ŞAHİT OLMAK

Meditasyondan anladığım şahit olmak; sessizliğin içinde zihninden geçenler, bedenindeki hisler her ne olursa olsun tepki vermemek; sadece gözlemlemek, sadece izlemek… Ve bunu günlük yaşamında da uygalayabilmek… İlk duyduğumda imkansız olduğu kadar saçma da geldi. Seni üzecekler, kızdıracaklar, hakkını yiyecekler, canını yakacaklar ve sen izleyeceksin. Ermiş gibi… Yapamayacağımı ve yapmama da gerek olmadığını düşündüm. Diğer yandan aklımın köşesinde yer etti. Çünkü kızdığım zaman verdiğim tepkiler en çok beni acıtıyordu. Bana zarar vermek isteyen insanları muattap aldığımda kafam sürekli onlarla meşgul oluyordu. Benim istediğim huzurlu bir yaşamdı ve ne zaman huzur ve mutluluğum için mücadele etsem daha huzursuz ve mutsuz oluyordum. Ben uzaklaşmayı seçtim, olumsuz olan her ne ve kim ise uzaklaşmayı. Bu da rahatlatıcıydı; belli bir süre sonra uzaktaki unutuluyordu ne de olsa. Neden uzaklaşmam gerekmediğini, neden tepki vermemin doğru olmadığını “Once Upon A Time” dizisini izlerken anladım.

“Once Upon A Time” dizisinde bütün dünyada çocuklara anlatılan masallardaki konuları ve karakterleri yeni bir kurguyla düzenlemiş. Gerçekle fantastik dünyanın iç içe girdiği yeni bir evren yaratılmış. Masalları yeniden düzenleyerek yaşadığımız çağa uyarlamıştır.

Bilindiği üzere “… masallar bir çocuğu yaşadığı toplumun kültürünün kurallarına hazırlar. Masalları inceleyerek toplumsal olarak kabul edilenleri ve rededilenleri görebiliriz. Bebek dünyaya gözlerini özgür olarak açar. Bu durum konuşmayı öğrenene kadar sürer. Konuşmayı öğrenmeye başladığı anda dünyayla sözel bir iletişime geçmeye başlar ve toplumun kurallarıyla karşılaşır. Bu dünya bir kısıtlamalar ve yasaklamalar dünyasıdır. Böylece bebek biyolojik yaşamdan kültürel yaşama geçer. Artık kültür ve toplum neyi öngörüyorsa onu yapmak ve yaşamak zorundadır.” (İsmail Gezgin – Kırmızı Başlıklı Kızdan İlk Günaha… Masalların Şifresi)

İşte Once Upon A Time dizisinde geçmişe dair bütün kurallar, bütün o sonsuza kadar mutlu ilizyonları ykılmış yerine geçmişle de bağlarını koparmayan daha özgür, çok daha sevgi dolu, eşitlikçi ve barış yanlısı bir dünya yaratılmış.

İlk sezonlarda Kötü Kraliçeyle Pamuk Prensesin mücadelesi ana konuydu. Kötü Kraliçe durmaksızın kötülük yaparken Yakışıklı Prens ve Pamuk Prenses kendilerini ve ailelerini iyilik ve sevgiyle korumaya çalışıyorlardı. Fakat bir süre sonra olaylar çığrında çıktı ve Pamuk Prenses’te Kötü Kraliçe gibi hareket etti. İşte o zaman Kötü Kraliçe daha da güçlendi. Çünkü artık Pamuk Prenses’in kalbi de az da olsa kötülükten nasibini almış oldu. Pamuk kirlenmeye başladı…

Bu sahnede Kötü kraliçe pamuk’un kalbinde küçük siyahlığı görüp mutlu oluyor ve onu öldürmekten vazgeçiyor çünkü artık Pamuk’da ona benzemeye başlıyor.

Hayattta iyilerde var kötülerde… Siyah ve beyaz hep bir arada… Nerede olduğunu belirlemen ve ona her ne olursa olsun sıkı sıkı sarılman gerek. Seçtiğin taraf beyazsa, orada kalmalısın. Siyaha bulaşırsan grileşir ve sonrasında kararırsın. Siyahı tanımak ve bilmek gerek. Onunla mücadele etmek gereksiz olan. Zaten istediği bu değil mi sende ki aydınlığı karartmak.

Kötülük sınır tanımaz, vicdan bilmez, onun gibi olamazsın, olursan da artık mücadeleyi o kazanmış olur. Bu yüzden sadece farkında olmak, bu yüzden sadece izlemek.Ve yolunda emin adımlarla ilerlemek.

Gerçeklerin zamanla su yüzüne çıkmak gibi enteresan huyları vardır. Bırak hayat senin yerine adaleti sağlasın. Sen sevgiden yana ol.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir