YOGA HİKAYEM 1: NİNJA

Yogayla ilk tanışmam spor salonunda oldu.Bir arkadaşım vardı ve dövüş tekniklerini öğrenmek istiyordu. Ben de ona benim gittiğim salondaki ninjitsu kursunu önermiştim. Kayıt oldu. Fakat pek bir şey yapamadı çünkü kursta onun seviyesinde katılımcı yoktu, olanlar da erkekti Bir gün kursun hocası ben koşu bandında kan ter içindeyken yanıma geldi.

modern-ninjutsu-1199532490279549-5-thumbnail-3

ninja-turtles

“Kursuma katılır mısın? Arkadaşına yardımcı olmanı istiyorum. Aksi takdirde kursa devam edemeyecek. Senden ücret almayacağım.” dedi.
Kabul ettim. Ninjitsu çalışmalarının yanında kick box teknikleri de gösteriyorlardı. Çok eğlendim. Fakat arkadaşım devam edemedi. Hoca devam etmemi istedi, beni asistanı olarak yetiştirmek istediğini söyledi. Ben de kabul ettim. Zaman içerisinde kuşağım değişti ve hoca bana Japon ninjitsu federasyonundan lisans aldı. Bu böyle iki seneye yakın devam etti. Kişisel olarak çok inişli çıkışlı bir dönemdi ve ben kursta sürekli savunma ve dövüş teknikleri öğreniyordum. Ninjitsu ne diye sorarsanız? Ninja kaplumbağlarını biliyor musunuz? İşte onlar ninjitsudan geliyor☺ Bu arada ninjitsunun asla yarışması olmuyor, olamıyor çünkü yarışmanın sonucunda iki kişinin de sağ kalması imkansız. Tabi her uzakdoğu sporunda olduğu gibi teknikler kullanılmak için değil farkındalığı arttırmak için kullanılmak üzere öğretiliyor. Arada orada ne işim olduğunu düşünsem de bu hareketli aktivite bana eğlenceli geliyordu. Fakat bir gün bir şey oldu ve ben yavaş yavaş ninjitsudan uzaklaşmaya başladım.

Dünya tehlikeli bir yerdir. Bunu unutmamalısın. Bujikan'ın öğretileri kimin iyi kimin kötü olduğuyla ilgili değildir;  öğretiler nasıl yaşamakla, nasıl ayakta kalabilmekle ilgilidir. Masaaki Hatsumi
Dünya tehlikeli bir yerdir. Bunu unutmamalısın. Bujikan’ın öğretileri kimin iyi kimin kötü olduğuyla ilgili değildir; öğretiler nasıl yaşamakla, nasıl ayakta kalabilmekle ilgilidir. Masaaki Hatsumi

Ninjitsu kursundan sonra yoga kursu başlıyordu hemen. Ben yogayı hiç ciddiye almıyordum. Ağır ağır insanlar nefes alıp veriyorlar, gözlerini kapatıyorlar, bir şekle girip duruyorlar falan saçma geliyordu. Fakat bir gün bilmiyorum belki de şeytan dürttü ve ben yoga seansına katılmaya karar verdim. İlk nefes tekniğini uygulamamı hatırlıyorum. Gayet basitti yönergesi ama bedenim de hissettiğim o yumuşaklık ve rahatlama farklıydı. O günden sonra ninjitsu ve yogaya birlikte katılmaya başladım. Hatta yoganın diğer seanslarına da girmeye başladım. Belirli bir süre sonra dövüş sanatı öğrenmek bana çok gereksiz gelmeye başladı. Gerçekten de ruhumun istediği bu değildi. Ve bir gün metroda yoga eğitmenliği ilanı gördüm ve katılmaya karar verdim. Ninjitsu Hocamla da konuştum, durumumu anlattım. Beni anlayışla karşıladı ve böylece ninjitsuyu bıraktım.

Gittiğim ilk kurs İzmir’de meşhur bir yerdeydi. Çok tatlı bir eğitmenimiz vardı, çok keyifli bir eğitim oldu. Fakat beni tatmin etmedi. İstediğimin ne olduğunu hayal edebiliyordum. O ilk aldığım nefesteki sihir ve sonra günlük yaşamımda da yaşadığım çözülmeler çok güzeldi. Aldığım kurs eğlenceliydi ama ilk başta hissettiklerime ek bir şey katmadı. Ben de aramaya devam ettim. O zamanlar Türkiye’de çok ünlü olan, hayatın tüm gizemini çözdüğünü ve kendisini adeta Allah gibi lanse eden bir yoga eğitmeni olan bir grupla çalışmaya başladım. Hiçbiri et yemiyordu, kötü karma olduğu için… Diğer yandan orada yaşadıklarım ve gördüklerimin karmasını hiç hesaba katmıyorlardı. Oradan atıldım. O zaman çok üzüldüm bu yapılan haksızlığa anlam veremedim. Yıllar sonra o eğitmen deşifre oldu gazetelerde ve televizyonlarda; bu da onun karmasıydı…

Fransa'da kaldığım sürece yaşadığım çadırım:)
Fransa’da kaldığım sürece yaşadığım çadırım:)

Orada yaşadıklarımdan sonra benim yerimde belki başka bir insan olsa lanet olsun der yogayı bırakırdı ama ben hissettiğimin peşindeydim, bana huzur veren o gücün peşindeydim. Ve bunun çakralarla, mucizelerle, kundalini enerjisini pazarlayarak yaapanlarda olmadığını gördüm. Bir yolu olmalıydı. Yurtdışında eğitim almaya karar verdim.

Bu arada şunu açıklama gerekliliğini şiddetle hissediyordum. Ben o zamanlar çok korkaktım, karanlıktan korkardım, yalnız başıma bir başka şehire bile gitmek benim için büyük bir meseleydi. İlk eğitimi alıp ikinci eğitimde uğradığım hayal kırıklığından sonra İstanbuldaki bir takım kurslara katılmaya başladım. Ve orada değişik insanlarla tanıştım, dünyanın dört bir yanında eğitimlere katılmışlardı. Çoğunluğunun gittiği Fransa’da bir hoca vardı. Hindistan’da önemli gurularla çalışmış. Son derece iyi eğitimli ve kültürlü. Tüm bu tecrübelerini de kendisinin kurduğu sistemde birleştirdiği söyleniyordu. Ona gitmeye karar verdim. Giden arkadaşlar bana detaylı bir yol planı çıkardılar ve gittim.

Yoga eğitimi aldığımız büyük çadır. Eğitim sabah 07:00de meditasyonla başlıyor. Öğlen iki saat yemk molası oluyordu. Sonra 17:00- 18:00'a kadar devam ediyordu. Sabahları Çadırın içinde soğuk eksileri bulduğu oluyordu ve biz çıplak ayakla yapıyorduk hareketleri.
Yoga eğitimi aldığımız büyük çadır. Eğitim sabah 07:00de meditasyonla başlıyor. Öğlen iki saat yemk molası oluyordu. Sonra 17:00- 18:00’a kadar devam ediyordu. Sabahları Çadırın içinde soğuk eksileri bulduğu oluyordu ve biz çıplak ayakla yapıyorduk hareketleri.

Oraya giderken yoga konusunda kendime çok güveniyordum. Bir sürü eğitime katılmıştım. Yurtdışındaki hocaların dvdleriyle pek çok teknik öğrenmiştim. Kendi kendime bu artık cilası olur diyordum. Bu yüzden de herşeyin hızlı ve yoğun bir şekilde öğretildiği Depth Intensive kursuna gittim. Kursa başladığımız ilk gün hoca bizimle bir konuşma yaptı. Hatırladığım buraya niye geldiğimizi sordu. Kendisinin bize bir şey öğretemiyeceğini, bizim keşfetmek istediklerimizi evde tek başımıza keşfedebileceğimizi söyledi. O zaman onun ne demek istediğini anlamadım.

Orada o sene çok zorlandım çünkü bedene yaklaşım, hareketleri gösterirken verilen yönergeler, kısacası herşey o zamana kadar yoga diye öğrendiğimden farklıydı. Kurs bittikten sonra dönüş yolunda tek düşündüğüm: “Benim kesinlikle bir daha gitmem gerek.”

Ondan sonraki sene yine gittim. Bu sefer apprentice(çırak) olarak iki ay kaldım. Ondan sonraki sene bir daha gittim ve eğitmenlik sertifikamı aldım. Sertifikayı almak için cevaplamam gereken yazılı bir sınav vardı ve bunu tamamlamam altı ayımı aldı. Çünkü soruların cevapları hiçbir yerde yazılı değildi.

Hayatım an be an güzelleşti. Hiçbir zaman için kendimle uğraşmam bitmedi, bitmeyecek de. Zaten mesele de buymuş anladım. İnsan olmak demek ben oldum demek değilmiş, insan olmak bitmeyen bir süreçmiş. Aslında yoga dediğimiz şey de insan olmaya, insanlığın hakkını vermeye çalışmaktan ibaretmiş.

4 thoughts on “YOGA HİKAYEM 1: NİNJA

    1. Zülal Hanım, yogaya başlamanın güzel yaşı yok, hazır olmakla ilgili:) Siz başlayacağım diyordunuz, ne oldu?

      yorumunuz için çok teşekkür ederim

      sevgi ve ışıkla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir