyamazmış. Ahmet Bey, dedemin evlenme isteğine razı gelmemiş. Ve anneanneme demiş ki:
“Sen Ab-ı Hayal’de yaşayamazsın. Burada boluk bereket içinde yaşamaya alışkınsın. Hasan seni böyle yaşatamaz. Üzülürsün.” demiş.

Anneannem ise “Ben Kara Hasan’ımından başkasıyla evlenmem.” demiş başka bir şey de dememiş. Ve tabi ki anneannemin inadı babasının kararını değiştirmiş. Dedem ve anneannem en sonunda evlenip Ab-ı Hayal’e yerleşmişler.

Ahmet Beyin gönlü anneanneme kırık kalmış. Anneannem evlendikten sonra onlara ne para yardımında bulunmuş ne de ziyaretlerine gelmiş. Anneannem kırık dökük iki odalı bir kulübede dedemle yaşamaya başlamış. Bir sene içinde 80 kilodan 60 kiloya düşmüş. Ama babasına hiç ses etmemiş. Evliliklerinin İkinci senesinin sonunda ilk çocuğunu doğurunca Ahmet Bey dayanamamış torununu görmek için Ab-ı Hayal’e gelmiş. Ve anneanneme şu teklifte bulunmuş:

“Çocuğunla birlikte götüreyim seni İstanbul’a. Buraları ne sana ne de kızına uygun.”
“Ben bu eve gelinliğimle geldim kefenimle dönerim ancak.” cevabını vermiş anneannem.

Ahmet Bey, İstanbul’a yalnız dönmüş. Ama orada gönlü el vermemiş ve anneannemle dedemi çocuklarıyla birlikte yanına aldırmış. Ne yazık ki dedem İstanbul’da tutunamamış. Ahmet Beyin hanlarında hamamlarında da dikiş tutturamamış. Bu yüzden de bir seneyi geçmeden tekrar Ab-ı Hayal’e dönmüşler. Bunun üzerine Ahmet Bey, Ab-ı Hayal’de dedeme zeytinyağı fabrikası kurmuş. Onlara tarım ve çiftçilik yapabilecekleri araziler ve hayvanlar almış. Anneannemle dedem, tütüncülük ve zeytincilik işi yapmaya başlamışlar. Anneannem, hayvanları özellikle inekleri çok sevince Devlet Bakanlığının o zaman verdiği destekten yararlanarak Hollanda’dan Hollanda inekleri getirtmişler. Hollanda inekleri için özel bir yer hazırlamışlar ve büyük firmalarla sütü dağıtmak üzere antlaşma yapmışlar. Fakat firmalar son anda fikir değiştirince sütler elllerinde kalmış. İnekler de Türkiye koşullarına dayanamamışlar.

Annemin dediğine göre dedesi Ahmet bey, anneanneme sürekli mücevherler, ipekli şık elbiseler ve elektirikli ev eşyaları yollarmış. Anneannem hiçbirini kullanmaz dolabında saklarmış, elektrikli eşyaları da dedemin akrabalarına verirmiş. Benim hatırladığım bütün gün şalvarı üstünde bahçenin içinde bir o yana bir bu yana koşuşturmasıdır. Bahçeleri sulayabilmesi için tulumbadan su çekme işi de hep ağabeyimle bana düşerdi. Zeytin zamanı zeytin ağaçlarına tırmanıp dallarını öyle güçlü sallardı ki bütün zeytinler patır patır dökülürdü. Biz de yerden hızla toplardık. Ve bir tek inekleriyle sohbet ederdi. İnekler ahırda olduğundan ve ahır da çok pis koktuğu için biz pek ahıra girmezdik. Bu yüzden de anneannemin gerçekte ne düşünüp ne hissettiğini hiç bilemedik. Sadece inekler bildi.

Benim çocukluğuma dair en çok aklımı karıştıran durum zeytinyağı fabrikasıdır. Bana hep “Senin dedenin zeytinyağı fabrikası var.” dediler. Babam da fabrikada çalışıyordu ve babamın çalıştığı fabrika kocamandı. Fakat ben Ab-ı Hayal’de hiç o kadar büyük bir fabrika görmedim. Bu yüzden de fabrikanın dağlarda olduğunu düşündüm. Yıllar sonra zeytinyağı fabrikasının yağhane denilen küçük bir bina olduğunu öğrendim. Oysa ki ben kendimi fabrikatör torunu sanıyordum.

Bir başka unutamadığım durum ise misafirlerdi. Sürekli İstanbul’dan, Akseki’den ve Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelirdi. Onlara sofralar kurulur lezzetli yemekler ikram edilirdi. Bazen dedemle ve anneannem misafirlerin kim olduğunu bile çıkaramazlardı. Mutfakta yemek hazırlarlarken misafirin kimlerden olduğunu bulmak için kafa yorarlardı. Bazı misafirlerse zaten tanıdık değildi. Bu tür misafirler akrabalardan bir tanesinin selamını getirmek için gelirdi. Çocukluğumda bayramlar da tam bir şenlikti. Teyzemler, dayımlar çocuklarıyla yatılı kalmaya gelirdi. Bazen anneannemin kardeşleri de gelirdi. O kocaman bahçeli ev tıklım tıklım insanla dolardı. Misafirler de yağmur gibi akmaya başlayınca tam bir curcuna yaşanırdı.

Ben anneannemin adını taşıyan tek torundum. Yüzüme bakan herkes istisnasız “Anneannesine ismi gibi tıpatıp benziyor.” derdi. Sonra şöyle devam ederlerdi sözlerine: “Huyu benzemez inşallah.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir