DÖNÜŞEN MASALLAR

Çocuklar dünyaya gelir gelmez cinsel organlarının şeklline göre onlara bir cinsiyet belirlenir. Artık bundan sonra onlardan bu cinsiyetlerine göre davranmaları beklenir. Her bir çocuğun cinsi için öngörülen belli roller ve kimlik tanımları vardır. Birey kadın ya da erkek olarak tanımlandıktan sonra toplum onlardan rollerine uygun davranmasını bekler. Çocuğun rolünü iyi öğrenmesi için ona ailesi, okulu, arkadaşları, oyuncakları, televizyon programları ve kitapları yardımcı olur. Kızlar için kadınlığın tanımı güzellik, uysallık, evcillik, kibarlık ve şefkatken, erkek çocukları için erkeksiliğin tanımı mantıklı, akıllı, kaba, sert, güçlü güvenilir, gürültülü bir erkeksiliktir. Kadınlık ve erkeklik kelimeleri birbirlerine hep karşı gelerek toplumsal cinsiyetin iki bileşenini oluştururlar. Bu durum tabi ki her iki cinsiyetten de kendi cinsiyetlerine uygun basma kalıp davranışlar beklentisini oluşturmaktadır. Eğer bireyler kendi cinsiyet rollerinin dışında davranışlar gösterirlerse, diğeri olarak tanımlanarak dışlanırlar. Çocuklarımız toplum tarafından onlara zorla empoze edilen bu cinsiyet rolleriyle yaşamak zorunda kalırlar. Çocuk kitapları, çocukların toplumsal cinsiyet yaptırımlarına uymalarının gerekmediğini çocuklara öğretebilir. Kitaplardaki karakterlerin davranışları erkek ve kız çocuklarının eylemlerinde etkili olabilir. Bu düşüncelerden yola çıkarak bu makalede öncelikle çocuğun dünyasında çok etkili olan masalın ne olduğunu tanımlayıp işlevlerinden bahsedeceğiz. Masal karakterlerinden bir tanesi olan yaşlı kadın figürünü yakından inceleyeceğiz. Sonrasında cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve feministlerin klasik masallarına yaklaşımlarını inceleyeceğiz. En sonunda da Hensel ve Gretel masalında ki yaşlı kadın figürünün karakter analizini ve çocuklara verdiği mesajı inceleyeceğiz. Bu yaşlı kadın karakterin rollerini farklı bir kurguyla düzenleyen Miyase Sertbarut’un kitabındaki karakterle Hansel ve Gretel masalaındaki yaşlı kadını kıyaslayıp inceleyerek yazımızı tamamlayacağız.

A) MASAL
1] Masal nedir? Masalın işlevi nedir?
Masalları anlatıcısı belli olmayan zaman içinde ağızdan ağıza yayılan ve değişen toplumdaki anonim bireylerin bir şekilde ortak yarattığı bir edebiyat türüdür. Masallar toplumun içinden çıktığı için onun değer yargılarını ve kalıplarını yansıtır. Bu şekilde çocuğu toplumsal olarak uyumlu bir varlık olmaya hazırlar.
“Masal ilk anlatanı bilinmeyen ve ağızdan ağıza sürüp gelen, olağanüstü kişileri ve olayları konu alan bir edebiyat türüdür. Masallar canlıdır. Anlatıldıkça genişlerler ve ağızdan ağıza yayılırlar. Masallar çocukları yetişkinliğe adım atmadan önce topluma hazırlar. Masallar çocukların gerçeklikleridir. Masallar evrenseldir. Bu yüzden de birbirlerine çok benzerler. Bir Kızılderili çocuğun dinlediği masallarla bir Anadolu çocuğunun dinlediği masallar içerik olarak aynıdır. “(Gezgin,2007:14-15)
Çocuk konuşmayı öğrenene kadar özgürdür çünkü toplumsal olanla bir ilişkisi yoktur. Kendi dünyasında, kendi temel ihtiyaçları çerçevesinde yaşar. Diğer yandan konuşmayı öğrenmeye başladığı anda toplumsal olanla iletişime geçmeye başlar.

“Masallar bir çocuğun yaşadığı toplumun kültürünün kurallarına hazırlar. Masalları inceleyerek toplumsal olarak kabul edilenleri ve rededilenleri görebiliriz. Bebek dünyaya gözlerini özgür olarak açar. Bu durum konuşmayı öğrenene kadar sürer. Konuşmayı öğrenmeye başladığı anda dünyayla sözel bir iletişime geçmeye başlar ve toplumun kurallarıyla karşılaşır. Bu dünya bir kısıtlamalar ve yasaklamalar dünyasıdır. Böylece bebek biyolojik yaşamdan kültürel yaşama geçer. Artık kültür ve toplum neyi öngörüyorsa onu yapmak ve yaşamak zorundadır.”(Gezgin, 2007:23-24)

Çocuk toplumsallaşmaya başladıkça kendi içinde ikilik yaşamaya başlar. Bir tarafta ona toplumsal olarak dayatılan iyi ve doğrular vardır. Bunlara körü körüne bağlı kalması gerektiğine inanır. Diğer yandan da topluma uyum sağlamak için farkında olmadan bilinçdışına attığı gerçek istekleri, benliği ve arzuları vardır.
“Çocuğun toplum tarafından oluşturulan, onaylanan, desteklenen davranışları zihinsel mekanizmanın bilinç kısmını geliştirirken, yasakların baskıladığı diğer duygu durumları, arzuları da bilinçdışını oluşturduğu söylenebilir. Bu yeni oluşum çocuğu zihinsel olarak ikiye böler: yapmak, olmak isteyip bastırdıkları ve doğru olduğuna karar verip yaptıkları. Çocuk toplumsallaştıkça, bilinçlendikçe bu ikilik durumu daha da keskinleşir.”(Gezgin 2007:25)

Masallar bu ikilikten çıkar. Toplumsal olanı koruyabilmek için oluşturulur. Fakat bu bilinçli bir eylem değildir. Toplumsal bilinçdışının üretimleridir. Ve varolan kültür her neyse ona hizmet eder. Bu yüzden masallar ataerkil sistemin korunmasına hizmet ederler.

“Masallar toplumsalla bilinçdışının üretimleridir. Toplumların da bilinçdışı mekanizmaları vardır. Bu mekanizmalar bilincin yetersiz kaldığı durumlarda ortaya çıkıp genel kabul gören gerçeküstü öyküler üretirler. Masallar kültürel ve toplumsal yaşam pratiklerine hizmet ederler. Fakat bu anlatıların çoğu cinsiyetçidir ve kadının yararına değildir. Toplumun eril yapısını koruyan bu bilinçdışı anlatıların kahramanları, genellikle periler, cadılar, şeytanlardır. Toplumlar bu tür bilinçdışı ürünleri, kültürlerini gelecek nesillere aktarmak için kullanırlar. Kültür, masallar ve mitoslar yoluyla gelecek nesillere aktarılır ve yeniden üretilirler. Bu sistemede kuşaktan kuşağa aktarılması istenilen değerler, bilinçdışı yardımıyla şifrelenmiş ve masallara yüklenmiştir.” (Gezgin,2007:30-31-34)

Ataerkil sistemin kurallarını benimseyen çocuk bunu yetişkin yaşamında uygular, böylece öteki olmaktan kurtulup toplumsallaşır.
“Masallar belirli bir ideolojiyi yansıtırlar. Ataerkil sistemi çocuk yaşta normal olan alternatifi olmayan bir düzen olarak dikte ederler. Böylece yeni nesillerin nasıl bir toplumsal yapıya gireceklerini sembollerle ifade eden masallar onları hayata hazırlar, bir nevi toplumsallaştırır. “(Gezgin, 2007:35)

2) MASALLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET ve MEKAN İLİŞKİSİ

Evrim Öiçer’in ‘Türkiye Masallarında Toplumsal Cinsiyet ve Mekan İlişkisi” adlı çalışmasına göre masallarda kadın ve erkeğin mekan paylaşımının, kadın ve erkeğin cinsiyet rollerine koşut bir biçimde oluşturulduğu görülmektedir. Masallarda belli başlı üç mekan sıralayabiliriz:
a) Kadının yaşam alanını oluşturan ev içidir. Kadın bedeninin “kışkırtıcı, fitne” olarak algılanması, ev içine kapatılmasına neden olmuştur. Kadın ev içinde doğurganlığını kullanarak orada iktidar sağlamaya çalışır. Böylece kadının iktidar ve yaşam alanı; cinsel olarak işlevsel ya da işlevsiz oluşuna göre şekillenmektedir. Kadın cinsel olarak işlevini yitirdiği zaman kocakarıya dönüşmektedir. Erkek yitirdiği zamansa ermiş olmaktadır.
b) Pencere, bakire kızın yeni bir aileyi kurumsallaştırabilmek için ev dışına çıkması, böylelikle de genç kızlıktan kadın olmaya geçiş süreciyle birlikte okunmuştur.
c) Ev dışı mekan ise erkeğe aittir. Bu nedenle ev dışına çıkan kadın kendini savunma ihtiyacı hissetmektedir. Kadın ev dışında varolabilmesi ancak erkek kılığına girerek olabilmektedir.
3) KOCAKARI MASALLARI
Yaşlılık özellikle yaşlı kadın toplum tarafından negatif algılanan bir durumdur. Özellikle kocakarı masallarında yaşlı kadın katı, sinirli ve sosyal iletişimi zayıftır. Fakat bir takım sihirli, uğursuz güçlere sahiptir ve bu güçleriyle insanlara zarar verme potansiyeline her zaman sahiptir. Bunun sebeplerini şu şekilde açıklamak mümkündür:
“Masallardaki kadın güzelliği iki bağlamda ele alınır. Bunlardan ilki, kadının estetik olarak “güzel” bulunması yani toplumsal olarak üretimde olması ikincisiyse biyolojik olarak “üretken” olmasıdır. Masallarda olağanüstü özelliklere sahip kadınlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu kadınlar, evlenmemiş bakireler(peri kızları),evli orta yaşlı kadınlar(cadılar) ve yaşlı kadınlar(kocakarılardır). Bu kadın figürlerinin ortak özelliği cinsel olarak işlevsiz olmalarıdır. Masal kadının neden olağanüstüne başvurduğu ise ev içine adeta hapsedilen kadının bu baskıya başkaladırma ihtiyacından kaynaklandığından düşünülebilir. Ev içinden çıkmaması gereken kadın kendine olağanüstü mekanlar ve alanlar yaratarak bir bakıma sınırları aşmaya çalışmıştır. Olağanüstü mekanları ve öğeleri kullanarak kadın bir bakıma hem mekansal hem de bedensel anlamda çevresinde örülen duvarların dışına çıkmış oluyor. Sonuç olarak kadının cinsel olarak işlev ya da işlevsizlik durumu, kadının mekanı kullanma ve algılama biçimini de dolaylı olarak etkilemektedir.”(Evrim,2003:,s. 67)
Yaşlı kadınlar bu tehlikeli güçlerini pazarlamışlar ve bundan ekonimik gelir elde etmişlerdir. Ayrıca korkulan bir figür oldukları için dışarıda, erkeğe ait mekanlarda serbestçe dolaşabilmişlerdir:
“Bu noktada masallardaki kocakarıların durumunu incelediğimiz zaman yaşlı kocakarılar güçlerini pazarlamak zorunda kalmışlardır. Para ya da değerli hediyeler karşılığında doğaüstü güçlerini, iktidar sahibinin istediği yönde kullanırlar. Kocakarılar , çoğunlukla bir diğerine kötülük yapmak isteyen birisi tarafından para ya da değerli eşyalar verilerek kiralanan kadınlara dönüşmektedirler. Kocakarının bu durumu artık iyice yaşlanarak erkeklerin gözünde cinsel olarak işlevinin kalmamasıyla yakından ilgilidir. Kendilerine yüklenen olumsuz özelliklerin yanında kocakarıların tüm masala mekanlarında serbestçe dolaşma haklarının olduğu gözlenmiştir. Bu durum, kadının cinsel işlevini yitirmesiyle mekan bağlamında özgürleşmesi arasında bir bağ olduğunu göstermektedir.” (Evrim,2003,s. 67)

B) CİNSİYET VE TOPLUMSAL CİNSİYET MESELESİ

Masalların çocuklara toplumsal cinsiyetçi mesajları nasıl verdiğini anlayabilmek için öncelikle cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramlarını açıklığa kavuşturmamız gereklidir. Judith Butler(2005), Cinsiyet Belası isimli kitabında cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi ve kadının buradaki özne olarak konumunu şu cümlelerle açıklamıştır:

“Kimliğe dayalı dayanışma inşa etmek uğruna “kadınlar”ın sorunsallaştırılmamış birliğine sık sık atıfta bulunulsa da, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrım nedeniyle feminist özne bölünmeye uğrar. Cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrım ilk başlarda “biyolojik kaderdir” ifadesine itiraz getirmek için kullanılmıştı, aynı zamanda da cinsiyet biyolojik anlamda ne denli geri çevrilemez görünürse görünsün toplumsal cinsiyetin kültürel olarak inşa edildiği, dolayısıyla ne cinsiyetin nedensel sonucu ne de onun kadar sabit bir şey olduğu savı için de kullanılmaktadır. Toplumsal cinsiyetin cinsiyete getirilen çoklu yorum olarak tanımlanmasına fırsat veren bu ayrım nedeniyle öznenin birliği zaten tartışmaya açık bir meseledir.” (Butler, 1999,s. 50)
Burada anlatılmak istenen cinsiyetlerin bireylerin beden yapısına göre belirlenmesine rağmen toplumsal cinsiyet bir kader değildir. Çünkü toplumsal cinsiyet kültürel olarak inşa edilir. Bu inşa sırasında cinsiyetin işlevsel olarak rolü yoktur ve toplumsal cinsiyet, cinsiyet kadar değişmez değildir. Beden dışsal bir benliktir ve cinsiyeti oluşturur. Bu yüzden dolayı cinsiyetimiz biyolojiktir ve dışsal evimizdir. Bireyin cinsiyeti onun görünüşüyle tanımlanır. Bugünün modern dünyasında insanlar sadece iki tane cinsiyetten söz eder : kadın ve erkek. Ayrıca bu iki cinsiyetin her birine ait belirli özellikler sıralarlar; bu özellikler aynı zamanda erkeklik ve kadınlık olarak ayrılan toplumsal cinsiyet kavramlarını da içerir. Bunların dışında başka bir cinsiyetin varolabileceği kabul edilmez. Sosyal tabular bedenin sınırlarını belirler. Günlük hayatta birisi diğerinin cinsiyetini kabul ederken onların cinsiyetçi bedenlerinin sosyal kültürle bağdaştığını da kabul eder. Bireyin vücut diliyle kendini nasıl ifade ettiği bir gösterinin parçasıdır; birey diğerleri için toplumsal cinsiyetçi görünüşünü ve özelliklerini sergiler.

“In other words, acts, gestures, and desire produce the effect of an internal core or substance but produce this on the surface of the body, though the play of signifying absences that suggest, but never reveal, the organizing principle of identity as a cause. Such acts, gestures, enactments, generally construed, are performative in the sense that the essence or identity that they otherwise purport to express are fabrications manufactured and sustained through corporeal signs and other discursive means. That the gendered body is performative suggests that is has no ontological status apart from the various acts which constitute its reality” (p. 500). (Gazda,2015 sayfa 11)
Bu cümlelerle Butler cinsiyetin sadece bir gösteri olmadığını aynı zamanda edimsel olduğunu vurguluyor. İnsanlar toplum tarafından öngörülen bir takım toplumsal cinsiyetçi davranışları taklit ediyor ve buna uygun davranışlar sergiliyorlar. Ve bu davranışlar kadınlık ve erkeklik olarak katogorize ediliyor. Bedenin toplumsal cinsiyetle ilgili hiçbir eylemi yoktur.

C) TOPLUMUN CİNSİYET VE TOPLUMSAL CİNSİYETLE İLGİLİ TUTUMU

Toplum beden üzerinden belirlenen cinsiyetin kendi kurallarına uygun davranmasını talep ediyor. Herhangi bir cinsiyet kendi toplumsal cinsiyetinin dışında tutum ve davranışlar gösterirse ötekileştiriliyor. Çocuklara toplumsal cinsiyet roller kitap, televizyon, eğitim ve anne babaları aracılığıyla öğretiliyor ve buna uygun davranmaları bekleniyor. Tabi ki çocuklarını toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız yetiştirmek isteyen anne babalar var. Fakat bu genel bir ebeveyn tavrı değildir çünkü çoğu ebeveyn toplumsal cinsiyet baskısı yaşamamıştır veya toplumsal cinsiyeti o kadar alışkınlardır ki başka bir opsiyon olma olasılığının farkında değillerdir. Kızların ve erkeklerin ne yapacakları, nasıl davranacakları toplum tarafından belirlenmiştir. Eğer bireyler toplumun onlardan bekledikleri şekilde davranmazlarsa otomatik olarak “ötekileştiriliyorlar” veya onlarda bir şeylerin yanlış olduğuna inanılıyor.

Douglas C Haldeman(2000), Gender Atypical Youth: Clinical and Social Issues adlı makalesinde “ötekileştirmenin” heryerde olduğunu ve toplumsal cinsiyet anormalliğinde bile ortaya çıktığını vurgulamıştır. Haldeman (200) “erkek fatma” denilen kız çocuklarını ve “Hassas”olarak sınıflandırılan erkek çocuklarını incelemiştir. Bu inceleme başlı başına bir problemin göstergesidir. “erkek fatma” kelimesi erkeklerin ve kadınların nasıl davranmasını gerektiğini vurgulayan bir yakıştırmadır. Bu şekilde adlandırılmak için kız çocuğunun ille de “erkek fatma” olması gerekmez; kendi toplumsal cinsiyetine uymayan bir kaç davranış örneği göstermesi yeterlidir. Ayrıca “hassas” kelimesi sadece kızlara özel bir kelime değildir. Toplum acaba gerçekten erkeklerin kaba ve anlayışssız tutumlar mı sergilemesini istiyor? Bu üzerinde düşünmeye değer bir sorudur.
“Our expectations for appropriate gender role behavior for children are as deeply embedded in culture and society as are our expectations that the sun will rise in the morning and set in the evening” (p. 192). Haldeman (2000) ( Gazda,2015, s.13)
Bu cümleyle Haldeman toplumsal cinsiyet ikiliğinin doğal olmadığını, bunun toplumun empose ettiğini iddia ediyor. Bu Butler’ın toplumsal cinsiyet edimselliği diye tanımladığıdır. Bu bize doğal ya da biyolojik yollardan yerleşmemiştir, bilakis toplumsal bir koşullamadan ibarettir.

Psikologlar toplumsal cinsiyetle uyumlu olmayan çocuklar için yenileştirme(reconditioning) gibi bir kaç terapi opsiyonları sunuyorlar. Fakat bunların hiçbiri haklı gösterilebilecek uygulamalar değillerdir. Bir kız çocuğunun biraz saldırgan ve bir erkek çocuğunun biraz hassas olması terapi almaları ve benlik duygularını kaybetmeleri anlamına gelmemelidir. Fakat araştırmacılar bireyi değiştirmenin toplumu değiştirmekten daha kolay olduğunu düşünüyorlar. Ve toplumda toplumsal cinsiyete şartlanmış durumdadır. Bu bizim cinsiyet ve tolumsal cinsiyet le ilgili düşüncelerimizin yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Her bir birey önemlidir ve toplumda bir sözü olmalıdır. Psikologların insanları duygusal bağ kurarak, oyuncak arabalarla oynayarak bir diğer toplumsal cinsiyete yaklaştıkları için onları değiştirmeye çalışmaları çok gereksizdir.

İnsanlar toplumsallaşma süreci içerisinde kadına özgü ve erkeğe özgü davranışlar olmak üzere sosyal cinsiyete ilişkin bu kalıp yargıları nasıl geliştiriyorlar? Çocuk edebiyatı toplumsal cinsiyet kalıp yargılarında ve eşit olmayan toplumsal cinsiyet rollerini belirleyen ana kaynak olmasa da, kızlar ve erkekler üzerinde oldukça etkilidir.

D) FEMİNİST ELEŞTİRİ

1970’lerde ikinci dalga feminizm oldukça güçlendi. Kadınlar evlerinin dışına çıkıp kendilerini ifade etmeye başladılar. Cinsellik, evcimenlik, üreme hakları, toplumsal cinsiyet rolleri sorgulanmaya başladı. Kadınlar artık daha bilinçliydi. Kadınlar ataerkil sistemi eleştirmeye başladılar. Ataerkil sistemin kuralları içinde yazılmış masalların toplumsal cinsiyet rollerini dayattığını farkettiler. Bu masallardaki karakterlerin biçimlenmesinde yatan ideoloji ataerkil sisteme aittir.
“Feminist edebiyat eleştirisi içinde, ataerkil mitlerin eleştirilmesi üzerinde temellenmiş “feminist mit eleştirisi” olarak adlandırılan bir akım bulunmaktadır. Feminist mit eleştirmenleri, ataerkil söylem tarafından yüzyıllardır kadınlar üzerinde bir baskı unsuru oluşturan mitlerin yeniden üretilmesi gerektiğini savunmuşlardır.” (Evrim,2003, s.58)
Klasik ve geleneksel türdeki masallar son 20-30 yıldır feminist eleştirmenler tarafından eleştirilmekte, analiz edilmekte ve yeniden yazılmaktadır. Masal eleştirisinde özellikle toplumsal cinsiyet kavramı üzerinde durulmaktadır. Ataerkil sistemin yarattığı devanası, cadı, kocakarı, şeytan, üveyanne, prenses, perikızı, anne gibi imgelemeler yapıbozumuna uğratılıp yeniden yazılmaktadır.

E) HENSEL ve GRETEL’İN’in YAŞLI CADISININ KOMŞUMUZ ÇOK ACAYİPTE’TEKİ NURAN HANIMA DÖNÜŞÜMÜ
Hensel ve Gretel masalında yaşlı cadı bir ormanda gözlerden uzakta yaşar. Bu yanlızlığı içinde birileriyle görüşüp görüşmediği bilinmemektedir. Ama yaptığı büyüler gerçekten etkilidir. Büyü yoluyla kurabiye ve şekerlemeden yaptığı eviyle küçük çocukları kandırıp evindeki fırında pişirip yemeyi planlar. Çocuklar her ne kadar onun tatlı dilini ve güzel yemeklerine ilk başta inansalar da acı gerçeğin farkına varırlar. Kocakarının yaptığı planlar da Gretel’in zekası sayesinde altüst olur. Kocakarı masalın sonunda fırınında yanarak ölür.

Komşumuz Çok Acayip romanındaki Nuran Hanım her haliyle kitabın başlığındaki sıfat gibi acayiptir. Avukat olan kızı onun bitmez tükenmez hobilerinden bıkınca Nuran Hanım ev aramaya başlar. 92 yaşındaki halasının ölümüyle İncirlik mahallesindeki mezarlığa gidince hayallerini gerçekleştirmeye bu sefer çok yakın olduğunu anlar. Mezarlığın toprağı onun yeni işi için idealdir. Mezarlığın yanındaki yıkık dökük eski ev de hem yapacağı iş için ideal hem de kirası ucuz olduğundan bütçesine uygundur. En önemlisi de evin içindeki şöminenin yerine istediği fırını yaptırabilecektir:
“Evde şömine olmasının yanında bacanın çekiş gücü de harikaydı… Nuran Hanım evin şöminesini fırına dönüşterecekti, dev bir fırına.İçinde herkesin aklını başından alacak işler yapacaktı…” (Sertbarut, 2016, 24)

Fırını yapan usta da fırının büyüklüğünü oldukça manidar bulmuştu:
“Abla adam mı pişireceksin bunun içinde?”
“Hıı, işini bitirde önce senin üzerinde denerim, bakalım pişiyor musun?” (Sertbarut, 2016, 53)

Evine taşınırken işçilerin taşıdığı o garip alet de epey kafa karıştırıyordu:
“İşkence aletine benziyor.”
“İşi bir an önce bitirip gidelim, kadının bakışları hiç hoşuma gitmedi.” (Sertbarut, 2016, 25)

Mahalleye taşındığı ilk gün çocuklarla karşılaşır ve onlara çok kaba ve sert davranır:
“Çekilin şuradan fırsatçılık yapıp eşya çalacaksınız değil mi?”
İki arkadaş hiç ummadıkları bu saldırı karşısında bakakaldılar kadına. Kemik bunu sindiremezdi artık.
“Ne diyorsun sen teyze?”
“Hadi hadi, bilirim ben sizin gibileri, kaşla göz arasında bir şey yürütürsünüz.”
Oya da diklendi o zaman.
“Teyze ayıp ya, yaşından başından utan biz bu mahallenin çocuklarıyız.”
… Yalnız kalmış, huysuz ve yaşlı bir kadındı işte… (Sertbarut, 2016, s. 18-19)

“Tabi ‘teyze’ derken bu sözcüğün vermesi gereken sıcaklığı, yumuşaklığı hiç hissetmedi. Başka bir şey demiş gibiydi, cadı, büyücü, kara bela gibi.” (Sertbarut, 2016, s. 27)

Aziz babasına yeni taşınan komşunun işini sorunca artık işaretler bizi kadının çocukları öldürüp mumyalacağı fikrine götürür.
“Şu yeni taşınan teyze nasıl biri baba?”

“Mumyacıymış oğlum.”

“Artık mumya yapılmıyor ki baba, firavunlar zamanında kalmadı mı o iş?” (Sertbarut, 2016, s.26-27)

Ve okulda yaşlı kadın hakkında çıkan söylentilerde onun kötü kalpli bir cadı olduğunu doğrular nitelikteydi:
“ ‘Sırtında çuvalla çıkmış mezarlıktan, ağır bir çuvala benziyormuş.’
‘Evinden tuhaf çığlıklar yükseliyormuş ve bir mavi duman…”
‘Ve bir de koku. Yanan tırnak, yanık saç kokusu gibi…’
‘Mezarlıktan börtü böcek topluyormuş.’
Sonunda kadının cadı olduğuna karar verildi. Ölüleri sırtlayıp evine getirdiği bile iddia edildi. Bu da kesmedi, kadının ölüleri yaktığı, ölülerin külleriyle büyü yaptığı fısıltısı kulaktan kulağa bir ürperti şeklinde yayıldı.” (Sertbarut, 2016, s. 30)
Ve yazar yaşlı ve huysuz bir kadının aslında insan yaşamında küçük farklar yaratabileceğine dair olumlu bir mesaj vermeye başlayarak yapıbozumuna başlar:
“Bazıları kadının mumcu değil mumyacı olduğunu söylediler ve en çok da buna inanmak istediler. Hatta konuşmalara karşı çıkan Oya bile. Mahalleye biraz heyecan gelse fena mı olurdu yani?” (Sertbarut, 2016, s. 35)

Kitapta Oya ve Aziz birbirlerine aşıktırlar. Fakat henüz birbirlerine tam olarak bu duygularını aktaramamışlardır. Aziz’in bütün girişimleri hüsranla sonuçlanmış ve artık Oya’yı tamamen kaybettiğini düşünmeye başlamıştır. Kader onu Cadı’nın kapısına götürür. Cadı da ona insanı hediye edene aşık eden büyülü mumlardan bahseder ve Aziz’de Oya’nın ona aşık olmasını istediği için satın alır.
“Ya güzel olmazsa?”
“Çok güzel olacak göreceksin, bu hediyeyi alan kız aşkından deliye döner.”
Bunu çok isterdi Aziz, şu Oya nedenini niçinini sormadan, sorgulamadan aşkını kabul etsin istiyordu.” (Sertbarut, 2016,s. 49)
Aziz Oya’nın aşkını o kadar çok istiyordu ki kadının cadı olduğuna dair duyduklarını bile bir kenara itti.
“…Kadın kabaydı evet, cadı gibiydi, ölü küllerinden söz ettiğini açık açık işitmişti… O anda siparişten vazgeçebilir, senin mumuna ihtiyacım yok diyebilirdi. Ama kadının bu hediyeyi alan kız aşkından deliye döner sözü onun içinde yer etmişti…” (Sertbarut, 2016, s. 50)
Hikayenin devamında mahallenin kedileri gizemli bir biçimde kaybolur ve sonrasında da tüyleri tıraşlanmış halde geri dönerler. Oya’nın zekası ve Aziz’in ona destek vermesiyle Nuran Hanımın kedilerin tüylerini tıraşladığı ve evinde ki o garip aletle bu tüyleri ip haline çevirip bu iplerden de şapka ördüğü ortaya çıkar.
“…Yumuşacık tüy yumaklarını albenili eşyalara dönüştürecekti. ‘Bir dönüştürme ustasıyım.’ diye fısıldadı kendi kendine ve deli kahkahalar atarak bodruma inen merdivenlere döndü.” (Sertbarut, 2016, s. 98-99)

Ayrıca o kocaman fırında da mezarlıkta keşfettiği çok özel toprakla seramik yapmaktadır. Özellikle ölü küllerinin saklanması için yaptığı kaplar onun için çok önemlidir:
“… Ateşin sesiydi bu, ateşin şarkısı, ateşin dansı ve o şarkının, o dansın biçim vereceği küpler, çömlekler, vazolar, çanaklar ateşe karşı içeride bir sınav veriyordu. Sınavdan başarıyla çıkanlar bir ölünün külünü gizleyecekti. Doğayı biçimlendiren insan, bir başka biçimcinin tasarladığı toprakta dinlenecekti.”
(Sertbarut, 2016, s. 97)
Hangi ölülerin külleri mi?
“Peki bu ölü külü konusu nedir anne? Komisere de öyle demişsin, ölü külleri için demişsin.”

“Krematoryumu da bilmezsin o zaman.”
“Yoo biliyorum, ölülerin yakıldığı yere deniyor.”
“Eee külleri ne yapıyorlar? Yakınları saklıyor değil mi hatıra olarak.”
“Anne! Türkiye’de yaşıyoruz! Burada krematoryum mu var? Ne diyorsun?”
“Aaa, bellemişsiniz burası Türkiye, burası Türkiye! Ne yani bu ülke ıssıs ada mı? Türkiye uzayda mı? İlk olacaktı, yabancıları da çağıracaktım…” (Sertbarut, 2016, s. 133-134)
Nuran Hanımın seramik sergisi hayali gerçekleşmez ama kedi tüyünden şapka yapmaya devam edecektir ve ‘Büyülü Şapkalar’ adında bir sergi açacaktır. Tek bir şartla; artık kedileri traşlamayacak bunun yerine furminator denilen bir aletle kedilerin tüylerini tarayarak dökülen tüyleri toplayacaktır. Böylece Nuran Hanımın hayatı tamamen değişir. Öncelikle artık mahalledeki ona verilen isim değişir:
“Bir kaç hafta içinde ‘Mumcu Nuran’ adı unutuldu. Çünkü ‘Kedi Berberi Nuran’ adı artık ona daha çok yakışıyordu. Bizim çocuklar onun bu yeni uğraşını tuhaf bulsalar da eskisi gibi asık yüzlü olmadığından, gülüp şakalaştığından, yeni dostlar edindiğinden ondan korkmuyorlardı. Evinin bahçesine girip elma ağacına çıktıkları bile oluyordu.” (Sertbarut, 2016,s. 146)
Nuran Hanımı insanların tanımasını ve olduğu gibi kabul etmesini sağlayan şey ne miydi?
“… Eve kapanan, perdeleri açmayan, kimseyle konuşmayan Mumcu Nuran gitti, bir başkası geldi. Sabahları bir elinde furminatör diğer elinde torba iki torba evden çıkıyordu. Torbalardan biri boş, diğerinde mama… O sokak senin, bu mahalle senin dolaşıyordu. Gördüğü sokak kedilerini bir parça mamayla çağırıyor, yaklaşan hayvanı okşayarak sakinleştiriyor, sonra tarıyor tarıyordu. Bu alet gerçekten işe yarıyordu. Satıcı delikenlının dediği gibi her kediden bir avuç iki avuç tüy topluyordu.” (Sertbarut, 2016, s.146)

SONUÇ
Masallar çocuğun bu dünyayla ilk bağlantılarını kurmasını sağlar ve onu toplumsallaşma sürecine hazırlar. Toplumun değer yargılarını, kültürü yansıtan masallar çocuğu eğitmek, ona yol göstermek için bir araç olarak kullanılır. Masallar kullaktan kulağa ağızdan ağıza yayılır ve büyür. Kökenleri çok uzun yıllara dayanır. Masalllarda ataerkil ideoloji hakimdir. Yüzyıllar içinde toplumun içinde kadının rolü değişmiştir fakat masallar aynı kalmıştır. Bu yüzden ikinci kuşak feministler masalların yeniden yazılması gerektiğine karar vermişlerdir. Bu yazıda yaşlı, cinsel ve fiziksel açıdan üretken olmayan bu yüzden de kendini büyülere verdiği düşünülen kocakarı figürünün “Komşumuz Çok Acayip” adlı kitapta nasıl dönüştüğünü gördük. Evet artık belki yine cinsel olarak üretken değildi ama fiziksel olarak yarattığı şapkalarla insanların saygısını ve sevgisini kazanıyordu. Evin dışındaki mekanlarda serbestçe dolaşıp hem sevgi dağıtıyor hem de üretimi için gerekli olan malzemeyi topluyordu.
KAYNAKÇA
Butler, J. (2014). Cinsiyet Belası (4. Baskı). İstanbul: Metis Yayınevi.
Carl, J. ve Grimm, W. Grimm masalları. (K. Şipal,Çev.)İstanbul: Alfa Yayınları (Orjinal basım tarihi 1989).
Evrim,Ö. (2003). Türkiye masallarında toplumsal cinsiyet ve mekan ilişkisi. Bilkent Üniversitesi, Bilkent.
Gazda, C. (2015). Once upon a time: Exposing sexism in Children’s literature. The College at Brockport, New York.
Gezgin,İ. (2007). Kırmızı başlıklı kızdan ilk günaha… Masalların şifresi. İstanbul: Sel Yayınları.
Gün, B. (2008). Masallara feminist bir bakış ve cinsiyet meseleleri. Ankara Üniversitesi, Ankara.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir