EVRİMSEL KAVRAYIŞ

Duygularım hep benim için çok değerli olmuştu. Hissettiklerim, hissedip eyleme dönüştürmek için can attıklarım. Yüreğinin peşinden gitmek, hem de dört nala… Son bir buçuk senedir bu duyguları ve arzuları yaptığım yüksek lisans çalışması yüzünden sorgulamak durumunda kaldım. Hatta didik ettim. Sonunda bir baktım ki herşeyin mantıklı, makul bir açıklaması var. Duygular dediğimiz, arzular diye yücelttiğimiz, kader diye kimi zaman boyun eğip kimi zaman öfkelendiğimiz herşeyin bir sebep sonuç ilişkisi. Ve bu ilişki insanlık tarihinin en başından başlıyor.

Bir ekranın karşısına oturup tek tuşa basıp dünyayı görmeye alışıkken, ateşi bulup mutlu olan atalarımı anlamak çok zordu. Onlar çok eskilerde kalmış ilkel bir yaşama aittiler benim için. Modern dünya öyle bir şey değildi ki…Yine yüksek lisansta Torkun’un dersinde fark ettim ki ben modernizmle moderniteyi karıştırmışım. Modern dünyanın istemeden yeniden yapılandırdığı o kültürün, düşünce biçiminin içinde salınıp durmuşum. Oysa ki ateşi bulan atalarımızın izinden gitmekten başka bir şey yapmamışım.

Nasıl mı? Bunu Şubat tatilinde okuduğum üç kitapla örneklendirmeye çalışacağım.

1) Jared Diamond Tüfek, Mikrop, Çelik (Guns, Germs and Steel) adlı kitabında maymundan insan olarak evrim geçiren insanın tarımsal yaşama geçip yerleşik düzende hayatını nasıl devam ettirdiğini sorguluyor? Neden bazı insan grupları diğer insan gruplarını egemenliği altına aldı? Savaşlarda toplumları avantajlı kılan neydi? Öncelikle coğrafi konumun ve çevresel faktörlerin önemini vurguluyor. Bir de ülkelerin yatay ya da dikey konumda olmaları da önemli. En önemlisi de yeniliklere açık olmak. Yeniliklere açık olan egemen oluyor.

Hindistan’da orada, burada dolaşıp dururken akşamları bu kitabı okuyordum.Bu kitabı okumak bana sokaktaki çöpleri, trafikteki düzensizliği bambaşka gözlerle görmemi sağladı. Burası böyleydi çünkü konumları bunu gerektiriyordu. Her yerde bir mutluluk ve şükran gördüm Hindistan’da; evet onlar yeniliklere kapalıydı fakat yenilik neydi? Yenilik acaba modernitenin bize eğlenelim diye dayattığı oyuncaklardan ibaret olmaz mıydı?

Bu oyuncaklardan sıkılan batılılarda gözlerini bu insanların mutluluklarına dikip inançlarını ve geleneklerini kendilerine göre dönüştürüp pazarlamaya çalışmıyorlar mıydı?

Jared Diamond

2) “Seks Neden Keyiflidir?” yine bir Jared Diamond kitabı. Atalarımızın maymunlar olduğunu düşünürsek, evrimleşen biz insanoğlu sekse yaklaşım konusunda epey bir farklılık göstermişiz ve artık hayvanlar dünyasında bir sapkınlık örneğiyiz:
a) İnsanlar evlenir ve tamamen birbirleriyle seks yaparlar.
b) Dişilerle birlikte erkeklerde bebeğe bakar.
c) Karı koca denilen çift tek başlarına yaşamak yerine diğer çiftlerle birlikte yaşarlar.
d) Evli çiftler mahremiyet içinde seks yaparlar.
e) Doğurganlık ilan edilmek yerine gizlenir.
f) Kadınların belirli bir yaştan sonra doğurganlıkları biter ve menapoza girerler.
Kitapta biz insanların neden bu şekilde evrimleştiğini çok güzel bir dille anlatıyor.

Ayrıca erkeklerin çocuk emzirebilecek yapıda olduklarını fakat evrimsel çıkarların buna neden izin vermediğini de açıklıyor.

İnsanlar sürekli seks yapmalarının sebebini de kadınların üreme zamanlarının bilinmemesinden evrimleştiğini söylüyor. Çünkü kadınlar hayvanlar gibi yumurtlama dönemlerinin açık işaretlerini vermiyorlar.

Bunlar o incecik kitapta en çok hayret ettiğim başlıklar. İçinde çok daha fazlası var. Kitabın sonunda anladığım şu oldu. Evrimleşmişiz, teknolojik olmuşuz, modernleşmişiz ama hepsi ama hepsi sadece üremek içinmiş…

Evrimsel psikoloji inatla bunu savunuyor adeta. Sen kendine akıllı,kendini bilen insan mı diyorsun; bak bakalım atalarına bir fark var mı?

Tehlikeli Tutku
Kıskançlık aşk ve seks için neden gereklidir?

3) Dangerous Passion (Tehlikeli Tutku) adlı kitap henüz Türkçeye çevrilmemiş. David M. Buss kitabın yazarı. Kitapta kıskançlığın neden bir ilişkinin korunması için gerekli olduğunu açıklıyor. Bundan ‘Yaşasın Kıskançlık’ adlı yazımda bahsetmiştim. Bu kitapla biraz daha detaylı öğrenmek fırsatını buldum. İşte aklımda kalanlar:

a) Erkeklerin normalin üstündeki sapkın kıskançlıklarını Othello sendromuyla açıklıyor. Erkek asla çocuğunun babası olduğundan yüzde yüz emin olamaz. Bu yüzden de şiddete başvurmaya daha eğilimlidir. Erkeğin kıskançlıktaki derdi babalık, yani genlerini sürdürme içgüdüsüdür.

Kadın, erkeğin duygusal olarak bağlılığını kıskanır, çünkü duygusal bağlılık eve gelecek erkek yatırımının ikiye bölünmesi demektir.

Tabi ki yaşadığımız yüzyılda kadının toplumsal rolünün değişmesiyle bazı kadınlar ekonomik anlamda özgürleşti ve kendi çocuğuna kendisi bakabilecek hale geldi. Diğer yandan bu durum farklı bir şekilde halen daha geçerliliğini koruyor gibi…
b) Hata Tespit Kuramı
Bu kurama göre insan tehlikeli bir durum olasılığı belirdiğinde iki şekilde davranır. 1) Herşey yolunda varsayar 2) Tehlikeye karşı önlem alır.
Birinci şekilde davrandığında eğer gerçek bir tehlike varsa canından olmak da dahil ağır bir bedel ödeyebilir. Oysa ki ikinci şekilde davrandığı zaman sonuçta yanılsa bile ödediği bedel hafif olacaktır.

İşte kıskançlıkta bir çeşit Nasrettin Hoca fıkrası gibi. Aldatma olmadan önlemini almak:

Bir gün Nasrettin Hoca kızını su almaya yollar. Eline boş su testisini vermeden önce kızına bir tokat atar.
“Baba bana niye vurdun?”
“Testiyi kırma diye.”
“Ama testi daha kırılmadı ki?”
“Olsun ben önceden önlemimi alayım”

Sonuçta, şu aralar aşk, ilişki, bağ kurmak gibi konuları düşündüğümde aklımda sadece bir tek cümle geçiyor: “Aslında herşey sadece üremek içinmiş…”.

Bu düşünce de evrimleşir elbet☺

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir