KENDİNE UYANAN KUĞU

“Hepiniz birer çirkin ördek yavrususunuz ve yogayla kendinize uyanacaksınız”

Godfrey’in Fransa’ya gittiğim ilk sene ilk yoga eğitmen eğitimi gününde yaptığı konuşmanın özüydü. Nasıl saçma gelmişti o anda. Yani ben şimdi bir kuğuyum ve farkında değil miyim? O zaman niye buraya geldim ki? Yok yok benim düzelmem gerek, bol eğitimlere katılıp mükemmel olmam gerek. Ancak o zaman bir kuğu olabilirim.

Peki kuğu olmak neydi ki?

Kuğu olmak tabi ki hayallerindeki hayata kavuşmuş bir prenses (Kraliçe mi desem?) olmaktı. Oh bir eli yağda bir eli balda, prenste dizinin dibinde, sonsuza kadar mutlu.

Tabi ki yoktu böyle bir dünya…

Dün okulda ingilizce öğretmenleri; yani bizler için düzenlenen bir atölye çalışmasına katıldım. Son derece enerjik ve sevimli bir Amerikalı ingilizce eğitmeni motivasyonla ilgili bir sunum yaptı. Öğrencileri derse motive etmeye yarayacak bir takım oyunlar gösterdi. Son oyun gerçekten ilginçti. Bir cümle yazıyordu tahtaya, katılanlar sınıfın soluna katılmayanlar sağına doğru gidiyordu. Sonrasında da sağdakiler ve soldakiler tartışıyordu.

“Bir gün bütün insanların kendilerini yüzde yüz bütün hissedeceklerine inanıyorum.”

Ben sınıfın sol tarafına gittim, diğer bütün herkes sağa…

Adam şaşırdı. Ben panikledim. “Tamam şimdi yandım; işin yoksa kendini anlat herkese…”

Adam “Tek başına kaldığının farkında mısın.” Dedi.
“Evet” dedim sustum. Bu çok kritik bir andı, eğer yogadan, kendi deneyimlerimden falan bahsedersem bu kendimi beğenmişlik olarak algılanabilirdi. Açıkçası korktum.
Beni tanıyan bir kaç kişi
“O meditasyon ve yoga yapıyor.” falan diyerek benim yerime açıklamada bulundu.

Adam sordu “Sen kendini bütün hissediyor musun?”
“Evet.”
“Peki diğer meslektaşların onlar bütün değiller mi?”
“Onlarda bütünler ama daha bilmiyorlar.” Dedim.

Sonra arkadaşlardan bir tanesi “Yani şimdi senin hayatında herşey dört dörtlük mü, çok mu mutlusun?” diye sordu.

“Evet çok mutluyum. Hayatımda herşeyin dört dörtlük olması gerekmiyor. Yin yang sembolünü bilir misin, siyah ve beyaz bir arada bir bütündür. Yani ben evrenin bütünlüğü içinde yer aldığım noktada tamamen mutluyum.”

Bir diğeri “Bu dediğin kadercilik mi?”

“Kader diyebiliriz, diğer yandan hiçbir şey yapmayacağız kader deyip eylemsiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Mesele elinden gelenin en iyisini yapmak, sonuçlardan bağımsız olmak.”

Eğitmen de şaşırdı. Bir süre sessiz kaldı.
“Araştırmacılar kendini tam hissetmeyen insanların daha iyi motive olduklarını söylüyorlar.” Gibi bir cümle söyledi belli belirsiz. Sonra da başka bir konuya geçti.

Atölye çalışması bittikten sonra kafamda sorular gezinmeye başladı.

Şimdi ben kuğu mu oldum?
İş arkadaşlarımda benim gibi kuğu ve farkında mı değiller?
Beynimin içinde Rumi’nin bir sözü yankılandı durdu. Orjinal sözü bulabilmek için internette dolaştım durdum saatlerce, bulamadım.
“Kendini yalnız, mutsuz ve yetersiz hissettiğin anlarda sana bir resmini yollamak isterdim. Nasıl parladığını, çevrende ne kadar kuvvetli ve güzel bir ışık saçtığını görebilesin isterdim.”

Sonra eve geldim. “Once Upon A Time” dizisini izlemeye devam ettim. 6. Sezon 11. Bölüm Emma Swan kendine uyanıyor bir kuğu olduğunu anlıyor. Tesadüf…

Kuğu olmak umudunun ve inancının olması. Karşına ne çıkarsa çıksın bir şekilde üstesinden gelebileceğini bilmen. Kuğu olmak yüreğini koruma kalkanlarına almamak. Olanı sevebilmek ve bilmek hayrına olduğunu bilmek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir